.: Ünsal Çetin

Müdahalecilik Bizi Kurtarabilir mi?

Yaşadığımız sorunların paradigmamızdaki sorunların bir yansıması olduğu muhakkak. Serbest piyasa ekonomisinin teorisinden, tarihsel tecrübesinden yoksunluğumuz serbest piyasa paradigmasından habersizliğimizle birliktelik kuruyor.

Thomas Sowell’in de dediği gibi, yaşadığımız dünyada aslında ‘çözümler’ yok. Her biri kendi fırsat maliyetine sahip ‘tercihler/seçimler’ var. Tercihler ister bireysel olsun, isterse siyasi, değişmeyen bir gerçek bu. Örneğin, son birkaç ayda kur seviyesi yükselmedi diye kendi kendisini kutlayan zihniyet ‘sorun çözdüğünü’ zannetse de, sorunun doğal sonucunu baskı altına aldığını, sorunu ileriki bir fazda şiddetlendirme maliyetini bütün bir ekonomiye yüklediğini/yükleyebileceğini fark etmez. Bu fark edemeyişin altında, kuvvetle muhtemeldir ki onun ‘devletçi çözümlerin’ mümkün olabileceği şeklindeki zannı vardır.

Son bir haftanın finansal tecrübesi bunun bir başka kanıtını daha verdi bize. Alınan tedbirlerin çarçabuk övüngeni olan devlet bizlere bu kırılganlığın neden yaşandığına dair doyurucu bir açıklamayı halen sunabilmiş değil. Ağustos 2018 kur şoku sonrası tedbir diye atılan adımların geçici çözüm olduğunu, (yani aslında çözüm olmadığını), ekonomi politikasında piyasa dostu, güvenilir, şeffaf, devamlılık gösteren, kurala dayalı iyileştirmeler olmadıkça, devlet müdahalesinin ‘bir maliyete sahip’ olacağını söyleyenler haklı çıkıyor. Müdahale dürtüsü ‘müdahaleyi’, müdahale ise bir sonraki adımda ‘daha fazla/sert müdahale’ kısır döngüsünü dayatıyor. Sorumluluk mevkiinde olanların ‘Bir önceki adımımızın sonucu olarak bu kırılganlığı yaşadık’ idrakini göstermesi mümkün olmadığı için de, tecrübemiz ‘ülke olarak’ bize yeterince öğretmiyor.

Öğretmek bir yana, serbest piyasayı imkânsız olana erişemediği için suçlama şeklindeki anlayışın örnekleri ile karşılaşabiliyoruz. Neo-liberalizm taşlamalarıyla süslenen bazı söylemlerde, ders kitaplarındaki tanımıyla ‘tam rekabet piyasası’ olmadığı için, piyasanın ‘eksik/aksak’ olduğu söylenip, bu nedenle de piyasanın devlet müdahalesine ihtiyaç duyduğu sonucuna varılıyor. Buradan, Deus ex Machina’nın piyasanın eksikliklerini giderebileceği fikrine ulaşılıyor. Bu makine, piyasaya müdahale ederken beşeri bir kurum olmanın kısıtlarıyla malul olmadığı her nasılsa varsayılan ve böylece zımnen tanrısal olduğu kabul edilen, ilk harfi büyük yazılan ‘Devlet’tir.

Milton Friedman, “Fiili, hareket eden bir sistemi var olmayan ideal bir sistem ile karşılaştırmanın anlamı yok” dediğinde gayet haklıydı. Friedman bu sözüyle ayrıca, serbest piyasanın ne olmadığına da işaret ediyordu. Hayalî bir mükemmellik sahibi tam rekabet piyasası, yeryüzündeki gerçek piyasayı yargılarken bir mihenk taşı değildir. Ve elbette, bu hayalî mükemmellik ekonomi politikası kararlarına da kılavuz olamaz, olmamalıdır.

Merkantilist, sosyalist veya kapitalist bütün ekonomik sistemlerin ortak problemi ‘koordinasyon problemi’dir. Ne üretilecek, ne kadar ve kimin için üretilecek, hangi fiyata tüketiciye sunulacak; en nihayetinde, üretim yapısı tüketici tercihleriyle nasıl olup da örtüşecek ve bu sayede piyasa geneline de yayılan makroekonomik krizlerin (Avusturyacı bakış açısıyla, mikroekonomik hatalar salkımının) önü alınacak? Bu temel sorunu çözmede serbest piyasa ekonomisinin üstünlüğü, alternatiflerinden daha etkin bir şekilde hataları teşhis etme ve ayıklama yeteneğine sahip olmasıdır.

Milyarlarca ekonomik karar biriminin tercihleri sonucunda oluşan kâr ve zarar bir piyasa disiplini sağlar. Sistem sürekli olarak daha etkin üretime doğru gayret eden dinamik, rekabetçi bir keşif sürecidir. Girişimciler bu çetrefil, dikenli tel ve çukurlarla dolu dinamik sürecin hizmetkârıdır. Kâr ve zarar sonuçlarının sağladığı geri bildirim onların kararlarını tadil eder. Bu tadilatın etkinliğinin budanmaması için fiyatların tamamen serbest olması gerekir. Bu serbest fiyatlar sistemidir ki dinamik keşif sürecini değişen koşullara intibak ettirir. Ders kitaplarının hayalî tam rekabet piyasası değil, gerçek dünyanın ‘mümkün olan’ piyasası işte bu şekilde doğar.

Mises, Hayek, Kirzner gibi Avusturya Okulu ekonomistleri 20. Yüzyılda kaleme aldıkları eserlerle görünmez elin işlevsel olmak için tam rekabet koşullarına ihtiyaç duymadığını göstermiştir. Gerçek şu ki, evet piyasa eksiktir; girişimsel kararları tadilat süreci zaman alır, bu arada hatalı fikirler kaynak israf eder, hâlihazırda yapılan ile daha iyi yapılabilecek olan arasında fark vardır. Girişimciler keşif kabiliyetlerini zayıflatan önyargılara, kültürel kodlara, risk algılarına sahip olabilir. Ancak, en az bu olgular kadar geçerli olan diğer bir gerçek daha vardır; beşeri bir kurum olarak devlet daha da eksiktir. Deus ex Machina olmak bir yana, devlet asla bir müteşebbisin algılarına sahip olamaz. Devlet ve onun işletmeleri iflasa tâbi olamaz. Devlet fiyatları çarpıttığı zaman fiyat sisteminin doğru bilgi iletmesine engel olur. Devlet, piyasanın yerine geçip kazanan ve kaybedenleri belirledikçe, kaynak dağılımını bozar, piyasanın hatalı girişimsel kararları teşhis etme ve ayıklama yeteneğini köreltir. Devletin güya ekonomiyi destekleme, teşvik etme çabasına girişmesi sadece bir önceki aşamada devletin gereğinden fazla kaynağı özel kesimden çekmiş olduğunu gösterir. Net etki, birileri caydırılırken, diğerlerinin teşvik edilmesidir.

Görünmez el, finans piyasalarında da işlevseldir. Nasıl mı? Bir seçim öncesi dolar yükselmesin diye, (yani yine popülist bir sebeple) dolara akan talebin önüne devlet eliyle set çekerseniz, elbette dolar yükselmeyebilir. Fakat, kontrol bende edasıyla konuşan siyasetçilerin ve çok zeki pozlar takınan finans bürokratlarının öngöremediği şekilde; borsa %11 düşer, tahvil faizleri 3 puan artar, Türkiye CDS’i %30 yükselir. Ancak siz serbest piyasa paradigmasından mahrum olduğunuz için, bu muhteşem Pirus Zaferinden ötürü kendinizi yine de tebrik edersiniz.

Siyasetçi ve bürokratların, kısaca devletin piyasa aksaklıklarını gerçekten düzeltmesi sizce mümkün olabilir mi? Siz istediğiniz kadar piyasa sonuçlarını baskı altına alın, su akar yolunu bulur, piyasa mekanizması hükmünü icra eder. Yaptığınız müdahale, zaten güçlü olan seçimden sonraki kur yükselişi beklentilerini besler, ülke riskini artırır ve yabancı yatırımcıyı sizden daha da uzaklaştırır.

TCMB’nin 2018 Faaliyet Raporunda yer alan aşağıdaki grafik uzun uzadıya anlatıma ihtiyaç duymayan bir resimdir. Öncelikle vurgulanmalıdır ki, TCMB fiyat istikrarını, yani %0-2 aralığını zaten hiç hedeflememiştir. Ve de, çok uzun bir dönem boyunca TCMB kendi belirlediği enflasyon hedefini dahi tutturamamıştır. Para politikasının ve TL’nin itibarsızlığına işte böyle sebep olunur. Devlet sahici anlamda fiyat istikrarını adeta hiç istememiştir.

Dolarizasyonun sorumlusunun kendi işini iyi yap(a)mayan devlet olması gözden kaçmamalı. Kendi işini yapamayan devletin piyasaları dövmeye çalıştığı ilginç günlerden geçiyoruz. Dolarizasyon gibi, birikimli fiyat istikrarsızlığının kaçınılmaz bir sonucu ile karşılaşınca piyasaları tehdit diliyle istediği noktaya getireceğini zannetmek özellikle bu ülke için aşırı riskli bir hatadır.

15 yılın yönetim tecrübesinden sonra ve bu yönetim tecrübesine rağmen, bu hatanın işlenmesini sağlayan şey, ülke olarak piyasa ekonomisini felsefî arka planıyla birlikte benimseyememe başarısızlığımız gibi görünüyor.