.: Murat Yılmaz

MHP Kongresi sertleşme mi yumuşama mı getirecek?

Kuruluşunun 40. yılında MHP ciddi bir kongre süreciyle karşı karşıya. Kongre MHP’nin kurucu genel başkanı ve efsanevi lideri Alparslan Türkeş’ten sonra ikinci genel başkanı olan ve şimdiden partiye damgasını vuran Dr. Devlet Bahçeli’nin yola devam edip etmeyeceğini ortaya koyacak.

MHP tüzüğüne göre ancak 5 dönem genel başkan olunabilmesine yönelik düzenleme bu kongrede değiştirilerek Bahçeli’nin önü açılacak. Böylece Bahçeli’nin liderliği üzerindeki spekülasyon sona ermiş olacak.

MHP gibi liderin özellikle ehemmiyetli olduğu bir siyasi gelenekte bu konunun karara bağlanması, açılımlar dolayısıyla siyasi kutuplaşmanın arttığı bir dönemde hayati derecede kıymet taşımaktadır. Türkeş sonrasında partiyi normalleştirerek devlet ve seçmen nezdinde meşruiyet problemini aşmayı başaran Devlet Bahçeli, parti içindeki iktidar mücadelesini aşarak lider hüviyetini kazanmıştır. Kürt meselesi, laiklik gerginliği dolayısıyla yaşanan Cumhuriyet mitingleri ve Ergenekon örgütünün kışkırtmaları karşısında MHP’yi ve ülkücü gençleri sokaktan uzak tutmayı başaran Bahçeli, bu şekilde bir siyasi parti lideri olarak ciddiye alınmaya başlamıştır. Bu hamlelerle MHP’yi seçmene yönelik politika yapan, dolayısıyla iktidarı sokakta veya cuntada değil sandıkta arayan bir modern siyasi parti haline getirme yolunda büyük mesafeler kat edilmiştir.

Bahçeli’nin bu başarısı MHP’nin demokrasi içinde siyaset yapan normal bir siyasi parti olarak değil siyasi istikrarsızlaşmada kullanılmasını isteyen ve buna alışmış çevrelerde rahatsızlık yaratmıştır. MHP’nin bir operasyon partisi olmasına izin vermeyen Bahçeli, bu yüzden parti içinde ve dışındaki bazı çevrelerin hedefi haline gelmiştir. Bu tepkileri de bertaraf etmeyi başaran Bahçeli, giderek Türk siyasi hayatının sağlıklı bir şekilde işlemesinde rol oynayan siyasi aktörlerden biri olmuştur.

Bahçeli de farkında

22 Temmuz seçimleri sonrasında kriz çözen ve demokratikleşmeyi destekleyen bir siyasi figür olarak temayüz eden Bahçeli’nin, özellikle 29 Mart 2009 seçimleri sonrasında sertleşmeyi ve kutuplaşmayı artırıcı söylemi bu bakımdan şaşkınlıkla karşılanmıştır. Bu yeni durumu anlayamayan ve sadece MHP’nin ideolojik taassubuyla açıklamaya çalışanların, MHP’nin yeni ve sert söyleminin ardındaki siyasi hesabı dikkate almadıkları anlaşılıyor. MHP ve Bahçeli açılımlara ve bilhassa Kürt açılımına en sert karşı çıkan siyasi parti olarak açılımların başarısızlığına yatırım yapan siyasi bir müteşebbis olarak değerlendirilmelidir. Dikkate alınması gereken bir başka faktör de, MHP’nin içinde olduğu kongre sürecidir. MHP’nin meşruiyetçi ve siyaset yapan normal bir siyasi parti olmasının yarattığı reaksiyonların, bir siyasi lider olan Bahçeli tarafından ihmal edilmesi düşünülemez. MHP’nin yeni sert söylemi, bu reaksiyona verilen bir cevap anlamına da gelmektedir.

MHP içinde Bahçeli karşısında aday olanların söylemindeki sertlik dikkate alınırsa, Bahçeli’nin yeni sert söyleminin bunlara bir cevap teşkil ettiği de anlaşılabilecektir. Ancak yine de bu söylemdeki sertliğin, MHP’nin Bahçeli döneminde oluşturduğu sağduyulu ve hükümet edebilir parti görüntüsüne ciddi zarar verdiği meydandadır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kongre sürecine girerken muhalifleri tarafından aleyhine kullanılabileceğini bilmesine rağmen, ülkücüleri sokaktan ve tahrikten uzak tutmak amacıyla teşkilata verdiği on emir, işin ölçüsünün kaçmakta olduğunu fark ettiğini gösteriyor.

MHP içinde Bahçeli’ye muhalif olan bir adayın söylemi, Bahçeli’yi Türk ve Müslüman olanları partiden uzaklaştırdığı iddiası, MHP’nin siyasi söylem ve ideoloji bakımından nasıl kurak, kısır ve kırılgan bir yerde durduğunu gösteriyor. MHP’nin ve milliyetçi hareketin temel meselesi, ideolojik haznenin ve siyasi söylemin zayıflığıdır. Esneklikten, stratejik derinlikten ve çoğulculuktan mahrum bu ideolojik hazne ve siyasi söylemin yeniden inşası, MHP’nin önündeki esas problemdir. Ancak Türkiye’deki herhangi bir siyasi hareketin başarmakta zorlanacağı böyle bir siyasi başarıyı, MHP’den beklemek gerçekçi olmayacaktır. MHP, kendi dışındaki milliyetçilerle sağlıklı bir ilişki kuramadığı için bu devasa sorunu halledecek kadrolardan da mahkumdur. Kaldı ki, milliyetçi aydınların bu sorunu aşabilecek yetenekleri ayrıca tartışmalıdır. Bu durumda, MHP’nin bu problemle yaşamaya devam edeceği anlaşılıyor.

MHP, karşıtlığın partisi olmamalı

MHP, dış siyasi şartların baskısı altında siyasi liderliğin basireti ve yeteneği nispetinde bu problemi aşacak veyahut problemin altında kalacaktır. Bu bağlamda MHP kongresinde genel başkanlık meselesi aşıldıktan sonra, MHP yönetiminde yapılabilecek değişiklikler tayin edici olacaktır. Bilhassa Oktay Vural’ın ve Mehmet Dikici’nin MHP’yi zor durumda bırakan sözleri hatırlanırsa, bir yenilenme ihtiyacı olduğu açıktır. MHP kongresi sonrasında dikkatle takip edilmesi gereken husus, genel başkan yardımcıları ve grup başkan vekilliklerinde yapılacak değişikliklerdir.

MHP’nin bütün problemlere rağmen, milliyetçiliğini ırk temelinde tanımlamaması bir şanstır. Kürt açılımında DTP çevrelerinde yaşanacak özeleştiriler ve AK Parti’nin yapacağı sembolik jestler, MHP’yi açılım sürecine katmasını sağlayamasa da nispeten makul bir çizgiye çekebilecektir. Bu aynı zamanda MHP’nin hikmeti hükümete uygun hareket etme refleksine de uygun olacaktır. MHP Kongresi, kongrede serdedilebilecek bütün sert sözlere rağmen kuvvetle muhtemelen bir yumuşamanın önünü açabilecektir. Burada kritik eşik, DTP’nin ortak tarih, kültür ve vatan kavramlarına yapacağı vurgudur. Bu şimdiye kadar yapılmamış bir vurgu olmasa bile, sembolik jestlerle ve uygun zamanlamayla yapılacak tekrarlara ihtiyaç vardır. Bu bağlamda AK Parti’nin açılımı, TBMM başta olmak üzere kamuoyunda tartışmaya açması tarafların sert de olsa kendilerini ifade etmesine imkan verdiği ölçüde yumuşatıcı rol oynayacaktır.

MHP’nin ve genel olarak milliyetçilerin kaçınması gereken husus, AK Parti’ye yönelik eleştirilerin Kürt düşmanlığı olarak anlaşılması ihtimalidir. Geçmişte Turgut Özal düşmanlığının MHP’yi devlet çizgisine savurduğu hatırlanırsa, MHP’nin AK Parti karşıtlığının reform ve demokratikleşme karşıtlığına dönüşmemesi önemlidir.

Zaman, 08.11.2009