.: Raşit Sarıkaya

Lisan-ı Hal Tercüme İstemez

Bir kişi veya topluluk hakkındaki kanaatimiz, o kişi veya topluluk hakkında yaşam boyu zihin dünyamızda biriken enformasyon, izlenim ve tecrübelerimizin birikimini ifade eder.

Zihnimiz, insanların olaylar karşısındaki tepkilerini, iletişimde kullandıkları dili, davranışlarını, neye sevindiklerini, neye üzüldüklerini, paylaşımlarını ve değerlendirmelerini biz farkında olmasak bile sürekli not eder, kişi veya kişiler hakkındaki kanaatimizi günceller.

Sevgimiz, saygımız, inancımız ve güvenimiz bir anda oluşmaz. İtibar ettiklerimiz veya etmediklerimizi birbirinden ayıran, yaşanmışlıklarımızdır.

Dile gelen beyan ile gönülden geçenler arasında varsa bir tezat, bunu hissederiz. Lisana değil, lisan-ı hale bakarız.

Arkadaşlıklarımızı, dostluklarımızı ve ait olduğumuz çevreyi de buna göre belirleriz.

Hepimiz hayat boyunca sayısız kişi ile tanışır, sayısız çevreye gireriz. Kimileri ile kalıcı dostluklar kurar kimileri ile olan münasebeti ise kısa keseriz.

Bazı çevrelerde uzunca bir süre kalsak bile yabancı olmaktan kurtulamaz, bazı yerlere ise adım atar atmaz ehlinden oluruz.

Ortaokul yıllarından itibaren tarihe, sosyolojiye ve özellikle edebiyat ve şiire pek meraklıydım. Lise ve üniversite yıllarında Ankara’da nerede bir seminer, bir konferans olsa katılır, nerede bir şair veya ilim ehli konuşsa sohbetine koşardım.

Liberal Düşünce Topluluğu (LDT) ile de 1995 yılının başında tanıştım. Hatırladığım kadarıyla Maltepe’de bugün toplantı odası olarak kullandığımız salonda hemen hemen her Cuma akşamı bir seminer vardı ve biz üniversiteden beş altı arkadaş o seminerlerin müdavimi olmuştuk.

LDT’de ilk fark ettiğim şey, hiyerarşik bir ilişkinin bulunmayışı idi. Daha önce gittiğimiz bütün cemaatlerde, derneklerde veya ortamlarda mutlaka bir “Abi”, bir “Üstad” veya bir “Başkan” vardı. LDT ise dikey değil yatay bir ilişki vardı. Evet, Hocalara, büyüklere saygıda kusur edilmiyordu ancak bu içten gelen bir duyguyla yapılıyor, hiyerarşik bir ilişkinin veya cemaat kuralı gereği değildi.

Herkes düşüncesini rahatlıkla ifade ediyordu. Türkiye’nin belli başlı bütün sorunları, hiçbir otosansür uygulanmaksızın tartışılıyordu. Başörtülülerin sorunlarını en çok dile getiren buradaki başı açık kızlar veya dindar olmayan erkeklerdi. Muhafazakar camiada sıkça rastladığım kompleksler burada yoktu. Kürt sorunu ve Alevi meselesi üzerine yüzlerce seminer, toplantı ve sempozyum yapıldı ancak hiçbirisinin programı yapılırken kırmızı çizgiler çizilmedi, ön yargıların esiri olunmadı.

Birey, sahiden birey olarak değer görüyordu. Bastırılmış duygularımız, ötekileştirilmiş kimliklerimiz kendine geliyor, anlam kazanıyordu. Herkes yeni fikirlere açıktı. Kimse ikna olmaya kapalı değildi. Bunları şüphesiz gün be gün fark ettim ve daha adımımı attığım ilk gün ehlinden olduğum ve hep öyle hissettirildiğim LDT’nin zamanla Yönetimine de dahil oldum.

1995’ten sonra, içinde olduğum yıllar boyunca LDT’den çok farklı simalar geldi geçti. Ne kimseye niye geldin denildi, ne de nereye gidiyorsun sorusu soruldu. Gelip katkı sunan, iş yapan, emek veren liberal fikriyata sahip veya yakın olan herkes LDT’nin bir parçası, faaliyetlerinde söz sahibi oldu. Ama başka bir şey daha oldu. LDT yalnızca bir fikir kulübü olmadı, aynı zamanda erdem, ahlak ve kişilik loncası oldu. İyi insanlardı bir araya gelenler. Faaliyetlerimiz gönüllü, ajandamız hep şeffaf oldu.

Hiçbir siyasi parti veya cemaat ile hiçbir zaman organik bir bağ kurmadık. Ancak her fırsatta siyasi partileri, karar vericileri ve politik elitleri etkilemeye çalıştık. Derdimiz, liberal fikriyatın ekonomik ve siyasi kararlara, uygulamalara etki etmesi idi. Bunu kısmen başardık da.

Bugün Türkiye’nin insan hakları alanında, ifade hürriyetinin önündeki engellerin kaldırılmasında, hukuk devletinin güçlendirilmesinde, Kürt meselesinin çözümü yolunda, Alevi Meselesinin daha derinlikli olarak ele alınmasında, gayri müslimlerin haklarının iadesinde, serbest piyasanın geliştirilmesinde ve rekabetin korunmasında kat ettiği mesafede LDT’nin ve LDT mutfağından bir şekilde beslenenlerin önemli katkısı vardır.

Yıllardır aralıksız çıkan Liberal Düşünce Dergisi ve üç yüzden fazla yayınıyla kütüphanelerimizde devasa raflar oluşturan Liberte Yayınevi, Türkiye’de liberal fikriyatın tanınmasında, bilinmesinde, okunmasında çok önemli bir işlevi yerine getirdi. Bu işlevini eskisinden daha büyük bir heyecanla ve daha da kurumsallaşmış olarak icra etmeye devam edeceğiz inşallah.

Yeni bir tasarımla yeni bir başlangıç yapan “Hür Fikirler” de güncel-yorum alanında var olan önemli bir açığı kapatacak, ilkeli ve ahlaklı yayıncılığın ve serbest düşüncenin platformu olacaktır. “Hür Fikirler”in yeniden tasarlanmasında ve yayına hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlara müteşekkiriz.

Hayırlı olsun…