.: Adnan Küçük

MHP Gittikçe Gerçek Kimliğinden Uzaklaşıyor Mu?

10 Ekim 2015 Günü Cumhuriyet tarihini en kanlı terör eylemi gerçekleşti. Tabii olarak bu hadise bütün dünyada yankı buldu. Bu hadiseye çeşitli partiler birbirinden farklı tepkiler verdiler. Kimisi güvenlik zafiyetinden söz etti, kimisi sorumlu bakanların istifa etmesi gerektiğini dile getirdi, kimisi de bu eylemin devlet tarafında, daha özelde de polisler tarafından gerçekleştirildiği yönünde akıl ve izan dışı beyanlarda bulundu. Kısaca bu denli sarsıcı bir eylem bile siyasi partilerin müşterek tavır sergilemelerini mümkün kılmadı. Kısaca kan üzerinde yürütülen ve vicdan sınırlarını zorlayan siyaset, teröre karşı ittifakın önüne geçti.

Burada MHP’nin özellik arz eden tavrı üzerinde durmak istiyorum. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP Genel Başkanı dışında TBMM’de grubu bulunan diğer iki parti genel başkanını, bu acımasız ve dehşetengiz terör eylemi karşısında müşterek politika belirlemek, teröre karşı bir siyasi duruş bütünlüğü oluşturmak üzere davet etti. Bu davete CHP lideri olumlu cevap verdi ve 12.10.2015 günü bu görüşme gerçekleşti. Fakat MHP lideri bu davete icabet etmedi, sadece bu eylemi parti olarak kınamakla yetindi. MHP benzer amaçlarla CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu tarafından yapılan daveti de reddetti.

MHP’nin bu tutumu, aslında 7 Haziran 2015 seçimleri akabinde ortaya koyduğu “AK Parti tarafından önerilen bütün önerileri reddetme” politikasının bir devamı olarak nitelenebilir. AK Partiye duyulan nefret ya da daha hafif bir ifadeyle reddiyeci politika, bu partiyi (MHP) sistemi tıkayan bir parti haline getirmeye başladı.

Sormak lazım, bu reddiyeci tutumu, MHP’nin tarihi misyonu ile bağdaştırabilmek ne kadar mümkündür?

Bu sorunun cevabı, MHP’nin aldığı yeni vaziyetin açıklanması açısından son derece önem arz etmektedir.

MHP’nin tarihi misyonuna bakıldığında, bu partinin, milliyetçi, devletçi ve milli birlik ve bütünlüğü savunan bir parti olduğu söylenebilir. Bu özellikle sebebiyledir ki, bu partinin, özellikle sistemin tıkandığı durumlarda, gösterdiği tutumla devletin zarar görmeyeceği sonucun ortaya çıkmasını sağladığının çok sayıda örnekleri mevcuttur. Hele ki devletin ve milletin selametine yönelen bir eylem karşısında, bu tarihi misyonun, bu partiyi iktidarı ve muhalefeti ile bütünlük içerisinde hareket etmeye sevk etmesi gerekirken, bu parti farklı bir tutum sergilemiştir.

Oysa ülkelerin terör hadiselerinden kurtulabilmelerinin temel gereklerinden birisi de, meşru zeminde mücadele eden siyasi partilerin bu eylemlere karşı işbirliği ve bütünlük içerisinde oldukları yönünde bir görüntü sergilemeleri, bu yönde somut politikalar geliştirmeleridir. Devletçi ve milliyetçi kimliği baskın olduğuna inanılan MHP’nin bunu hayda hay yapması gerekir.

MHP bunu yapmamakla neyi amaçlıyor?

Şayet bundan 1 Kasım 2015 seçimlerine yönelik siyasi bir rant elde etmeyi amaçlıyorsa, bu tutum, hem kabulü mümkün olmayan bir ahlakilik sorunu taşımakta, hem de bu partinin gerçek kimliğinden bir adım daha uzaklaşması neticesini doğurmaktadır.

Gerçi bir partinin milliyetçi ve devletçi kimliğinden uzaklaşması onların tabii bir hakkı olarak görülebilir, hatta bazılarınca bu tutum makbul bir yönelim olarak değerlendirilebilir ise de, meselenin en vahim olan tarafı, insani ve ahlaki zeminde yer almaktadır. Teröre karşı güç birliği yağmak, milliyetçilik ve devletçiliğin çok ötesinde bir tutumdur. Bu tutumu sergilemek her şeyden önce insan olmanın bir gereğidir. Bu, hiçbir milliyetçi ve devletçi refleksi olmayanların da, sırf insani Saiklerle almaları gerekli bir tutumdur.

MHP, bu tutumu ile, bir yandan devletçi ve milliyetçi kimliğinden uzaklaşırken, bir yandan da ahlaki zeminde insani bir tutum alışın uzağında yer almış olmaktır.

Elbette bunun bir siyasi bedeli olacaktır. Halk, değişen ölçülerde bunun bedelini ödetecektir. Bu bedel ödetme, 7 Haziran sonrası reddiyeci politikalar vasıtasıyla sistemi tıkama ile teröre karşı sergiledikleri negatif tutumun bütününe karşı gerçekleşecektir. Tabii ki bu bedelin ölçüsünü şimdiden kestirebilmek pek mümkün değildir.

MHP’ye oy vermek ya da vermemek, bu partinin yükselmesini ya da düşmesini istemek meselesi ile sistemi tıkayıcı ve terör konusunda dağınık tutum izleme tutumunu ayrı tahlil etmek gerekir. Bu partiye hiç oy vermeyen kişiler de, terör konusunda sahip olduğu kimlik icabı daha fazla hassas olması gerektiğini düşündüğü bu partiden daha olumlu bir tutum beklemektedir. Öyle zannediyorum ki bu tutum, Türkiye’de hala sorunlu bir alana işaret etmektedir: o da şudur:

“Devlete, millete ve bireylere yönelik acımasız ve yok edici bir özelliğe sahip olan, din, dil, ırk, renk farkı gözetmeksizin herkes tarafından lanetlenilmesi gereken ve insanlığa karşı en ağır cinayet işlemek manasına gelen terör eylemleri karşısında bile, siyasi partiler maalesef duygu, düşünce, politika üretmek üzere bir araya gelmekten imtina etmektedirler”.

Bugün ileri demokrasileri ülkemizden farklı kılan en bariz özelliklerden birisi de, o ülkelerde teröre karşı sergilenen iktidar-muhalefet bütünleşmesidir.

Türkiye maalesef bu eşiği bile aşabilmiş değildir. Öyle zannediyorum ki, bunun bedelini hem MHP ödeyecektir, hem de Türkiye Cumhuriyeti devleti ve vatandaşları en ağır bir şekilde bu bedeli ödemeye devam etmektedir. Kanaatimce, MHP’nin kan üzerinden yaptığı bu rant hesabı tutmayacak, bu parti, siyaseten de bunun bedelini ödeyecektir. Ama olan bu millete ve acılı ailelere olacaktır.

MHP bu tutumu seçimlere kadar yürütecek gibi görünüyor. Umarım 1 Kasım seçimlerinde bu reddiyeci, sistemi tıkayıcı ve kanlı eylemler karşısında bütünlüğü sarsıcı politikanın bedeli umulanın da ötesinde gerçekleşir de, bu parti hiç olmazsa terör karşısında daha aklı başında politikalara döner. Bundan MHP de kazanır Türkiye de kazanır.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...