.: A. Faruk Özgür

Mahalli Seçim Değil, Rüşvet ve Yolsuzluk Oylaması…

Başbakan, 17 Aralık’ta ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet suçlaması hesabının yargıda görülmesine razı olmadı. Normal yargı süreci iktidarın müdahaleleriyle durduruldu…

Başbakan, bu suçlamalara 30 Mart’ta yapılacak seçimde halkın vereceği oylarla cevap vereceğini söylüyor. Böylece bu seçim, mahalli seçim olmaktan çıktı, rüşvet ve yolsuzluğu onaylama oylamasına dönüştü.

Yani vereceğimiz oy siyasî bir tercih olmayacak, ahlakî bir tercih olacak. Verdiğimiz oyla belediye başkanını seçmeyeceğiz, rüşvet ve yolsuzluğa karşı tavrımızı ortaya koyacağız.

Kendi şehrinde, kendi yöresinde sevilen, başarılı olabilecek AKP belediye başkan adaylarına verilecek oy da onlara verilmiş olmayacak, rüşvet suçlamasını aklamak için verilmiş olacak. Mesela, İstanbullular oylarını Kadir Tobbaş’a verirlerse, Kadir Tobbaş’ın İstanbul için yaptıklarını takdir etmiş olmayacaklar, rüşvet ve yolsuzluğu onaylamış olacaklar.

Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendireceğiz?  

Başbakan, 30 Mart’ta alacağı oylarla rüşvet ve yolsuzluk suçlamasına karşı halkın kendilerini aklayacağını söylüyor. Aslında demokraside böyle bir şey olmaz, seçimlerde yargılama yapılmaz. Ama Başbakanımız geçmiş seçim başarılarına dayanarak, oyunu kendisi için uygun sahada oynamak istiyor. Başbakan sandığı hukuk devletine karşı kullanmayı düşünüyor. Başbakan devlet imkânlarını kullanarak ve medyayı baskı altına alarak bir seçim zaferi kazanacağından emin görünüyor.

 Başbakan bu seçimde de kolay bir başarı kazanabilir. 30 Mart’ta, AKP’den ümidini kesen, demokrasiyi önemseyen, CHP ve MHP’den de bir beklentisi olmayan seçmen kitlesinin önünde makul bir seçenek yok.  Bu seçmenler ya oy vermeye gitmeyecekler, ya geçersiz oy verecekler, ya da oylarını güçsüz küçük partilere vereceklerdir. Sonuçta 30 Mart seçimlerinde fazla bir şey değişmeyebilir. Geçen genel seçimde % 50’ye yakın oy alan AKP’nin bu seçimde de birinci parti olarak çıkması zor olmayacaktır.

 Yalnız bu bir mahalli seçim değil, rüşvet ve yolsuzluk suçlamasına karşı bir halk oylaması olarak değerlendirilecekse, AKP  % 45 oy alarak birinci parti olursa, rüşvetten ve yolsuzluktan aklanmış olamaz. Kalan % 55 ‘in oyuna göre rüşvet ve yolsuzluktan mahkûm olmuş olur. Yani Başbakan bu seçimin sonuçlarına göre aklanmak istiyorsa, en az  % 50’den bir fazla oy almak zorundadır.

 Fazilet Mücadelesi Değil İktidar Mücadelesi

 İslamcı politikacıların siyasette seviyenin yükselmesine herhangi bir katkıları olmadı. Ama bu seçim kampanyasında seviyesizliğin zirve yapmasına önemli katkılarda bulundular.

 17 Aralık’tan bu yana Başbakanın dilinden  hain, ajan, çete, dış mihrak, haşhaşi, maşa, virüs, ur sözleri düşmüyor. Bunlar Başbakanın bunca zamandır kendini destekleyen insanlara yakıştırdığı sıfatlar. Başbakan yasal görevini yapan kamu görevlilerini de çete, darbeci, vatan haini, casus, ajan vs ilan etti.

 Başbakan seçim mitinglerinde, kendisine miting meydanlarında cevap verme imkânı olmayan insanlara hakaretler yağdırıyor. Başbakan benzer ağır suçlamaları kendisine cevap verme şansı olmayan kamu görevlilerine karşı da yapıyor. Bir kamu görevlisi olan Başbakan, elinde yasal bir gerekçe de yokken, vatandaşları yasal olarak görev yapan dershaneleri boykota çağırıyor. Bir kamu görevlisi olan İçişleri Bakanı bir bankayı batırmak için beyanat veriyor.

 Başbakan her ortamda politika yapıyor. Hiç politika yapılmaması gereken bir yerde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda yapılan bir töreninde bile siyaset yapıyor, Fethullah Gülen’e  “Yalancı peygamber, sahte veli, içi boş âlim müsveddesi” diyerek saldırıyor.  Orada bulunan din adamları da sessiz durmaları gerekirken, bu sözleri alkışlıyorlar. Belli ki, maaşlı din adamları, maaşlarını kim veriyorsa, söylediği sözlerin ne olduğuna bakmadan alkışlamaya hazırlar.

 Dindar insanlardan oy toplamaya çalışan Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, cahiliye döneminin kabile reisleri gibi, çocuk sahibi olmayan insanları parti mitinglerinde çok kaba sözlerle rencide etmekten çekinmiyor. Erdoğan, Sivas’ta yaptığı seçim mitinginde, “MHP’nin başındaki beyefendi aile nedir bilmez, onun derdi yok. Ama bizim derdimiz var biz çoluk çocuk nedir biliriz” diyebiliyor.  Başbakan Erdoğan, Balıkesir mitinginde Gülen’i eleştirirken, “Sen ne karışıyorsun? İnancından dolayı benim kızım takıyorsa başörtüsünü sen ne karışıyorsun? Çünkü onda evlat yok. Öyle bir derdi de yok. Ama bizim derdimiz var” demekte bir mahzur görmüyor.

  Türk Halkı Bidon Kafalı mı, Göreceğiz…

 Türkiye’nin ilericileri ve seçkinleri Türk halkının ahmak olduğundan eminler. Son yıllarda bu ahmak tabiri de onları tatmin etmez oldu, bidon kafalı tabirini tercih eder oldular.

 Türkiye’nin gericileri halktan pek şikâyetçi değiller, bu ahmak ve bidon kafalı deyimlerini asla kullanmazlar. Ne var ki, bu onların halkın bidon kafalı olmadığına inandıkları anlamına gelmez. Burhan Kuzu, rüşvet ve yolsuzluk konusunda ortaya dökülen dinlenme kasetleri için, “Doğru olsa bile millet inanmıyor” derken, galiba biz yanlış yapsak da millet bunu fark edemez, ya da millet zaten rüşveti ve yolsuzluğu kanıksamıştır demek istiyordu herhalde.

 Bu seçimde de AKP’nin oyları bazılarının beklediği şekilde düşmeyebilir. Sandık başına giden seçmenin önünde çok ümit verici seçenekler de bulunmamaktadır

 Demokrasiye inanıyorsak sandığa güvenmek, sonuçlar hoşumuza gitmese de sonuçlarına katlanmak zorundayız. 30 Mart seçim sonuçları beklediğimiz gibi çıkmazsa, suçu halkta aramadan önce, doğru bir değerlendirme yapmak zorundayız. Türk halkı kendini aptal yerine koyanları cezalandırmasını bilir. Şimdiye kadar kendini boş sözlerle peşinden sürükleyebileceğini zanneden, kendini vazgeçilmez zanneden çok sayıda politikacıyı sandığa gömdü.

 Yalnız Türk halkı oyunun kurallara göre oynanmasını ister, belden aşağı vurmaları, kural dışı müdahaleleri sevmez. Kararı Türk halkına bırakanların sabırlı olması, onun önüne daha makul seçeneklerle çıkması gerekir.

 Sayın Şahin Alpay “Çare demokraside” diyor. Çok doğru… Ama ortada demokratik bir alternatif yok. 30 Mart günü sandığa gittiğimizde kime oy vermeyeceğimizi biliyoruz, ama kime oy vereceğimizi bilmiyoruz.

 Ben de henüz kime oy vereceğimi bilmiyorum. Ama vereceğim oyu rüşvete ve yolsuzluğa onay sayacaklara oy vermeyi asla düşünmüyorum.

afozgur@hotmail.com