.: Yorum Analiz

Miras – Yavuz Selim Erfidan

İnsanların gelenekçi olmasına ya da hayatlarında geleneksel değerlere sahip olmasına gerek yok. En bağlamsız değerlere sahip olanların bile kaçınmayacağı bir şey varsa; o da, mirastır. Çok uzaklardaki bir akrabanız ölse ve büyük servetini sizden başka gönül rahatlığıyla bırakabileceği bir tek akrabası dahî olmasa; serveti, sizin için, çok uzun zamandır görmediğiniz bu akrabanızdan bir piyango olur. Miras bu kadar somut ve değeri herkesçe kabul edilmiş olunca onu kabullenmek çok zor olmayacaktır. Ancak her türlü mirasın müşterek tek özelliği size geçmişten bir şeyler getirdiğidir.

Bireyler olarak miraslarla ilişkimiz kişisel olarak tanıştığımız ya da bir bağ ile bağlandığımız ailemizin kararlarının sonuçlarıyla alakalıdır. Anne babamız iyi insanlar olabilir, ama miras bırakma konusunda sizi tatmin etmeyebilirler(Elbette her anne babanın en büyük mirası evladıdır). Ya da dedeniz filmlerdeki gibi muzip ve sevecen bir dede olabilir, ama zamanında değerleneceği söylenen o arazileri alma konusunda biraz tembel davranma ihtimali hayli yüksektir. Böyle nedenlerden dolayı onlara kızar, belki bir ah çekebilirsiniz. Zamanında aldıkları ya da almadıkları kararların sonuçlarına genellikle onlar yaşarken de katlanırsınız ama o sırada sorumluluk onlardadır. Size miras olarak bıraktıklarını ya da bırakmadıklarını farkettikçe o kararlara daha çok sevinir ya da üzülürsünüz.

Önemle üzerinde durmanız gereken ise mirasın sadece merkez bankasınca ölçülebilen bir şey olmaması. Örneğin taşradan kente taşınma kararı verdiğinde dedeniz size kentli bir hayatı miras bırakmıştır. Kentli olmak uzun bir süre çaba ister. Ve bu çabanın altın cinsinden değerinin ölçüldüğünü hiç görmedim. Ya da size düzensizlikten ve çalkantılı olmaktan uzak bir aile hayatı  vermek için çalışan babanızın, bu hayat için gösterdiği çaba gelecekte yolunuza ışık tutacak bir miras olacak ama onunla asla bir gayrimenkul sahibi olamayacaksınız. Böylelikle miras, maddi olduğunda iyice anlaşılan ama sadece maddi bir değerle ölçülemeyecek kadar da büyük bir değerdir.

Bütün bunlarla beraber geçmişten gelen her şey, her zamanda gönül rahatlığıyla üstlenilecek şeyler değildir. Alınan kararlarda hatalar, yanılgılar ve keyfilikler olabilir. Bunlar da zaten bir değer yaratmaz ve değer yaratmadığı için miras değildir. Önemli olan geçmişinizden bugünümüze dair bir değer üretmesidir. Pek çok insan farkında olmasa da geçmişinden aldığı değerlerle hayatına devam eder. Bunların hepsi mirastır. Geçmişe pejoratif bakanların bile reddedemeyeceği bazı miraslar vardır, tıpkı çok uzak bir akrabadan kalan servet gibi. Mirasın maddi bir karşılığı olduğunda herkes onu kabullenir. Çünkü bu değerin farkına varması daha kolaydır. Maddi anlamda miras toplumun tamamının önemsediği bir değerdir. Kişisel olarak geçmişten gelen değerleri anlamak bireyin kendisinin üstlenmesini gereken bir sorumluluktur. Kimsenin önemsemediği bazı değerler sizin için çok faydalı olabilir. Maddi olmadığı takdirde de değerli olan bir çok şey vardır. Önemli olan geçmişten gelenlerin değerli olanlarını keşfedip ondan faydalanmaktır. Hayekyen bir tarzda gelenekten ve yaşamdan faydamıza olan şeyi alıp faydamıza olmayanı terketmek zorunda olmamız da buradan kaynaklanır. Dolayısıyla miras maddi olsun ya da olmasın geçmişten bugüne değerler taşırlar ve onların farkına varıp kullanmamız çok önemlidir. Bununla beraber, hatalar miras değildir, savunulmaya değmezler.

Birey olarak ailemizden bizlere bırakılan miras hayatımızı nasıl etkiliyorsa, toplumsal olarak da bizden önceki sosyal miras da sosyal hayatımızı o kadar etkiler. Toplum üreten bir makine gibi sürekli toplumsal değer üretir. Pek çok yasada yazmayan ama hepimizin uyduğu çoğu kuralı toplum üretmiştir. Bu kuralları ilerleyen zamanda değişen toplum da faydalı buluyor ki halen devam ediyor. Azalan toplumsal ritüeller de toplumun onu faydalı bulmayıp terketmesinden dolayı azalıyor.

Tüm bunların yanında siyasal anlamda da bir sürekli bir sonraki kuşağa miras bırakılıyor. Siyasal alan toplumun ürettiklerinin son kertede kendini gösterdiği alan olduğu için sistemler, yasalar ve kurumlar çok daha somut miraslar olarak kalıyor. Bir toplumda faşist bir ruh taşınıyorsa faşist bir iktidar, faşist kurumlar ve yasalar onun son kertede ve en somut hali olacaktır. Yani miras olarak bırakılan sosyal ruh zamanla miras olarak bırakılan bir siyasal yapı halini alıyor. Bu kadar somutlaştığı için de artık ona karşı sorgulamalar yapılamaz hale gelecektir. Düğünlerimizi nasıl yapıyor olduğumuz tartışılıp, toplum içerisinde onların değişmesi gerektiğini dile getirebilirken –ki hatta toplumumuzda pek çok sebepten ötürü düğün törenlerimiz değişti- evlilikle ilgili kanunda yer alan bir konuya eleştiri getirince gerici ya da batı meraklısı yaftasıyla karşılaşmamız bunun bir örneğidir. Sistemler, kanunlar, iktidarlar ve kurumlar birer siyasal mirastır. Onları inceleyip değerini farketmek için değerlendirmemiz gerekir. Ancak, bir ‘şey’ siyasal ise aynı zamanda sorgulanmaya da açık olmalıdır.

Sokrates’in idamı sırasında da tam bu ikilem ortaya çıkmıştı. Kişilik ve faaliyet olarak 70 yaşındaki bu adam, Atina’nın siyasal mirasına meydan okuyordu. Ayrıca kendi yetiştiği toprakların kurallarına bağlı kalacağını yıllardır orada yaşayarak da zımnî bir şekilde kabul etmişti. Atinalı bir vatanseverin Sokrates’e tepkisini bugün için çağdışı bulabilirsiniz. Ama bugün de sistem geçmişten aldığı siyasal mirası tıpkı Sokratesli yılların Atinası gibi dogmatik bir şekilde korur. Özellikle o sistemi var eden siyasal ve felsefi bütünün ifadesi olan şeyleri. Atina için Sokrates’in meydan okuduğu değerler neyse örneğin Amerika için de doğal haklar odur. Amerikan siyasal sistemi bu değerler üzerine oturmuştur. Ve onu asla tartışmaya açmazlar. Türkiye için ise her ne kadar kendisi geçmişten yararlanmadan peydah olduysa da dogmalaşmış ve tartışmaya açılmayacak olan siyasal miras; cumhuriyetçiliktir. Ne yazık ki faydalılığı ya da faydasızlığı bir yana hiç tartışılamamış ve tartışılamayacak olması onu tam bir dogma haline getirmiştir.

Bugün de kullanılan dil, yapılan işler ve alınan kararlar hem ailemiz hem toplulumuz hem de siyasal kültürümüz açısından bir miras olma niteliğindedir. Buradaki sorumluluk, hem neyi miras bıraktığımız konusunda hem de neyin faydalı, değerli ve tercih edilmeye değer olduğu konusunda bizlere düşüyor. Bir baba bir karar alırken, bu kararın gelecekte ailesine katkısının ne olacağını düşünürken, bir siyasetçi de aldığı kararın gelecekte nasıl bir etki yapacağını düşünmek zorunda. Yoksa siyasetçiler de tıpkı; o, değerlenmesi muhtemel ucuz arazileri almadıkları için dedelerine kızan torunlar gibi kendilerine kızan vatandaşlar görecektir.

Naftalin Dergisi, 27 Temmuz 2019