Mükemmel siyasal sistemin imkânı ve imkânsızlığı | Hür Fikirler

.: Berk Ünlü

Mükemmel siyasal sistemin imkânı ve imkânsızlığı

Mükemmele ulaşma

Hayatın sizin dışınızdaki tümünü düşünmeden önce kendinizi düşünün. Mükemmel biri misiniz? Birey bu soruda kendisine ne kadar samimi olursa kendisi dışındaki dünyayı açıklarken de o kadar başarılı olabilir. Meseleyi bireyden uzaklaştıralım ve “dış dünyaya” biraz bakalım. Dünya mükemmel bir yer midir? Bireylerin bu soruya yanıt vermeye çalıştıklarını hayal ediyorum. Evet veya hayır arasındaki tanımlanan “dünyaların” hayalî çokluklarını düşündükçe sanki mesele aklımın sınırlarının dışına taşıyor. ‘Peki ama hangi dünya, bu dünya’ diyenlerin çokluğunu düşünüyorum. Hayalini kurmam gereken dünyaların sayıları gitgide artıyor. Bu dünyanın içeriği nedir diyenleri düşündükçe de meseleyi akışına bırakmam gerektiğinin farkına varıyorum. Madem konu dünya mükemmel midir sorusuna geldi biraz da siyasalın mükemmelini kurcalayalım. Yine soralım. Mükemmel siyasal sistemler var mıdır? Bireyler veya bireyselleşememiş insanlar, yine kendi kurguları ve akıllarının yeterliliği kadar farklı yapılardan bahsedebilirler. Ne kadar çok birey kendi farklı dünyasını kurgularsa o kadar farklı siyasal yapı ortaya çıkar gibi denebilir. Bir yandan ise tanımlanan siyasal sistemlerin şimdilik sınırlı yapısını da akılda tutarak, siyasal sistemin bir bütün olacaksa yapısının büyüklüğüne ve boyutunun içeriğine bakılması gerektiğini “akla getiriyorum.”

Mükemmellik eğer son nokta ise o son noktaya varmak o kadar da kolay olmayabilir. Ayrıca son nokta ne kadar arzu edilebilir bilmiyorum. Son nokta bir bakıma yokluk anlamına da gelebilir. Siyasala dönecek olursak bilmemiz gereken bir nokta olduğunu düşünmek durumdayız. İnsanî yapı olarak siyasal eğer sınırlandırılmaz ve kapalı halde tutulmazsa karmaşıklığa doğru yol alır. Bir bakıma içeriği sayısal olarak artış gösterir. Bireyin aklının sınırlarının ötesine kadar geçebilir bu karmaşıklık. Dünyayı bir siyasal alan olarak alın. Dünya siyasetindeki aktörleri düşünün. Aktörlerin sayısını tahmin etmeye çalışın. Aralarındaki ikişerli, üçerli, dörderli vb. ilişki ağlarını kurgulayın. Karşınıza nasıl bir dünya çıkıyor? Bu dünyanın ne olduğunu ve nereye doğru yöneldiğini “tam olarak” bilebilir misiniz? Tam olarak bilinemez olan bir sistemi anlamada ve ona ulaşmada mükemmelliği nasıl elde edeceksiniz? Son nokta neresi olacak ki? Bilinebilirin son yeri neresidir? Herkese her doğruluğu verebilecek bir siyasalın varlığı işin hangi tarafı? Sorular bile karmaşıklığa doğru ilerlerken, sistem ve içerik de karmaşıklaştıkça mükemmellikten uzaklaşılıyor.

Mükemmeli bulamama

Siyasalı oluşturan öğelerin perspektifinden baktığımızda karşımıza çıkan ideolojilerden ikisine mükemmel siyasallık açısından bakalım. Bu iki ideoloji de “her şeyi” açıklayabileceklerini ve “her şeye” yön verebileceklerini düşünüyorlar. Bunlar sosyalizm ve anarko kapitalizm. Sosyalizm her zamanki çok bilirliği ve büyükleniciliği ile geçmişin tam olarak ne olduğunu biliyor, bugünü tamamen açıklıyor, geleceğin nasıl olacağını ise “kesinlikle” biliyor. Bu kadar zamandır yanılıyor ama yanıldığını da kabul etmiyor. Belki yanıldığını bilmiyor. Mükemmel olduğuna öylesine inanıyor ki inançlı olarak tanımlanan nefret ettikleri dindarların inançlılıklarını bile geride bırakıyor. Dünyanın son noktasını, son varoluş aşamasının nasıl sonsuz olacağını bugünden “biliyor.” Bitmek tükenmek bilmeyen kibriyle herkesin yanıldığını ve geçmişteki kötülüğü temsil ettiğini söylerken kendisinin mutlak doğrulukla tamamlanmış bir ideoloji olduğunu varsayarak imkânsızlığa, yani mükemmelliğe ulaştığını iddia ediyor. Bizim gibi meseleye bakış açısı geliştirenleri bilseler, muhtemelen bu bir iddia değil, “bilimsel bir gerçek” derler. “Ben” sosyalizmin bu “bilimsel gerçeklik dünyasını” da çok merak ediyorum. Bu dünyayı bir görebilsem muhtemelen çok mutlu olurdum. Düşünsenize size gerçekliği veren bir düşünsel alan. Hatta soyut bir kavram. Sırların sırrına erişmiş bir sosyalizmin mükemmellik noktası aynı zamanda.

Liberteryen biri olarak siyasal mükemmelliğe baktığımda karşıma iki beğendiğim kavramla çıkan anarko – kapitalizm geliyor. Bu iki tanımlayıcı kavram ne kadar hoşuma gitse de, düşünsellik olarak içeriği beni o kadar mutlu etmiyor. Kurucu rasyonalistliği ile siyasalın her alanına kendince bir açıklama getiren bir ideoloji olarak o da mükemmellik dünyasında yerini alıyor. Bir bütün içinde neler “yapılarak” sistemin nasıl kurgulanacağını iddia ediyor. Varolan bütün “yanlışlıkları” devrimsellikle ortadan kaldırarak “tüm doğruları” nasıl “kuracağını” anlatıyor. Aklına gelebilen her siyasal yapının tam doğrulukla, bugüne kadar tecrübe dahi edilmemiş olsa bile, nasıl işletilebileceğini rahatlıkla söyleyebiliyor. İmkânsızlık teorisi olarak devletsizlik halinin bile kurgusunu anlattığını iddia edebiliyor. Kapitalizmin özel mülkiyet haklarının kim tarafından korunacağına getirmeye çalıştığı açıklamalarla, meselenin devletsizlik ile yani belirli bir siyasal alan içerisindeki en yüksek otorite olmadan çözülebileceğini anlatıyor. Bugüne kadar ortaya çıkmamış fakat bugünden sonra geleceği “bilindiği iddia edilen” devlet olmayan güvenlik yapıları ile özel mülkiyetin korunacağını – özel mülkiyetin nasıl korunabileceğini başka bir yazıda açıklamaya çalışalım- söylüyor. En güçlü koruma aygıtının zaten doğal olarak devlet olacağını düşünemeden. İnsanî zaafların ötesinde her şeyin tıkır tıkır yani mükemmellikle kendi sisteminde işleyeceğini iddia etmesi dolayısı ile büyük ihtimalle o da yeryüzü cennetini bulamayacak. Ben mükemmeli bilemediğim için gelecek böyle olacak diyemiyorum. Geleceğin nasıl olacağını bilseydim eğer, mükemmelliğin tanımladığı son noktada ölmüş olurdum veya ölmeme bir an kalmış olurdu.

Yeryüzü cennetini bu dünyada arayanlar galiba arayışlarını olumlu bir sonuca ulaştıramayacak. Mükemmelliğe vardığını düşünenler büyük olasılıkla normalliklerinde yaşamaya devam edecekler. Hayalini dahi kuramadığımız mükemmellik durumunun en azından düşüncelerinde olduğunu söyleyenlere inanmak bir anlığına güzel olabilirdi. Fakat o bir an sonrası, mükemmellik içinde son nokta oluyor. Oraya varmak isteyenler serbestçe varabilirler. Bir de, oraya vardıklarında kendilerini neyin beklediğini düşünsünler.