.: Cennet Uslu

Medyayı tarafsızlığa zorlamak

Yüksek Seçim Kurulu, 1 Kasım seçim döneminde seçim yasaklarına uymadığı gerekçesiyle pek çok medya kuruluşuna ceza verdi. Cezaların önemli bir kısmı televizyonların siyasî partiler arasında tarafsız kalmadığı ve onlara fırsat eşitliğisağlamadığı gerekçesiyle verilmiş. YSK aldığı kararda (1550 sayı-26.08.2015 tarih) hem TRT hem de özel radyo televizyonkuruluşlarının uymak zorunda oldukları ilkelerden biri olarak tarafsızlığı göstermiş.

Buna göre; “Radyo ve televizyon kuruluşları, tek yönlü, taraf tutan yayınlar yapamazlar. Bu kuruluşlar yayınlarında demokratik kurallar çerçevesinde siyasî partiler arasında fırsat eşitliğini sağlamak zorundadırlar.”

Kamu tarafından finanse edilen TRT’nin partiler arasında tarafsız olmasını talep etmek meşrudur. Ancak orda bile ulaşabileceğimiz tarafsızlık çok sınırlı ve çok formel olabilir.

Kararlara şöyle bir baktığınızda RÜTÜK ve YSK’nın özel radyo ve televizyonlardan, neredeyse TRT’de formatı ve süreleri yasayla belirlenmiş bildiğimiz zorunlu seçim konuşmalarındaki kadar tarafsız olmalarını beklediğini düşünüyorsunuz.

Cezalarda genellikle belli bir partiye daha fazla ve olumlu yer verirken, diğer partilere daha az ve eleştirel yer vermek gerekçelerine başvurulmuş.

Kadırga TV, Rize’nin Gündemi programda bir antrenörün “… devletin spor politikalarının üzerinden hükümetin konuyla ilgili icraatlarını eleştirdiği, söz konusu programda tek bir siyasî parti (Bağımsız Türkiye Partisi) ve adaylarına yer verildiği, bundan dolayı yayında eşitlik ve tarafsızlık ilkesine uyulmadığı…..” gerekçesiyle cezalandırılmış.

Beyaz TV, “Son Sözisimli söz programlarında Ak Parti Milletvekili olan konukların yer aldığı, programlarda HDP’ye yönelik eleştirel bir bakış açısı ile yorumlamalarda bulunulduğu; programlarda diğer parti temsilcilerine veya diğer partilerin kendi perspektiflerinden bakış açılarına yer verilmediği, …” gerekçesiyle cezalandırılmış.

Neden özel bir kuruluş yayınlarında siyaseten tarafsız kalmak ve belli bir partiye desteğini gizlemek zorunda olsun? Bu da yetmesin, bütün siyasî partilere fırsat eşitliği sağlamak zorunda olsun? Yani özel mülk olan bir işletme, yayınlarında herhangi bir partiyi veya adayı destekleyemeyeceği gibi, tamamen karşı olduğu veya ideolojisini, politikalarını hatalı bulduğu diğer partilere ve adaylara ekranlarında yer vermek, onların seçim kampanyalarına destek vermek zorunda.

Doğru, faydalı veya iyi bulmadığınız parti veya adaya imkânlarınızı seferber etmek zorundasınız. Anlaşılır gibi değil.

Kelimenin tam anlamıyla Soğuk Savaş paradigmasında, cunta yönetimi ve tek kanallı devlet televizyonu koşulları altında düşünülmüş bir uygulamayı günümüz dünyasına taşımaya çalışmanın trajik-komik halleri bunlar.

Rekabetçi ve hakiki seçimler söz konusu olduğunda, medya da dahil her özel kuruluş veya kişinin belli parti ve adayı desteklemesi, başkalarını ise eleştirmesi, ilkinin lehinde diğerlerinin aleyhinde çalışması kadar olağan ne olabilir? Bunun arkasında bütün bir sivil topluma devlet muamelesi yapmaya çalışan ve rekabetçi seçimleri içselleştiremeyen bir zihniyet var.

Özel kuruluşlar olan radyo ve televizyonları tarafsızlığa zorlamak; hem kendi “iyi” anlayışı peşinde koşan insan doğasına, hem alternatifler arasından birini seçmek ve desteklemek anlamına gelen rekabetçi seçimlerin doğasına karşı gelmek demektir.

Mesele medyayı tarafsızlığa zorlamak değil, farklı medya kuruluşlarının farklı siyasî parti ve görüşleri korkmadan destekleyebildiği bir çoğulculuğu koruyan hukukî bir zeminini kurmaktır.

Yeni Yüzyıl, 07.12.2015