.: Yorum Analiz

“Medyanın Sınavı” – Yekta Şirin

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün, bu yılki üniversite sınavına 2,5 milyonun üzerinde öğrencinin başvurduğunu açıklamıştı. Milyonlarca insan, çocuklarının iyi bir eğitim alması için bir yıldır bu sınava hazırlanıyordu. Bir yandan Covid sürecinin etkisi diğer yandan da öğrencilerin sınav heyecanları gençlerin kaygılarını arttıran en önemli faktörler arasında yer almaktaydı. Böylesine zorlu bir süreçte 26 Haziran’da gerçekleşecek sınavdan 24 saat önce, 25 Haziran sabahı tüm öğrencilerin ve ailelerinin huzurunu kaçırmaya dönük bir medya manipülasyonuna şahit olduk.

Sözcü Gazetesi 25 Haziran Cuma sabahı saat 08.46’da kendi sosyal medya hesabından, ‘Türkiye ile Katar arasında ‘Askeri Sağlık Alanı’nda Eğitim ve İşbirliği’ protokolü imzalandı’ şeklinde bir paylaşımda bulundu. Ancak haberin başlığı biraz farklıydı; ‘Katarlı gençlere Türkiye’de sınavsız tıp eğitimi hakkı verildi’. Sözcü’nün bu haberi kısa bir süre içinde farklı haber sitelerinde de görüldü. Yaşananları doğal bir habercilik olarak nitelendirmek yerine manipülasyon olarak ifade etmememize neden olan editoryal müdahale bu dakikadan itibaren kendini göstermeye başladı. Bahsi geçen anlaşmanın gerçekte askerî bir anlaşma olmasına rağmen haber siteleri başlıklarında bu durumu ifade etmekten kaçınmayı tercih etti ve haberi, yapılan anlaşmanın tüm Katarlı gençleri kapsadığı şeklinde gösterme yarışına girdiler.

Örneğin T24 sitesi 09.20’deki paylaşımında ‘Protokol onaylandı: Katarlı gençler, Türkiye’de sınavsız tıp okuyabilecek’ başlığını kullandı. Kendi haberlerinin içinde Türkiye ile Katar arasında imzalanan anlaşmanın askeri sağlık alanında yapıldığını belirtmesine rağmen Euronews, Türkçe sosyal medya hesabından paylaşım yaparken bu gerçeği başlığa çekmekten imtina ederek; ‘Katar vatandaşları Türkiye’ye tıp, diş hekimliği, eczacılık, veterinerlik ve hemşirelik eğitimi için gönderilecek. Protokolde sınav şartı yer almıyor’ ifadelerini kullandı. Halk Tv de benzer bir şekilde ‘Katarlı gençlere Türkiye’de sınavsız tıp, diş hekimliği ve eczacılık eğitimi hakkı verildi’ başlığıyla haberi okuyucularına duyurdu. Yine Tele 1 Televizyonu da kendi hesabından, ‘Katarlı gençler, Türkiye’de sınavsız tıp okuyabilecek’ şeklinde haberi kamuoyu ile paylaştı. Birgün Gazetesi ise muadilleriyle aynı başlıkları kullanırken kendine has bir fark yaratarak kullandığı görselle manipülasyonun etkisini arttırmaya çalıştı. Birgün ‘Yeni protokol onaylandı: Katarlı gençler, Türkiye’de sınavsız tıp eğitimi alabilecek’ şeklinde tweetle bu haberi duyururken haberin görseli olarak geleneksel Arap kıyafeti giyen, yüzleri peçeli, başları sarıklı iki erkek Arap gencinin fotoğrafını kullandı.

Özellikle Batı’daki iletişim çalışmalarında gerek medyada gerekse sinema alanında Batı’nın Doğu temsillerine ilişkin oldukça geniş bir literatür oluştu. Bu akademik çalışmalarda Doğu’nun ve doğu coğrafyasına dair geleneksel yapıların karikatürize bir şekilde sunulmasının, Coğrafyanın doğusunda yaşayanların stereotipleştirilmesinin biz ve onlar yargısına dayandığı ortaya konmuştu. Yani bir tarafın eğitimli, iyi, üstün ‘ötekinin’ ise cahil, eğitimsiz, düşük olduğu varsayılmaktaydı. Birgün’ün kullandığı görsel tam olarak böylesi bir bakış açısına sahip olduklarını göstermekte. Medyanın haberin etkisini arttırmak için görsel tercihlerinde çok da titiz davranmadığını görüyoruz.  Yeri geliyor bir ülkeyle ilgili haberlerde haberin içeriğiyle hiçbir ilgisi olmayan, o topluma hakaret olabilecek görseller kullanılıyor. Yeri geliyor Avrupamerkezcilikle doğuya, erkek egemen bakışla kadına, ırkçılıkla göçmenlere karşı medyanın hoyratça bir tavır takındığını görüyoruz.

Duyulanla değil bilinenle siyaset yapmak

Konuyla ilgili haber sitelerinde yer alan haberlerin ardından bu kez siyasiler konuya dahil olmaya başladı. Önce İYİ Parti  Adalet ve Hukuk Politikaları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bahadır Erdem, sorumlu bir siyasetçi gibi davranıp herhalde konuyu araştırma gereği duymadan bir paylaşımda bulundu; ‘Katarla imzalanan protokole göre, Katarlı gençler Türkiye’de sınavsız Tıp; Eczacılık ve Diş Hekimliği fakültelerine girebilecek. AKP milletin gençlerine kendi vatanlarında ikinci sınıf muamele yapıp Katarlıları Türk üniversitelerinde doktor yapamaz. Gençler bu rezilliğin hesabını sorar!’

Erdem’in açıklamasındaki ‘gençler bu rezilliğin hesabını sorar’ ifadesi, gençlerin ne yapacağından çok ne yapması gerektiğine dair beklentisini göstermekte. Çünkü Erdem hem hukuk profesörü hem de önemli mevkide siyaset yapan bir isim. Duyduğu haberle ilgili yorum yapmadan önce bu haberin doğru olup olmadığını araştırması beklenir. Bir hukuk profesörünün gerçekle ilgisi olmayan bir konuda, bu kadar kolay açıklama yapması siyasi fayda temin etmeye çalışmaktan öte başka türlü nasıl anlaşılabilir? Aksi takdirde Erdem gibi tecrübeli bir ismin gördüğü, duyduğu her şeye inandığını kabul etmek onun birikimiyle izah edilmesi zor bir durumdur.

Son yıllarda siyaset medya ilişkisinde en çok başvurulan kavramlar arasında yer alan Post Truth çalışmalarında örnek gösterilecek bu olaya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da dahil olması olayın boyutunu biraz daha arttırdı. Kılıçdaroğlu, yaptıkları haberin yalan olduğunun ortaya çıkmasıyla okuyucularından özür dilemek zorunda kalan T24’ün haberini alıntılayıp, hükümete yüklenmeye çalıştı. Kılıçdaroğlu da İYİ partili Erdem gibi olayın doğrusunu öğrenme gereği duymadan mesajını paylaştı. Ana muhalefet partisi lideri böylece yaptığı açıklamayla sınav öncesi ortaya atılan bir yalanın yaygınlaşmasına katkı sağlamış oldu. Ülkeyi yönetmek iddiasındaki insanların nasıl oluyor da bu denli özensiz davranabildikleri kolay anlaşılır durmuyor.

Daha da tuhafı yaşananların doğrudan muhatabı olan Milli Savunma Bakanlığı konuyla ilgili yaptığı açıklamada Katarlıların tıp fakültelerine sınavsız ve ücretsiz gireceği tartışmalarının gerçek olmadığını, anlaşmanın Katar Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapmak üzere eğitim alacak askeri personel ve askeri öğrencileri kapsadığı belirtmiş olmasına rağmen siyasetçilerin ve medya mensuplarının bu yanlıştan geri adım atmamaları. Paylaşımlarını silmemeleri. Sınava giren öğrenci ve ailelerinden gereksiz bir şekilde gündemlerini meşgul etmelerinden ötürü özür dilememeleri. Medyanın ve siyasetçilerin yaygınlaştırdıkları haberin yanlış olduğu kanıtlanmasına rağmen bu hatalarını düzeltmemeleri.

Tüm bu yaşananlar karşısında gerçek olmadığı anlaşılacak bir haberin, daha doğrusu yalan haberin neden yapıldığını konuşmak gerekmiyor mu? Gazeteciler neden yalan haber yapar? Gazeteciliğin temel ilkeleri bakımından kamuoyu ile paylaşılan haberin doğruluğu en önemli kriterdir. Bazı haberlerle ilgili yanılmalar olabilir. Medya kuruluşları bu tip durumlarda düzeltme yoluna giderler. Ancak yaşanan son hadisede olduğu gibi hiçbir şey olmamış gibi davranılması dünyanın gelişmiş hiçbir medya ortamında normal bir durum olarak görülemez. Büyük bir toplumsal kesimi ilgilendiren bir konuda bu kadar rahat yalan haber üretilmesi ve akabinde siyasetin de bu yalan haberi yaygınlaştırma gayreti, haliyle medyanın yalan haber üretmesinin siyasetle bir ilişkisi olup olmadığı konusunu gündeme getiriyor.

Maalesef Türkiye’de gerek 27 Mayıs darbe döneminde gerekse 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinin gerçekleştiği yıllarda medya çok sağlıklı bir sınav veremedi. Türk medyasında darbelere ne kadar ihtiyaç duyulduğu, darbe yapmanın topluma sağladığı faydalar, darbecilerin aslında ne kadar demokrat insanlar olduğuna dair yazılar yayımlandı.

Türkiye’de yalan haber üretme konusunda medyanın sicili zaten pek iyi sayılmaz (27 Mayıs’ta öğrencilerin kıyma makinalarından geçirildiğini bizim medyamız yazmıştı). Artık Türk medyasının bu kötü sicilinden sıyrılıp, doğru, objektif, güvenilir habercilik adına aparat olma görevini reddetmesi gerekiyor.

Özetlersek medya kelimenin tam anlamıyla 2021 YKS’de sınavda kaldı.