.: Atilla Yayla

Liberalizmin zamanı geçti mi geliyor mu?

ABD’de Trump’ın ABD medyasının ve kamuoyu araştırma şirketlerinin temenni ve manipülasyonlarına rağmen başkanlık seçimini kazanması zaten bir süredir gerek Türkiye’de gerekse başka ülkelerde dile getirilen, liberal tezlerin iflas ettiği iddialarına hız verdi. Birçok kişi yazarak veya konuşarak liberalizmin temel tezlerinin çöktüğünü, liberal fikirlere dayanan uygulamaların insanlığa fayda sağlamadığını, aksine zarar verdiğini öne sürüyor. Bunların akademik çalışma ahlâkı ve disiplininden nasipsiz bazıları neredeyse işi çılgınlık seviyesine vardırdı. Bunlar ulusal ve uluslararası problem olarak gördükleri her şeyin faturasını liberalizme çıkarmakta. Bu problemlerin çözümünü de liberal fikir ve uygulamaların tamamen ortadan kalkmasına bağlamakta. Akla değil öfkeye ve nefrete bağlı oldukları için yazı ve konuşmalarında küfre varan kelimeler de kullanmakta. Bu tür takıntılı kimselere bir şey anlatma imkânı yok. Gel gör ki, akademik hayata bulaşmış olmak lisanı biraz inceltse bile önyargıları ve ezberleri gidermeye yetmiyor. Geçenlerde bir gazetede yayınlanan akademik unvan sahibi bir arkadaşa ait bir yazıda da elmalarla armutlar karşılaştırılmakta, on yıllardır gündemde kalmış ve bazılarında bir sonuca ulaşılmış kapitalizm, liberalizm, demokrasi ilişkileri hakkındaki köhne tezler ve iddialar yeni bir şeymiş gibi ve karşıt görüşler hiç dikkate alınmadan tekrarlanmaktaydı.

Önce hem liberalizmin ne olduğu hem de benim şahsen liberal yelpazede nerede durduğum hakkında birkaç noktayı belirteyim. Diğer ana ideolojiler olan muhafazakarlık ve sosyalizm gibi liberalizm içinde de büyük bir çeşitlilik var. Dolayısıyla liberalizmden bu farklılıkları ihmâl ederek yeknesak bir bütünmüş gibi bahsetmek anlamsız. Bu durumu anlatmanın en iyi yolu ABD’de kavramın politikada ve entelektüel hayatta nasıl, hangi anlamda kullanıldığına bakmak. Orijinal liberalizm klasik liberalizm adıyla bilinir. Klasik liberal çizgi birey haklarını, serbest piyasayı, serbest ticareti, sınırlı devleti ve barışı esas alan bir yaklaşımdır. Ancak, Anglo-Sakson dünyasında bu orijinal kavram bir değişikliğe uğratıldı. Bazı liberal filozofların dediği gibi, çalındı. Sınırlı değil iri devleti, serbest değil devlet güdümünde ekonomiyi, sivil topluma saygı yerine sivil alanların -eğitim gibi- devlet tarafından işgal edilmesini ve barış yerine savaşı ve saldırganlığı savunan görüşe liberal denir oldu. Bugün ABD siyasetinde liberal demek devletçi demektir. Solcu, sosyal demokrat, sosyalist demektir. Entelektüel hayatta ise orijinal liberalizme biraz olsun alan var. Bazı üniversitelerde klasik liberal akademisyenler yer alabiliyor. Çok az sayıda üniversitenin kimi bölümlerinde ise klasik liberallerin aşikâr bir ağırlığı bulunur. Buna rağmen akademik hayatta da ağır basan solcular, yani liberallerdir. Bilgi için söyleyeyim, ABD’de liberal (solcu) 50 antropologa karşı solcu olmayan (klasik liberal veya muhafazakâr) 1 akademisyen var. İktisatta oran 3’e 1. Psikoloji, felsefe, edebiyat, dil bölümlerinde de durum hemen hemen aynı, yani ABD’de akademik hayatta solun (Amerikan liberallerinin) baskın bir ağırlığı var. Ancak, şüphe yok ki, ABD’de klasik siyasette liberalizmin silinmesine karşılık akademik hayatta klasik liberaller iyi kötü nefes alabilmektedir.

Ben klasik liberal gelenek içinde yetiştim. Fikirlere ilgi duyduğum ilk andan itibaren değil tabii. 1989-90 benim klasik liberalizme demir atma zamanım olarak hayatımda yer aldı. Daha öncesinde sağcı sosyalist diyebileceğim devletçi, piyasa ve bireycilik karşıtı, kolektivist bir çizgideydim. Biraz şans, biraz tesadüf, biraz kişisel çabalar sonucu klasik liberalizmi keşfettim. Ancak, klasik liberal çizgi içinde de alt çizgiler var. Şahsen klasik liberal gelenekler içinde Hume-Smith-Menger-Hayek geleneğine yakınım. Bunu şunun için söylüyorum: Tüm liberal gelenekleri vardıkları sonuçlar itibariyle değilse de temellendirilmeleri itibariyle savunmadığım gibi liberalizm adına söylenen her şeye, savunulan her siyasaya da sahip çıkmam. Mesela Chicago Okulu değil Avusturya Okulu bana daha çok uyar. Kıta Avrupası’na yakın kurucu rasyonalist gelenekte -örneğin Voltaire’de- değil İskoç Aydınlanması’nda kendimi daha rahat hissederim. Politikaya bakınca da, söz gelimi Amerikan liberallerini liberal olarak görmem. Bu onların hiçbir fikrinin liberal olmadığını düşündüğümü göstermez. Klasik liberal değerler üzerine kurulmuş bir ülke olarak liberal değerler Amerikan siyasetine, daha da önemlisi sivil toplumuna derinlemesine nüfuz etmiştir. Bu nüfuz on yılardır erozyona uğruyorsa da Amerikan sivil toplum geleneği esas alındığına dünyanın birçok yerindekinden daha güçlüdür. Ana Amerikan partilerinde de klasik liberalizmin izleri vardır. Ama bugün ne Demokrat Parti ne de Cumhuriyetçi Parti ağırlıklı olarak klasik liberal fikirlere sahip bir parti olarak görülebilir.

Son olarak, benim savunduğum klasik liberalizm, ne bir din ne de dünyanın ve insanlığın her probleminin sihirli çözümüne sahip bir teori. “Liberal ol gerisini merak etme” noktasında değilim. Liberalizmin insanın cevabını aradığı her soruya cevap verme yeteneğine sahip ve bununla mükellef olduğunu da düşünmem. Mesela liberalizmi dinlerle yarıştırmam. Hayatın soyut liberal ilkeler tarafından mükemmelen açıklanabileceğine ve tanzim edilebileceğine de. Liberalizm sınırlı içeriğe ve iddiaya sahip olmak zorunda. O ana alternatifleri olan sosyalizm ve muhafazakârlıktan birçok bakımdan daha başarılı. Ama ne hayatın tek gerçeği ne de her derdin sihirli ilacı.

Bu noktaların altını bundan sonra söyleyeceklerimi yeterince iyi anlatmak için çizmem gerekti. Şimdi, liberalizmin zamanı geçti diyenlerin tersine liberalizmin zamanının geldiğini düşünüyorum. Bunun sebeplerini kısaca açıklayacağım. Bunu yaparken de tasarruf için klasik liberalizm değil liberalizm diyeceğim. Liberalizm bitti ve her kötü şeyin sorumlusu liberalizm diyenler, liberalizmin ilgili olduğu ve söz söylediği her bakımdan -ekonomik model, siyaset vs.- tam anlamıyla hâkim olduğu bir dünyada yaşadığımızı zannediyor. Bu tam bir yanılsama. Dünya ne geride kalan kırk elli yılda ne de başka herhangi bir zaman diliminde liberal tezlerin mutlak egemenliğini tesis ettiği bir dönem yaşadı. Ne de gelecekte böyle bir şey olacak. Esasen bu mümkün de değil. Liberalizm tüm beşerî dünyaya hâkim olamaz, çünkü insanî hayatın tek faktörü değil. İçinde yaşadığımız dünya karışık, karmaşık, iyi şeylerle kötü şeylerin iç içe geçtiği, iyilerden kötülüklerin, kötülerden iyiliklerin de sadır olabildiği, doğruların yanlış parçalara, yanlışların doğru parçalara sahip olabildiği bir dünya.

Diğer taraftan dünya, klasik liberal yaklaşımın kabul etmeyeceği yetkiler ve fonksiyonlarla donanmış bir devletler dünyası. Devletler güvenlik, ekonomik kalkınma, eşitlik ve adalet gibi amaçlar ve değerler uğruna liberal ilkeleri paspas yapmaya çok teşne. Devlet hâlâ her ülkedeki en güçlü aktör. Ona tam olarak karşı çıkmak yok olmaya davetiye çıkarmak anlamına gelmekte. Bazı yerlerde -meselâ ABD’de- ekonomik elitlerle politik elitler birbirlerine eklemlenerek güç girdapları yaratmakta. Devletlerin hepsi eğitim ve sosyal dayanışma başta olmak üzere sivil toplumun hemen her alanını işgal etmiş, etmekte. Ağır basan siyasî akımların tamamı devletin bu pozisyonunu meşru ve gerekli görmekte. Elinde güç biriktiren devletler bazen kaba bir saldırganlıkla bazen ABD’nin yaptığı gibi sözüm ona Batılı değerleri koruma adına ülkeleri işgal, halkları sürgün ve kurban etmekte. Bu devletlerin dünyası ne orijinal liberal görüşlerin hâkim olduğu ne de her iktidarın liberal değerleri savunduğu bir dünya.

Bana öyle geliyor ki liberalizmin zamanı geçmiyor, geliyor. Dünya ülkelerindeki aşırı merkezileşme problem çözmekten çok problem yaratıyor. Devletlerin tek biçimciliği sosyolojik çoğulluğu boğuyor. Bu çoğulluğun birçok unsurunun taleplerine makro modeller yüzünden cevap verilemiyor. Bunun sebep olduğu tatminsizlik ve hoşnutsuzluklar zamanla tahammül edilmez boyutlara ulaşıyor, büyük gerilimler biriktiriyor. Sosyal güvenlikte, eğitimde, vergilemede ve benzer alanlarda tek biçimlilik toplumsal rekabeti önlüyor, dolayısıyla etkin kaynak kullanma, daha ileri ve yararlı teknikler geliştirme yollarını tıkıyor. Devletlerin dayattığı makro modeller büyük çöküşlere ve kaynak israflarına sebep oluyor. Bütün bunlardan kurtulmak merkeziyetçilikten adem-i merkeziyetçiliğe, devlet dayatması makro modellerden sivil toplumun eseri olan yarışan mikro modellere, devletlerin, dışarıya yönelik saldırganlıklarının sınırlanması için önce içerde sınırlanmalarına geçişi gerektiriyor. Bunların hepsi orijinal liberalizmin talep ettiği ve desteklediği şeyler.

Liberalizm sihirli değnek değil. Elbette bazı problemlere sebep olabilir, diğer bazı problemleri çözmekte yetersiz ve etkisiz kalabilir. Bunları da ele almalı ve tartışmalıyız. Liberalizm muhtevası ve sonuçlarıyla tartışılamaz, eleştirilemez diyemeyiz. Ancak, soğukkanlı ve ciddî bir inceleme hemen kanıtlayacaktır ki, ulusal ve uluslararası ölçekte yaşanan birçok kötü şey dünyanın liberalleşmesinin değil liberalleşememesinin, liberal ilkelerin uygulanmasının değil uygulanmamasının, adem-i merkeziyetçi ve çoğulluğa saygılı, sivil toplumu siyasî toplumun önüne koyan siyasî yapılanmaların değil tekelci, tek-biçimci ve baskıcı siyasî yapılanmaların dünya siyasetine, ekonomisine ve coğrafyasına egemen olmasının sonucudur. Bu gerçeği görmemek insanlığa gelecekte daha ağır faturalarla karşılaşmaktan başka bir şey sağlamaz. Yukarda atıf yaptığım çizgideki/kafadaki yazar-çizer akademisyen takımının ise, sadece, hayaller ve hayaletler dünyasında yaşama ruh hâlinin tesirinde kalarak gerçeklerden tamamen kopmasına, şimdi yaşadığından daha kesif öfke ve nefret nöbetlerine girmesine ve zaten içinde bocaladığı düşünce kısırlıklarını derinleştirmesine sebep olur.