.: İhsan Dağı

Mesele elbette dershaneler değil

Devletin eğitim sektöründeki başarısızlığını telafi etmek üzere toplumun ve piyasanın bulduğu çözümü zorla ortadan kaldırmaya çalışan devlete ne denir? 

Eğer devlet dershaneleri piyasadan silmek istiyorsa elindeki eğitim kurumlarını öylesine başarılı hale getirir ki insanlar dershanelere ihtiyaç duymazlar. Yok, bizim devlet dershanelerle ‘rekabet etmek,’ ona yönelik talebi kırmak yerine devlet zoruyla kapatmak istiyor.

Veliler, öğrenciler dershanelere ihtiyaç duyuyorlar. Piyasa ve toplum da bu ihtiyaca binaen bir çözüm üretmiş. Birçok dershane öğrencilere burs veriyor, ciddi ücret indirimleri de yapıyor. Dershaneye gitmek isteyip de gidemeyen öğrenci sayısı herhalde çok azdır. Dershaneler özellikle orta-altı gelir gruplarının çocuklarının yukarı doğru tırmandıkları birer merdiven. Çalışkan, zeki, başarılı çocuklar dershanelerin de desteğiyle Türkiye’nin en iyi okullarını kazanıyorlar. İnsanların elinden böyle bir imkânı zorla almak çok sorumsuzca bir girişim. Üstelik dershaneleri kapatmak da mümkün değil. Nasıl insanların işyerlerini kapatabilirsiniz ki? MEB ismini kullanıyorlarmış. Zorunlu olmaktan çıkarırsınız onlar da kullanmazlar. Dershanecilerin devletten istedikleri sadece ‘gölge etmemeleri’. Üstelik hangi veli çocuğunu bir dershaneye yazdırırken Bakanlığın onayını, belgesini soruyor? İnsanlar zaten MEB’in okullarından kaçıp geliyorlar dershanelere. Bakanlık önce kendi okullarına çekidüzen versin.

Dershane kapatma meselesinde beni en çok rahatsız eden o bildik, ceberut, her şeye karışan eski devletin yüzünü görmek. Özel işyerini kanunla kapatmaya çalışan bir devlet tasavvur edemiyorum. Bu ancak eski Komünist blokta olabilecek bir uygulama. Dershanelere kanunla kilit vurulacak, herkes devlet okullarında yüce devletimiz ne lütfederse onunla yetinecek! İnsanların tercihlerine, işyerlerine, ek eğitimlerini nerden-kimden alacağına karışan bir devlet olur mu? Mesele dershane meselesi değil, bir ‘devlet zihniyeti‘ meselesi. Biz biliyoruz bu zihniyeti. Tepeden inmeci, buyurgan, ideolojik. Her şeye, topluma, piyasaya karışan devlet…

Kapattınız dershaneleri diyelim, ne yapacaksınız ek eğitim talebinde bulunanları? Toplum mühendisliği böyle bir şeydir. Tepede toplumun her ihtiyacını tanımlayabileceğini ve devlet aygıtıyla kendi tanımladığı bu ihtiyaçlara karşılık verebileceğini sanır mühendisler. Milyonlarca farklı eğitim talebi, özellikleri, öncelikleri olan insan var. Bunların taleplerini, özelliklerini ve önceliklerini nasıl yönetmeyi düşünüyorsunuz? Dahası, devlet nasıl kendisine ait olmayan, vatandaşların özel girişimleri olan dershaneleri kapatabilir? Devlet bir vatandaşın özel ders alma talebini nasıl engelleyebilir?

Bu toplum çocuklarının eğitimi için her şeyi yapar. Eğitim yeraltına iner, karaborsa olur. Çocukları, velileri, öğretmenleri gizli gizli ders alan, ders veren ‘suçlu’lara dönüştürürsünüz. Sonra da haberler; ‘basılan evde kaçak ders veren öğretmen ve öğrenci yakalandı. Suç unsurları olarak üniversiteye hazırlık kitapları ele geçti’!

Birçoğu öğretmen ortaklığı girişimi olan binlerce dershane var. Tartışmayı ‘cemaatin dershaneleri’ bağlamında yürütmek yanlış. Sanki tek mesele buymuş gibi. Bu proje eğitimi devletleştirme projesi. Tevhid-i Tedrisat yasasından beri de böylesine bir devletleştirme yapılmadı. ‘Artık devlet benim’ deyince böyle oluyor demek ki. Her köşede bir Nevzat Tandoğan oturuyor; ‘memlekete ne lazımsa onu biz (devlet) yaparız, vatandaşa ne oluyor?’ Yani mesele dershane değil devlet; özel dershaneciliği yasaklayacak bir devletin ‘nasıl bir devlet’e dönüşeceği, yarın başka hangi özel girişimi yasaklayacağı…

Devletin hakim olduğu, her alanı kapladığı bir süreçteyiz; ‘yeni devlet’ diyorlar. Biz biliyoruz ki devlet devlettir, yenisi, bizim olanı, bizim yönettiğimiz fark tmez. Devlet ‘dev’leşiyorsa korkun! 

Bu yazı Zaman Gazetesi’nde yayınlanmıştır.