.: Yorum Analiz

Muhafazakârlık, Fenalığın Yerel İcadı ve Küreselin Kategorik Üstünlüğü – Hüsrev Tabak

Küresel normlar yerel bağlamlarda sıklıkla benzer eleştirel direnişlere maruz kalıyor. Bu alışıldık bir durum ve dönüştürücü liberal söylem açısından bu direnişleri kategorileştirmek görece kolay, çünkü sıklıkla direnişin merkezinde muhafazakâr refleksler yatıyor. Böylece dünya geneline yayılmış ve küresele karşı benzer cevaplar üreten bir muhafazakârlıktan bahsediyoruz. Bu fikrin küreselliği açıkçası kulağa bir tezat, bir oksimoron durum gibi geliyor. Nihayetinde yerlilik, otantiklik ve tarihsel biriciklik iddiasının bu kadar kuvvetli olduğu muhafazakârlıkta dünyanın başka yerlerindeki birileriyle aynı şey söylemek, yani esasında tersten küresel bir cevap üretmek, muhafazakârlığın (muhafazakâr kişi açısından muhakkak) doğasına ayrı bir husus gibi duruyor. Ancak biz şunu biliyoruz, dünya genelinde muhafazakâr sağ siyaset küresel normlara üç aşağı beş yukarı aynı tepkiyi veriyor – kamu gücü ve devlet müdahaleciliğiyle vatandaşlarının ve toplumun ahlâkını ve değerlerini küresel süreçlerin yıpratıcılığından koruma iddiasında oluyor. Küresel toplumsal cinsiyet normlarına karşıtlık, bu minvaldeki muhafazakâr tersten küresel siyasetin en net örneklerinden. Bizde de, örneğin, yerli muhafazakârların İstanbul Sözleşmesine yerli karşıtlığı süreci, küresel toplumsal cinsiyet karşıtı hareketle (anti-gender movement) yerli muhafazakârlarımızın paylaştığı ortak söylemsel zemini apaçık gösterdi. Ailenin öneminden toplumsal yozlaşmaya ve cinsiyetsiz toplum mühendisliğine… yerli karşıtlar küresel karşıtlarla aynı şeyleri söyleyerek Sözleşmenin önce feshini ardından o sözleşmeye referansla hazırlanan tüm kanunların iptalini istediler. Sözleşmeye karşıtlığı yerli olanı korumak ve geliştirmek üzerinden yürüten ve yerlinin biricikliğini savunan bir toplumsal siyasal blok için küresel bir hareketle aynı şeyi söylemenin yerlilik açısından anlamı nedir? Küresel bir karşıtlığın parçası olan bir söylem ne kadar yerli olabilir? Burada yürütülen yerlilik ve küresellik ilişkisinin anlamını aşağıda açacağım, hatta bu yolla ‘yerli fenadır/kötüdür’den kastın ne olduğunu da detaylandıracağım. Ancak bu küresel karşıtlıktaki ortak söylem üzerine birkaç şey ifade etmek isterim.

Toplumsal cinsiyet tartışmaları çıktığında Vatikan tarafından da ifade edilen ve bugün Latin Amerika’dan Uzak Doğu Asya’ya ve Avrupa’ya dünyanın pek çok yerinde güçlü bir muhalefet teşkil eder hale gelmiş olan toplumsal cinsiyet karşıtı hareket bize belirli fikirlerin dünyanın farklı yerlerinde benzer şekilde ifade olunduklarını gösteriyor. Bu küresel ölçekte bir dolaşım mı, yoksa toplumlar küresel fikirlere karşıtlıkları yerli gerekçelerle kendileri mi keşfediyorlar? Bu soruda kadim bir tartışma gizli, kültür antropolojisinde medeniyetin oluşumunu açıklamak için kullanılan yayılım (diffusion) vs bağımsız icat (independent invention) tartışması. Toplumsal cinsiyet karşıtlığı küresel bir dolaşımda mı yani bu anlamıyla bir yerin yerlisi değil mi, yoksa bu karşıtlık farklı kültürlerde ve yerellerde yeniden ve birbirinden bağımsız olarak mı üretiliyor? Her ikisi de doğru olabilir. Her topluluk sahip olduğu dünyayı anlama biçimiyle bu yaklaşımı bağımsız olarak üretiyor olabilir. Benzer kaygılara sahip insanlar maruz kaldıkları benzer ‘tehditler’ karşısında benzer çözüm yolları üretiyor olabilirler. Bu çözüm yolları noktasında birbirlerini etkiliyor da olabilirler. Karşıtlığın güçlü olduğu, entelektüel olarak da kuvvetle desteklendiği bir ortamdaki karşıtlık mücadelesinin dünyanın geri kalanına yayılması daha kolay olabilir. Vatikan’ın bu konudaki müdahilliği örneğin toplumsal cinsiyet karşıtlığının yayılmasını kolaylaştırmış olabilir. Dahası bu karşıtlık dolaşım halindeyken kültürler arası geçişlerde dönüşüyor, dönüşmüş formları da yeniden dolaşıma giriyor da olabilir. Bu cevaplardan her biri yerli olmayı önemseyen ve yerlinin biricikliğini merkeze koyan muhafazakâr yaklaşım açısından sonuç doğurucudur.

Yayılım tezi yerli karşıtlığın yerliliğini sorgulatacak bir husus, hele de muhafazakârların küresel toplumsal cinsiyet savunucularını yerli olmamak ve küresel emperyalist süreçlere katkı sunmakla, onların oyununa ortak olmakla suçladıkları bir bağlamda benzer bir küresel ortaklık içerisinde görülmeleri onlar açısından bir tezat oluşturuyor. Bağımsız icat, bu noktada, yerlilik açısından konfor alanı geniş olan cevap gibi duruyor. Buna göre, muhafazakârlar kadim geleneklerinin onlara sağladığı sezgiyle yerli kıymetlerini korumak için küresel zararlı cereyanlara karşı direniyor, başkaldırıyorlar. Dünya’nın diğer mekânsal alanlarında başka insanlar da kendi yerli kıymetlerini korumak için aynı cereyanlara kendi yerli başkaldırılarını yapıyorlar. Bu düşünce küresel bir muhafazakâr dayanışma ve muhafazakâr-birbirinden-öğrenme ihtimalini ortadan kaldırıyor. Ancak, buna karşıt biçimde küresel birbirinden öğrenmenin sağ muhafazakâr refleksler için de geçerli olduğunu, yani yayılım tezinin muhafazakârlar için de geçerli olduğunu düşünen kişilerin olduğunu da belirtelim. Aileyi ve geleneksel toplumsal ilişkileri sürdürmek konusunda dünya genelinde bu kadar insanın aynı sonuca varması, hepsinin de bunu kendi yerli hikâyelerinden esinlenerek ve etkileşimsiz biçimde yapmış olması fikri bazı insanlara inandırıcı gelmiyor. Örneğin, yakınlarda toplumsal cinsiyet adaleti üzerine bir çalışmamıza Türkiye’den bir hakemin yaptığı yorum aynen şöyle: Türk köşe yazarları ve gazeteleri İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı çerçevesindeki argümanlarını “ya Avrupa’daki karşıtlardan doğrudan aldılar ya da onlardan fazlaca etkilendiler. Onların tamamen yerli cevaplar olduğuna inanmak zor. Polonya ve Macaristan’daki pek çok köşe yazarı neredeyse tamamen aynı dili kullanıyor ya da aynı argümantasyonu yapıyor”. Hakem bunu söylerken yerli ve küresel olanın birbirinden kolaylıkla ayrılabilen unsurlar olmadığını anlatmaya çalışıyor. Kaleme aldığımız metindeki spesifik bir bağlam üzerine yapılan bu yorum, yayılım vs bağımsız icat ikiliğinin bu karşıtlık ilişkisi için anlamını tekrar görmemizi sağlıyor.

Yukarıda bahsettiğim yerlinin/küreselin fenalığı hususu tam da burayla ilişkili.

İster bağımsız bir icat, ister yayılım üzere olsun muhafazakâr karşıtlıkta yerli olanın kıymeti küresel olanın fenalığı/kötülüğü üzerinden meşrulaştırılıyor. Buna göre küresel, kültürü yozlaştırıcı, gelenekleri yıkıcı, nesli bozucu ve feminizm örneğinde görüldüğü gibi totaliter bir fenalık öngörüyor. Yerli’nin iyiliğini gösteren şey ise yerliliğin onun sahibi olan topluma tarihsel biriciklik ve varlık imkânı sağlaması oluyor. Yani yerli olanın kıymeti yerli olarak tanımlanabilecek bir şeylerin varlığına olan ihtiyaçtan ileri geliyor. Küresele şüphe de bu yerliliği sürdürmeye olan ihtiyacın bir tezahürü.

Yine, ister bağımsız bir icat, ister yayılım üzere olsun küreselin kıymeti yerli olanın fenalığı üzerinden anlam kazanıyor. Küreselci yaklaşımda yerli fenadır çünkü yerli kıymetler, yerelleştirilmiş küresel uygulamalar olarak, sıklıkla bir sömürü ilişkisinin habercisidir, tıpkı küresel olarak atfedilen değerlerin dayatılmasından doğduğu söylenen o sömürü ilişkisindeki gibi (postyapısalcı yaklaşımlar sağolsun). Çünkü yerlilik bir dayatmadır. Hem kurucu hem düzenleyici hem de ödev yükleyici bir dayatma. Eşitsizlikleri dondurur ve sürekli kılar.

Ancak küreselcilik ile muhafazakârlık arasındaki bu karşılıklı fenalık/kötülük atfetme hali temelde muhafazakâr akla fayda sağlayan bir husus, çünkü bu ikiliğin devamından nemalanan muhafazakâr akıl oluyor. Bu açmaz sarmalından kurtuluşun formülü ise yereli ve yerliyi kavramsallaştırmaya çalışmak yerine küreselin ne olduğunu daha iyi anlatmak.

Daha önce de ifade etmiştim, liberal değerlere atıfla, ‘küresel değerler rakip bir yerelin değerleri değillerdir’, diye. Küresel olarak adlandırdığımız şey, özünde, insanın doğasına yönelik bir uzlaşı haline işaret ediyor. İndirgemecilik yapmaktan imtina ederim, insan doğasına ilişkin uzlaşıdan kastım, dünyanın her yerelinde kendini gösteren insan tecrübelerinin aynılığına/benzerliğine ilişkin bir uzlaşı. İnsan ilişkilerindeki değişkenler aynı olduğunda insanların başına gelen şeylerin benzerliğine ilişkin bir uzlaşı. Hem iyi uygulamalara hem de kötü uygulamalara ilişkin bir uzlaşı. Örneğin, her yerde iktidarlar bağımsız denetime tabi olmayınca yozlaşıyor, mutlakiyetçileşiyor, totaliterleşiyor. Lider kültü her toplumda birey iradesini hiçleştiriyor. Yapısal şiddet toplumların tümünde mevcut, birinde değil. Her topluluk dünya üzerindeki yereller arasındaki eşitsizliği meşru görebiliyor, dahası bu eşitsizlik devam etsin diye uğraşıyor; ulusal çıkarın meşruluğu bunun apaçık göstergesi. Peki, burada olan şey ne? Hemen söyleyeyim, küresel çapta bir ‘yerli olanın fenalığı’ hali bu, yani tersinden bir küresele yayılmış fenalık hali. İnsanlığın makûs talihinin küresel tarihsel toplumsal hikâyesi. Bağımsız icat vs yayılım argümanına atıfla, ister yayılmış olsun ister topluluklar bunları kendileri icat etmiş olsunlar, geleneksel, gelenekselci, muhafazakâr toplumlar gerek birey-toplum, gerek devlet-toplum, gerekse devlet-birey ilişkisinde toplumun bir kesimi (ya da bir toplum) lehine diğerleri üzerinde yaygın zulüm uyguluyor. Bunu meşru da görüyor.

Küresel değerler denilen şeyler işte tam da bu noktada ortaya çıkan ve bu küresele yayılmış fenalıktan kurtuluşun reçeteleri oluyorlar. Küresel değerler, insanlığın ortak tecrübesi olan bu tür uygulamalardan türemiş, öğrenilmiş dersler. Küresel, bir tecrübe sağımı hali; ortak acılardan, ortak zulümlerden, insanlığın makûs talihinden geriye kalan şey. Küresel, kötülükle ortak mücadelenin ya da kötülükle mücadele ortak tecrübesinin bir dışavurumu, tezahürü. Küresel olanın yerli olana üstünlüğü buradan kaynaklanıyor. Küresel, tarihsel tecrübeler ışığında bize yerli fenalıklardan korunma yollarını, onları aşma yollarını gösteriyor. Küresel denilen şey bir tür ölçek, analoji yapmak gerekirse bir süzgeç. Yerli tecrübelerin süzgeci. Küresele yayılmış yerli tecrübelerden fenalıkları süzüp iyilikleri belirlemenin süzgeci. İnsanlığı küresele yayılmış yerli ve ortak kötülüklerden arındırıcı bir süzgeç. Özetle, insanlığın iyi tecrübelerini yaygınlaştırmanın, kötü tecrübelerini ise gayrimeşrulaştırmanın ve azaltmanın bir aracı, küresel.

Buna yönelik, bir yerliöven olarak muhafazakâr akıl, kendi kötüsünü başkasının iyisine tercih edecektir. Çünkü dedim ya, bu yerlinin biricikliği, eşsizliği ve diğerlerine üstünlüğü muhafazakârların iktidarlarının sürmesinin, hele de popülizm çağında, en temel yolu. Küreselciler tam da bu oyunu açık ettikleri için muhafazakârların hedefindeler.

* Hüsrev Tabak, Uluslararası İlişkiler doçenti