.: Cemal Fedayi

Liberalizmin Ekmeğini Yiyip Sosyalizmin Türküsünü Çığıranlar!

Reel sosyalizm yıkılalı çok oluyor ama maalesef kültürel alandaki sosyalist hegemonya devam ediyor. Özellikle de popüler kültürde mistik bir sosyalizm heyulası, hükmünü icra etmeye devam ediyor.

Türkiye’de de bunun örneklerini bolca görüyoruz. Bazen bir patron, bazen bir işadamı yahut CEO, sosyalizme öykünen söylem ve eylemlerin içinde oluyor. En son gezi kalkışmasında, irikıyım işadamlarını sosyalist çapulcular arasında gördük…

Popüler kültürdeki sosyalist hegemonyayı en son Che tartışmalarında görmüştük. Meclis başkanının Che’ye yönelik küçük bir eleştirisi nasıl da yaylım ateşine tutulmuştu…

Baskın kültürdeki sosyalist romantizmi, an itibariyle, meşhur diktatör ve katil Castro’nun ölümü vesilesiyle görüyoruz. İnsan, “ne de çok seveni varmış” diye şaşırmadan edemiyor. Sağdan, soldan, ortadan, yandan, bilumum cihetlerden pek çok seveni varmış…

***

Kültürel alandaki sosyalist egemenliği bilen birisi olarak bu yoğun ama temelsiz sevgi seline şaşırmadım.

Beni şaşırtan, Kıbrıs’ta kurulu bir özel bankanın Castro’nun ölümü üzerine yayınladığı “saygıyla anıyoruz” cümlesi oldu. Malumdur ki, bankacılık kapitalizmin ürünü-liberalizmin çocuğu bir kurumdur. Bu aptal bankacılar, kapitalizmin, dolayısıyla bankacılığın düşmanı bir diktatörü saygıyla anıyorlarmış…

Bu aptalca ve basitçe bir cehaletin ürünü değil mi? Buna atalarımız mürekkep cehalet derlerdi. Şeddeli cehalet. Öğretilmiş cehalet. Ceddimiz der ki:

Cehlin ol mertebesi sehl olmaz
Ta kesbsiz bu kadar cehl olmaz

Yani: Bu kadar büyük bir cehalet kolay olmaz; bu kadar büyük bir cehalet ancak çalışıp çabalamakla olur. Bu kadar cehalet ancak tahsil ile olur.

Bu mesajı hazırlayan iki uzmanın özgeçmişlerine baktığımda şu gördüm: Her ikisi de yüksek tahsil yapmış. Hem de liberal-kapitalist ülkelerde. Biri Amerika’da, öteki İngiltere’de okumuş.

***

Genellikle okumuş cahillerle polemik yapmayı sevmem ama bir şansımı deneyeyim diye facebook üzerinden yorum yazdım: “Kapitalizmin dolayısıyla bankacılığın düşmanı bir adamı saygıyla andığınızın farkında mısınız?”

Ardından bir yorum daha patlattım: “Serbest piyasa ve demokrasi karşıtı bir adamı, serbest piyasada ve demokratik bir ülkede iş yapan bir bankanın saygıyla anmasına şaşırdım.”

Güya bana cevap sadedinde, Küba’da da banka olduğunu söylediler. 9 tane yabancı banka ismi verdiler. Ben de onlara “devlet bankalarını değil özel bankaları kastediyorum” dedim. “Bir Küba vatandaşının veya bir Küba şirketinin bankası var mı, onu söyleyin!” dedim.

Bana yine aynı listeden bir İspanyol bankasının ismini verdiler. Baktım ki laftan anlamıyorlar. Bir ironiyle kapatayım dedim ve şunları yazdım:

“Zahmet oldu, verdiğiniz bilgiler sayesinde aydınlandık, Küba’nın özel bankacılığa/özel sermayeye izin verdiğini görüp sevindik. Her şey bir yana, Küba’nın da sosyalizmi/komünizmi bırakması iyi bir şey; darısı Kuzey Kore’nin başına…”

***

Laftan anlasalardı onlara şunu da soracaktım: Kıbrıs’ın bir Küba olmasını ister misiniz? Yahut Kıbrıs yerine Küba’da bankacılık yapmak ister misiniz?

Bunlar, liberal düzenin bütün nimetlerinden faydalanan, liberal düzenin okullarında okuyan, liberal düzenin bankalarında çalışan, liberal düzenin eğlence mekânlarında eğlenen… sonra da utanmadan sosyalizmin türküsünü çığıran zavallılar. Diplomalı cahiller…

Ben diyorum ki liberal denizlerde yüzen bu tatlı su sosyalistlerine bir ceza verelim. Onlara diyelim ki: Madem bu sosyalizmi çok seviyorsunuz sizi zorunlu olarak bir yıl Küba’da çalışmaya gönderiyoruz.

Bir yıl sonra soralım: “Hala sosyalizme öykünüyor musunuz?” Hiç öyküneceklerini zannetmem. Dünyanın en sefil ve en geri ülkesinde yaşamak onlara fiilî bir ders olur.

Küba macerasına rağmen hâlâ akıllanmamış birkaç ahmak çıkarsa onları da bir yıllığına zorunlu olarak Kuzey Kore’ye yollayalım. Görürler o zaman Hanya’yı Konya’yı…

***

İnsanlar genellikle yığın psikolojisiyle hareket ediyor. Kalabalıklara karışıyor. Sebepsiz ve illetsiz bir şekilde, “uydum kalabalığa” mantığıyla hareket ediyor.

Castro ve Che aşkının makul ve mantıklı bir izahı yok. Bu aşk tamamen psikolojik bir hastalık halinin neticesidir. Bu aşk bir patolojidir.

Castro ve Che âşıkları, azıcık araştırsalar görecekler ki; bu heriflerin her ikisi de acımasız birer katil. Her ikisi de terörist. Her ikisi de sosyalizm adına katliamlar yapmış; diktatörlükler kurmuş… Kendi halklarını sefalet içinde yaşatmış…

Castro denilen adam ülkesini 50 yıl demir yumrukla yönetmiş. Hiç seçim yaptırmamış. Ölümüne yakın da kardeşini yerine geçirmiş. Yani bir saltanat kurmuş.

Demokrasiden ve özgürlüklerden azıcık nasibini almış olanlar, mantıklarını asgari miktarda çalıştıranlar, Che ve Castro gibi katillerin ardından ağlamaz; sevinir.

Bu gibi diktatörler öldüklerinde, atalarımız şöyle derdi:

Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzur
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.

***

Reel sosyalizm, Varşova Paktı’nın ve SSCB’nin yıkılmasıyla yanlışlandı ve tarihin çöplüğüne girdi. Ancak kültürel alanda, mistik bir itikada dönüşmüş romantik sosyalizmi yıkmak çok zor.

Sosyalizmin ülkelerde kurduğu diktatörlükler 70 yıl içinde yıkıldı ama sosyalizmin zihinlerde kurduğu diktatörlükleri yıkmak çok zor.

Zor, çünkü bu sosyalizm aşkı bir itikada hatta dine dönüşmüş durumda. Bu dinin inananları gözlerini ve zihinlerini dış dünyaya kapatmışlar. Bunlara kesin inançlılar da deniyor. Bu gibileri ancak teneşir paklar.

Ancak yine de çıkmayan candan ümit kesilmez. Kendilerine at gözlüğü takmış bu kesin inançlılara sonuna kadar gerçeği göstermek lazım.

Kültürel alandaki sosyalist romantizmi/itikadı yıkmak tek başına siyaset bilimcilerin harcı değil. Bu iş için bilim adamlarından ziyade sanatçılara ihtiyaç var. Özellikle de sinema sanatçılarına. Sosyalizmin ne kadar yıkıcı ve ne kadar baskıcı olduğunu görsel bir tarzda sinema yoluyla anlatmak gerekiyor.

***

Bu uzun bahsi, “memleketimden cehalet manzaraları” ile bitirmek istiyorum:

“Başkanlık sistemine karşıyız” diye bağıranlar, ülkesini 50 yıl boyunca seçimsiz bir başkanlık sistemiyle yönetmiş herifi alkışlıyorlar.

Seçilmiş cumhurbaşkanını “diktatör” diye suçlayanlar, seçilmemiş bir azılı diktatörü övgüyle anıyorlar.

“Bu ülkede demokrasi ve özgürlük yok” diye vaveyla koparanlar, ülkesini 50 yıldır totaliterizmle yönetmiş, bütün özgürlükleri ve temel hakları ilga etmiş bir adamın ardından ağlıyorlar.

Kapitalizmin bütün nimetlerini tepe tepe kullanan tahsilli cahiller, bir anti-kapitalisti saygıyla anıyorlar.

Saltanatı yıkmakla övünenler, bir “akraba saltanatı” kurmuş zalim sultanı alkışlıyorlar.

***

Ben bu cahil taifeye şunu diyorum: Çok istiyorsanız o çok sevdiğiniz diktatörün ülkesinde yaşayın bakalım! Biz de bu arada biraz huzur bulalım…

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...