.: Berk Ünlü

Manipülasyon Temelli Mücadele

Siyasetin içinde farklı kesimlerin-ideolojilerin bir mücadele içinde olması siyaset alanının doğasında vardır. Doğruyu bildiğini “bildikten” veya düşündüğüne inandıktan sonra taraflar karşısında yer aldığını düşündüğüne karşı pozisyon alabilir. Bu durumun çeşitli nedenlerinden daha çok, bu durumun oluşturduğu bir “mücadele etme biçiminden” söz etmekte fayda var.

Siyasette çıkarlar belki de koyulaştıkça, çıkarları elde etme üzerinde kullanılan yöntemler de koyulaşıp çeşitlenebiliyor. Gerçekten uzaklaşmak veya durumu-hali gerçeklikten uzaklaştırmak makyavelizm ile birleştirilerek kullanılabiliyor. Bir noktada doğrunun ne olduğu artık önemini yitirebiliyor. Hatta yer yer bir taraf doğrudan uzaklaşmayı bir yöntem olarak kullanabiliyor. Doğrunun sığ bir pragmatizm temelli önemsenmemesi ve üzerinde durulan kavramın “manipülasyonu” yeni “gerçeklik” şekline büründürülmek istenebiliyor.

Bu noktada kelimeler ve kavramlar üzerinde bir çeşit kendiliğinden doğan otorite ile etken olmak kendisine yer ediniyor. Çoğunlukla otoriter-totaliter pozisyondakiler kendi kendilerine “ilan ettikleri” “bilgilerle” karşılarındakileri tanımlamaya çabalayabiliyor. Bu çaba bile yeri geldiğinde bir otoriteryen tavır altında kendisini gösterebiliyor. İletişim araçlarının da ciddi düzeyde etkin şekilde kullanılması ile birlikte gerçeklik farklı bir “boyut” alıyor. Hatta bir boyut aldığına bu siyasaldan etkilenecekler “inandırılmak” istenebiliyor. Bu durumun getireceği karmaşa ve belirsizlik de makyavelist yöntemleri kullanarak kendi kendine ilan ettiği otorite alanında olanın avantajına döndürülmeye çabalanıyor. Özünde yanlışlık olan bu biçim, kurgulanan siyaseti çarpıttıkça güçlenmeye başlıyor veya devam edebiliyor.

Siyasal kültür üzerinden de bu durumu düşünebiliriz. Kültürün siyasal olmadığı söylenebilecek yanlarından da meseleye bakabiliriz. Otoriter-totaliter taraf kültür üzerinde bir hakimiyeti kurması ve hakimiyet kurulan kültürün “üretilmesi ve sunulmasında” etkinliğini göstermekte daha özgürlükçü olanlara karşı etken olabiliyor. Özgürlükçülük-özgürlükçüler alanı serbestlik ve kendiliğinden gelişim noktasında tutmaya meyilli olduğundan otoriter-totaliter taraf daha merkezi bir şekilde kültürü üreterek, “kültürel güç” elde edebiliyor. Bu güç ile karşısındakini adeta farklı şekillere sokabiliyor. Böylelikle diğer tarafı pek çok “kötü” şekle sokmaya çabalayabiliyor. “Kötü” şekle sokulan tarafın da insanların zihninde öyle kalması için siyasal iletişimin araçları çok şekillerde kurgulanıp biçimlendirildikten sonra yeni “bilgiler” kullanıma sunulabiliyor.

Bahsettiğimiz kendi kendinden gelen otorite, elde edilmiş kültürel pozisyonlarla birlikte kendine yarayan bir yargıçlık biçimine bile bürünebiliyor. Çok basitçe, birileri yargılanan nesneler haline getirilebiliyor. Damgalama, karalama, diğerini olmadığı şekilde anlatma ve gösterme sonucunu yaratan yargıçların “kültürel” ve “iletişim üreten ve uygulayan” yanı açıkça otoriteryen siyaseti hakim kılma noktasında etkin olabiliyor.

Bu durum ciddi biçimde kendisini eğitim çabasında bile gösterebiliyor. Eğiten “kültür” “iletişim” odakları kendi kendilerine verdikleri haklılıklar ile iktidarlarını şekillendiriyorlar. Genellikle nesneleşen kesimler de bu “siyasal kültürün” içinde kalmak zorunda olabiliyor. Olmadığı şekilde gösterilen ve anlatılanların “yaratılan siyasal halleri” otoriter-totaliter kesim için faydalı oldukça tedavülde tutulabiliyor.

Bu siyaset yapım türü güçlü bir şekilde uygulanmaya devam ettikçe, yanlışa varan siyasetlerin çokluğu kendisini gösteriyor. Orwellyen bir dünyanın içindeymişçesine bu “mücadelede” güçsüz kalanların-kalabileceklerin üstlerindeki “kimlikler” yıkıcı olmaya devam edebiliyor. Bu sonuçlar üzerinden daha pek çok kereler yeni “algılanan durum” yaratma çabaları arkasından gelebiliyor. Üzerinde kültürel ve iletişimsel iktidar kurulmuş kesim-ler- – ve hatta bireyler- kendilerini yeniden ve yeniden anlatmak zorunda kalabiliyor.

Objektif bir gerçekliğin şeffaflığında doğruları bulmak ve yaşamak güçleşirken kapalılıktan kendisine enerji bulan siyasetin sorunları altında yaşamak zorunda kalmak da manipülasyon temelli siyaset yapanların ne kadar maliyetli zararlar verebileceğini gösteriyor. Bir yandan da bu tip iletişim süreçlerine maruz kalanların zihinsel bağışıklıkları insanı daha umutlu olmaya doğru götürmüyor değil. Ayrıca bir yazıda değinmeye çabalayacağım, propaganda savaşlarından en az zararla çıkanların varlıkları, manipülasyon temelli mücadelecilere karşı sağladıkları “başarı”, “doğru” sonuçların yaşanılması sonucunu da beraberinde getirebilir. Yaşanılan siyasal “doğru”nun özgürlükler içinde kendine yer bulduğunu belki söylemeye bile gerek yok.