.: Şenol Kaluç

Madımak’ın gölgesi Alevi açılımına düştü

Cemevleri’nin önündeki en büyük engelin “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Kanun” olduğunu itiraf etmenin zamanı çoktan gelip geçti.
Geçenlerde Ankara’da Devlet Bakanı Faruk Çelik Başkanlığında Alevi Çalıştayları sürecinin nasıl yönlendirileceği ile ilgili önemli bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantının içeriğinin daha önce davetlilere bildirilmemesi toplantının verimini düşüren önemli bir faktördü. Sayın Bakan toplantıyı Madımak Otelinin kamulaştırılacağı haberi ile açarken, toplanma amacının özellikle iki konuda ortak bir çalışma yapılması ve komisyonların kurulması olduğunu söyledi.

 
Bakandan destek isteği
Alevi çalıştayları nihai raporunun önümüzdeki bir, bir buçuk ay içerisinde tamamlanacağını belirten Çelik, bu süreçte zaman kaybedilmeden “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” derslerinde Alevilikle ilgilimüfredatın oluşturulması ve Cemevlerinin nasıl bir statüye kavuşturulabileceği konusunda çalışacak danışma heyetlerinin kurulması konusunda destek istedi.

 
Madımak damga vurdu
Ancak toplantıya doğal olarak yine Madımak konusu damga vurdu. Planlanandan çok daha uzun süren toplantı, kısır bir döngüye düşerken; aslında Alevi sorunun önündeki en önemli psikolojik duvarın bu aşamada Madımak olgusu olduğu bir kere daha görüldü. Bakanın otel kamulaştırılacak ve uygun bir çözümyolu bulunacak demesine rağmen katılımcıların önemli bir kısmı tatmin olmadı.

 
Tapu masaya konsaydı
Gönül arzu ederdi ki Sayın Bakan elinde otelin tapusu ile omasaya oturup “işte tapusu arkadaşlar, şimdi ne yapalım?” diye sorabilseydi. Böylesi çok daha hoş ve güzel olurdu. Madımak tartışması işin ilginç yönlerini de ortaya serdi. Murtaza Demir ve birkaç katılımcı Sivas olayları ile Ergenekon arasında nasıl bir bağ olduğunun araştırılmasını ve bu olaydaki derin komplonun ortaya çıkarılması için Meclisin inisiyatif almasını isterken; dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay ise anlaşılmaz bir biçimde “Devlet İlk kez Alevilere karşı yürütülmüş bir vahşeti Sivas olaylarını irticacı ve gerici bir hareket olarakmahkûmetti. Mahkemeler 33 idamve onlarca kişiye de 5 ila 30 yıl arasında cezalar vererek bu olayı sonuçlandırdı” türünden bir yaklaşımgetirdi. Hâlbuki çokmanidar bir şekilde idamkararı sayısına bakıldığında bile bu işin aslında o kadar basit olmadığını gösteren pek çok delil var.

Sayın Bakanın Sivas izlenimleri, Sivaslıların artık Madımak olayı ile anılmak ve yaşamak istemediklerini, olayı açıkça kınadıklarını söylemesi salondaki katılımcıları pek fazla tatmin etmedi. Arif Sağ’ın dediği gibi 17 yıl boyunca bu katliamımağdurları ile kınamamakta ısrarcı olan Sivas’ın olayı bu şekilde kapatması kabul edilebilir bir durumdeğil.

 
Sivas katliamı mihenk taşı
Bu toplantıdan ve bu sürecin başından beri yaşananlardan hükümetin çıkarması gereken büyük bir ders var. Şu an Türkiye’de Alevi sorunununmihenk taşı maalesef Sivas Katliamı. Bu katliam tümyönleri ile ve tümtarafları ile soruşturulmalı. Sayın Seyfi Oktay eski bir Adalet Bakanı olarak “efendimbiz 33 idamverdik” diye kurtulamaz. Sayın Oktay’ın öncelikle “Sekiz saat boyunca Devletin fiilen neden ortadan kaybolduğunu açıklaması gerekir” aksi takdirde söylediği şeyler gerçeklerin üstünü kapatmaktan başka bir amaca hizmet etmiyor demektir. Sivas Katliamı’nın acısından beslenenlerin temizlenmesi ve Türkiye toplumunun ruhen arınabilmesi Madımak Olayı’nın ibretlik bir biçimde çözülmesine bağlıdır.

 
Yeterli donanımları yoktu
Toplantının anamevzusu başta da belirttiğimgibi Madımak Oteli’nin gölgesinde kaldı. Ayrıca katılımcıların çok önemli bir kısmınınmüfredat ve hukuki statü gibi iki teknik konuda yeterli donanıma sahip olmaması verimin istenen düzeyde olmasını engelledi.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri’nin zorunlu olarak devam edeceği bakan tarafından izah edildi. Bazı katılımcılar bu duruma karşı çıksa da Bakan’ın tutumundan bu zorunluluğun devamedeceği ancak içerik konusunda bir düzenleme yapılacağı anlaşıldı.

 
Anne ve babanın hakkı
Burada asılmevzunun bireylerin kendi dinî inançlarını çocuklarına istedikleri gibi aktarabilmelerinin önünün açılması gerektiği ilkesi gözden kaçırılarak konuşuldu. Her hangi bir bireyin kendi çocuğunun alacağı ya da almayacağı dinî-ladinî eğitime kendisinin karar verebilmesi gerektiği ilkesi ilk etapta kabul edilmesi gerekir. Bu noktada Hükümeti’n yapması gereken Laik-seküler Avrupa ülkelerinde olduğu gibi dinî cemaatlerin kendi inançlarını aktarabilmelerinin önünü açan kendi eğitimkurumlarını kurmalarına izin veren hukuki düzenlemeleri sağlamak olmalı.

Devlet, illâ ki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini verecekse bu ders felsefe dersinin müfredatına benzer bir şekilde dini bir inancı vaaz eden değil, farklı inanç ve ahlak öğretilerini inceleyen bir derse dönüştürmeli.

 
Cemevleri statüsü
Cemevlerinin hukuki statüsünün ne olacağı konusunda herkes hemfikir, ibadethane sayılmalı. Ancak iş bu noktadan ötede karışık bir hal alıyor. Taraflar zihinlerindeki asıl gerçekleri ortaya dökmüyor. Alevi temsilcilerin önemli bir kısmı kanuna Cemevi yazdırarak işin kotarılmasını isterken bilerek-bilmeyerek diğer dinî yapılanmaların önünü kesmek istiyor. Aslında Cemevleri’nin önündeki en büyük engelin “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Kanun” olduğunun itiraf edilmesinin zamanı çoktan gelip geçmiştir. Aleviler Sünnilik korkusu ile bu yasayı eleştirmekten kaçarken, Hükümet de konunun tehlikesini bildiği ve gizli bir gündemle suçlanmamak için konunun bu yönünden ısrarla ve haklı olarak kaçmak istiyor.

 
Samimi olmak gerekli
Eskiden Alevi büyüklerimiz arasında dolaşanmeşhur bir rivayet vardı “EfendimAtatürk birkaç sene daha yaşasaydı tekkeleri açacak ve Serçeşme’yi bize geri verecekti” diye. Neden o gün, bu gün olmasın?

Cemevi isminin kanunda olmasının talep edilmesi ve kanunla ibadethane sayılması isteği aslında çıkarcı bir istektir. Bu şekilde diğer dinî yapılanmaların serbestlik isteklerinin önüne set çekilmesi arzusu vardır. Oysa herkesin bu konuda samimi olması gerek. “Hep bana” değil “hep lena” demenin zamanı gelmedimi?

 
Herkese özgürlük tek yol
Bu iş tüminançların özgürlüğünü esas alan bir çözümle sona ermeli. Neden Cemevinin yanına bir Mevlevihane ya da başka bir dergâh açılamasın? Eğer biz bunun olması gerektiğine inanırsak işte o zaman gerçek insanlığa ve demokrasiye doğru adımatmış oluruz.

Mazlumken, zalimdurumuna gelmemek şiarımız olmalı.

Taraf, 02.04.2010