.: Emre Turku

Liberalizm’de doğru bilinen yanlışlar: birey ve toplum

Bazı şeyler ne kadar çok anlatılmaya, yazılmaya çalışılsa da önyargılar, ön kabuller, spekülasyonlar, aforizmalar daha fazla akılda kalıyor ve doğrunun kendisiymiş gibi oluyor. En çok da bu “doğru” bilinen yanlışlar kendisini kabul ettiriyor. Ve bu öyle bir hâl alıyor ki doğruyu anlatmaktan ziyade bu yanlışların gücünü kırmaya uğraşıyoruz.

Liberalizm, Türkiye’de, gerçek manada az bilinen bir ideoloji olmakla birlikte hakkında bilinenlerin de çoğunun yanlış olduğu bir ideolojidir. Liberalizm hakkındaki bu yanlış bilinenlerden birisi de liberalizmin toplumu hiçe saydığı veya toplumu önemsemediği düşüncesidir. Bu yanlış bilgi, öyle zannediyorum ki, liberalizmin birey merkezli bir ideoloji olmasından kaynaklanmaktadır.

Liberalizm, bireyi ve bireysel özgürlüğü temel değer kabul eden bir ideolojidir. Liberalizmin bireyciliği insanların her birinin kendi başına birer amaç olduğu gerçeğidir. İnsanlar tüm düşüncesi, fikri, dini, etnik kimliği ve ideolojisinden önce, birey olması nedeniyle eşittir ve aynı değere sahiptir. Liberalizmin bu şekilde, bireyi ve onun özgürlüğünü ilk sıraya koyması insanları egoist yani sadece kendisini düşünen ve başka hiçbir şeyi önemsemeyen birer varlık olarak gördüğü şeklinde bir eleştirinin hatta çoğu zaman da bu yanlış bilgi nedeniyle hakaretlerin hedefi haline getirmiştir. Oysa bu düşünce doğru değildir.

Liberalizmin bireyi temele alan bir düşünce geleneği olması onun toplumu dışladığı anlamına gelmez. Liberalizm, toplumu görmezden gelmez. Toplumun kendisini oluşturan bireylerden ayrı, onlardan bağımsız bir “iradesi” ve “amacı” olamaz der. Yoksa bireyin içine doğduğu ailede, toplumda ve kültürde yetiştiği ve bireyin bugün “ne” ve “nasıl” olduğunu belirleyen şeyin zaten bunlar içerisindeki bireysel yaşantısı olduğu kabul edilmektedir. Her bireysel yaşantı farklı ve kendine özgü tecrübelerle “kendi” olmaktadır.

Toplumun, liberal gelenek içerisinde görmezden gelinmediğini gerek liberal düşünürlerin yazdıklarında gerekse liberalizmin kendi değerlerinde görebilmek mümkündür. Ralph Raico’nun tabiriyle “20. yüzyılın en büyük liberallerinden” ve Murray Rothbard ile Friedrich von Hayek’in hocası Ludwig von Mises, “sosyal düzeni koruyacak her şey ahlâklıdır; ona zarar veren her şey ahlâka aykırıdır” der. Yine Mises, “toplum düşmanlarına karşı baskı ve zorlama olmaksızın toplumsal yaşam da olamaz” diyerek toplumsal düzene işaret etmektedir.

Ayrıca liberalizmde hukukun hâkimiyeti ilkesi temel değerlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Hukukun hâkimiyeti, bireyi ve onun doğuştan gelen temel haklarını korumakla birlikte toplumsal düzenin sağlanması ve kurallı bir toplumu, sosyal düzeni kurmayı amaçlar. Hayek, ölümsüz eseri Kölelik Yolu‘nda bu konunun anlamını şu şekilde açıklamıştır: “Hükümet, bütün faaliyet ve hareketlerinde, sabit ve önceden ilan edilmiş birtakım kaidelerle bağlıdır; öyle kaideler ki, icra kuvvetinin, belli durumlarda belli bir şekilde hareket edeceğini önceden kesin olarak görmek imkânını temin ederler.” Çünkü öngörülebilir bir toplumsal düzen bireylerin faydasınadır.

Yine liberalizmin kabul ettiği önemli bir diğer değer de barış ilkesidir. İnsanların barış içerisinde bir yaşam sürmesi gerektiğine inanılır. “Çünkü bir toplum şiddete sahne oldukça daha fakir olmaya meyleder. Bunun sebebi şiddetin veya şiddet tehdidinin servet üretimi cesaretini kırmasıdır” der Mises. İnsanlar arasındaki barış hâli başka bir deyişle barış içerisindeki toplum ekonomik işbirliğinin en üst seviyede olduğu toplumdur. “Barış düşüncesinin gücü, milletler arasında savaş olmaması sayesinde insanlığın edineceği maddî, kültürel ve manevî yararlarda yatmaktadır.” Yine Mises, “iş bölümünün artarak yoğunlaşması sadece ebedi barışın sağlandığı bir toplumda mümkündür” der. Hatta Mises daha da sert bir ifade ile, “liberalizm her dinî ve metafizik inanca hoşgörülüdür, bu ‘yüce’ şeylere kayıtsız kaldığından değil, toplumsal barışın başka her şey ve kişiden daha öncelikli olduğuna inanmasındandır” derken de toplumdaki barışa vermiş olduğu önemin büyüklüğünü göstermektedir. Çünkü barış ortamı da nihayetinde her bireyin faydasınadır.

Belirttiğimiz gibi liberalizm hakkında “doğru” bilinen birçok yanlış var. Sadece bu konudan ibaret değildir. Fakat belki de en yaygını budur diyebiliriz. Zamanla diğer konulara da değinebilmek ümidiyle…

Ayrıca bakınız...

tartışma kültürü ve geleneği

Tartışma kültürü ve geleneği

Öğrencilik yıllarımda okuduğum bir kitapta bozkırın ortasında (sıfırdan) bir orman kurmaya çalışmak pek akıl kârı ...