.: Ünsal Çetin

Liberalizmin ‘Bir Kez Daha’ Sonu Gelirken

Küresel Refah Durumu yazı dizisi:
1- Liberalizmin ‘Bir Kez Daha’ Sonu Gelirken
2- Refah Toplumunun Düşmanları
3- Gerçeği Örten İstatistik
4- Oxfam’ın Oyunu
5- Kapitalizmin Ahlâkî Üstünlüğü

‘Liberalizmin sonu geldi’ şeklindeki tespit postuna bürünmüş temenni, sonu gelmez bir söylem artık. Hangi tarafta yer alırsa alsın, yayın organlarının hemen hemen tamamı ‘liberalizmin sonunu’ ilan ediyor. Bununla kaldığı söylenemez, ‘işte bu sefer gerçekten sonu geldi’ sevinci kendisini ele veriyor, kendilerini zorladıklarında bile su sevinci saklamaları pek mümkün olmuyor.

Var olduğu iddia edilen gelir ve servet eşitsizlikleri bu büyük iddianın en çok dile getirilen gerekçesi. ‘Dünyanın en zengin 300’ veya ‘100 kişisi’ diye başlayan cümleler bile geride kaldı. Oxfam 2014’te en zengin 85 kişinin dünya nüfusunun en fakir olan yarısı ile aynı servete sahip olduğunu iddia etti. Aynı yıl Forbes ‘85 bile değil 67 kişi’ dünyanın yarısına bedel dedi. Sayı Oxfam tarafından 2015’te 80 kişi, 2016’da ise 62 kişi olarak açıklandı. Oxfam bu ay yayınlanan son raporunda ise en zengin 8 kişinin en yoksul 3,6 milyar insanın toplam servetine eşit olduğunu duyurdu.

Gerçekten nefret uyandırıcı, değil mi? Eğer doğru olsaydı!

‘Eşitsizlik uçurumundaki bu yükseliş eğilimi’ devasa bir küresel propaganda makinesini tekrar harekete geçirmiş durumda. Oxfam’ın son derece kapitalistçe bir kampanya yürüterek, raporunu hep Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’na denk getirmesi de ayrıca dikkat çekici.

Ne kadar saçmaladığından habersiz, ne hakkında konuştuğunu bile bilmeyen geniş bir küresel entelektüeller kitlesi üst perdeden atıp tutuyor ve kapitalizmi mahkûm ediyor yine. Sahtekârlığa varan bir dezenformasyonun sorgusuz sualsiz kabulü insancıl olmanın ön koşuluna dönüştü. Heyhat ki, aynı zamanda bize neo-liberal hegemonyanın boyunduruğu altında yaşadığımız söylenmekte.

Gelir ve servet istatistiklerinin bize neyi ifade ettiğini ve bilhassa da neyi ifade etmediğini anlayabilmemiz için sofistike bir istatistikçi olmaya ihtiyacımız yok. Öncelikle, bir ideolojiye sahip olsak da, ideolojik körlüğe sahip olmama iradesini göstermemiz gerekiyor.

Siz Hürfikirler okuyucuları için planladığım bu yazı dizisinde gelir ve servet istatistiklerini doğru anlamak için önem arz eden kritik bazı konuları ele alacağım. Küresel refah dinamikleri ne yönde hareket etmektedir? Dünyanın orta sınıflarının, dar gelirlilerinin ve en (mutlak) fakirlerinin durumu iyileşiyor mu, kötüleşiyor mu? İnanıyorum ve iddia ediyorum ki, bu yazı dizisini okuduğunuzda, ‘zengin daha zengin, fakir daha fakir’ iddiasının tek kelimeyle bir saçmalık olduğu gerçeğini teslim etmeniz gayet kolay olacak. Yalnızca gerçeğin hatırına.

Daha önce bir vesileyle yaptığım gibi, bu ülkede bu konuyu benimle tartışmak isteyebilecek herhangi bir kişiye meydan okuyorum. Kişileri ve kişilikleri arka plana gömen, medeni bir tartışmanın bana kazandırabileceklerine; fikrimi tadil etmeye, değiştirmeye ve terk etmeye açığım. Tartışacağım insanlardan da böyle olmalarını beklerim.

Temel iddiam şudur; liberal demokrasi (kısaca kapitalizm) yapısal olarak fakir ve orta sınıfların lehine çalışır. Onun engellenmemiş ve doğal işleyişi yerleşik çıkarların tahsisine giden yolu döşemez. Aksine, kapitalizm yerleşik çıkarların aleyhine olacak şekilde rekabet ve tüketici egemenliğine hizmet eder. Kapitalizm, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana, insanlık tarihinin fakirliğe karşı en büyük savaşını vermiş ve bu savaşı kazanmıştır. Kazandığı ile yetinmeden yoluna devam etmeye gayret etmektedir. Onu fakirliğe karşı daha büyük bir zafer kazanmaktan müdahaleci ve engelleyici politikalar alıkoymaktadır.

Sonraki yazımızda, gelir istatistiklerini hazırlamanın iki temel yöntemi ve bu yöntem farklılığının devasa önem arz ederek farklılaşan sonuçları ile konumuza devam edeceğiz.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...