.: Ünsal Çetin

Liberalizm ve Altın Standardı

Liberal düşünceyi 20. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Avusturya, Şikago ve Kamu Tercihi okulları ayağa kaldırdı. Bu üç okul büyük bir fikri geleneği çağın gereklerine göre yeniden ele aldı. Onu güncelledi, geliştirdi. Liberal demokrasi dediğimiz ‘sınırlı devlet ve serbest piyasa’ sisteminin çok daha teferruatlı bir anatomisini sundu. Bu üç okulun devletçiliğe, Keynesyenizme, neo–merkantilizme, sosyalizme ve faşizme karşı fikir savaşı kusursuz ve kesin bir başarı gösterdi dememiz mümkün değil. Ancak en azından, anaçizgi iktisat akımını yaşatma ve ileriye taşımada büyük bir başarı gösterdiklerini ifade etmemiz gerekir.

Dikkat edilmesi gereken bir özellik bu üç okulun da özünde birer iktisat okulu olmalarıdır. Liberal düşünceye muarızları karşısında üstünlük sağlayan bir özelliktir bu. Şikago son 20-25 yıldır bir gerileme gösteriyor olsa da, Avusturya ve Kamu Tercihi çizgisinde çalışan, oldukça ümit verici ve çoğunluğu genç bir bilim insanı nesli vardır. Revizyonist ekonomi tarihçiliği adına ve para politikası özelinde çok başarılı bir örnek, eski Şikago çizgisinden T. M. Humphrey ve R. H. Timberlake’in Büyük Buhranın nedenlerine dair yeni eseridir. Bu çalışma, Fed’in 1930’lar boyunca bir laissez faire doktrine bağlı olduğu için Büyük Buhranın yaşandığı iddiasını başarıyla çürütür. M. Friedman’ın ifadeleriyle;

“Büyük Buhrana neden olan şey kesinlikle herhangi bir türden altın standardına bağlılık değildi. Bilakis bu neden, bir altın standardına bağlılığın söz konusu olmamasıydı. Şayet ABD veya Fransa altın standardına sadık kalsaydı, Birleşik Devletler, Fransa ve altın standardına dâhil diğer ülkelerdeki para arzı önemli seviyede artacaktı… [T. M. Humphrey ve R. H. Timberlake’in] Real Bills Doktrini üzerine vurgusu, A. Schwartz’ın ve benim Fed politikasının neden öyle çok ‘beceriksiz’ olduğuna dair analizimizi önemli bir açıdan tamamlar. Fed bünyesindeki iktidarın el değiştirmesini uzun uzadıya vurgulamış ve tartışmıştık. Bugünden geriye bakınca görüyoruz ki, vurgulamamız gereken bir hususa değinmemiştik. İktidarın devredildiği kişilerin Real Bills Doktrinine genel bağlılığı bizim değinmediğimiz bir konuydu.”

Bugün halen birçok kişi Büyük Buhranın liberalizmin ve –J. Schumpeter tarafından liberalizmin tamamlayıcı parçası olarak adlandırılan– Altın Standardının krizi olduğunu düşünür. Hatta hızını alamayıp, Hitler’in yükselişini ve II. Dünya Savaşında on milyonlarca insanın ölümünü bile içinden ‘liberalizm’ ve ‘altın standardı’ geçen cümlelerle açıklayanlar vardır.

Ancak Buhrana yol döşeyen başat faktör olan deflasyonun sebebi ABD para arzında 1929–1933 arasında üçte bir oranında gerçekleşen seküler daralmaydı. Fed bu parasal daralmayı sadece seyretmişti. Bunu yapmasını ona söyleyen ise Real Bills Doktriniydi. RBD, para arzındaki daralmaya intibakı engelleyen ücret ve fiyat katılıklarının varlığına rağmen, merkez bankalarına bütünüyle hareketsiz kalmalarını; para arzındaki çöküşün engellenmemesini vaaz ediyordu. Yine az bilinen ama önemli bir detay, 1920’ler ve 30’ların bir Altın Standardı değil, Altın Mübadele Standardı dönemi olmasıdır. Uluslararası Klasik Altın Standardı 1914’te son buldu. Büyük Savaş sonrasında, devletlerce manipüle edilmeye daha açık bir sistem olan Altın Mübadele Standardı söz konusuydu.

Altının uluslararası parasal dengeyi sağlayabilmesi için ülkeler ve piyasalar arasında serbestçe dolaşabilmesi gerekiyordu. “Birinci Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında Britanya ve Kıta Avrupası’nın büyük miktardaki bir altını Birleşik Devletlere akıyordu” (L. H. White, s. 297-300). Ancak Fed 1920–1932 döneminin hemen hemen tamamında bu akımı sterilize ediyordu; yani altının yurtiçi para stoğuna eklenmesini engelliyordu. Benzer şekilde, Fransa Merkez Bankası da 1928’deki bilinçli bir devalüasyon (paranın değerini düşük tutma) politikası ile büyük ölçekli bir altın miktarının kendisine akışını sağladı; üstünde oturduğu altının parasal dolaşıma çıkmasına engel oldu. “Fransa dünya altın rezervindeki payını 1927 ve 1932 arasında %7’den %27’ye yükseltti ve bu birikimin ekseriyetini etkin bir şekilde sterilize etti” (D. A. Irwin, NBER).

Altın standardının deflasyona karşı koymada merkez bankacıların elini bağladığı söylenmiş olsa da, gerçekte olan şey bunun tam tersiydi. Merkez bankacılar Altın Standardının elini–kolunu bağlamışlardı. Bürokratlardan beklenecek şekilde, sonuçlanan başarısızlığın kendilerine değil, Altın Standardına ait olduğunu söylediler. Burada diğer bir hayati hatayı İngiltere yapmıştı. W. Churchill’in Sterlini Büyük Savaş öncesi pariteden altına bağlama şeklindeki kararı, uluslararası boyutta parasal dengesizliğin birikmesini destekledi. Savaş boyunca basılan kâğıt para dikkate alınmadan, Sterline artık sahip olmadığı bir satın alma gücü atfedildi. Bu, özünde bir fiyat kontrolü dayatmasından farksızdı; parite kayışının kaçınılmaz kopuşu Eylül 1931’de gerçekleşti. Britanya artık altının dışına düşmüştü.

Buhranı ‘Büyük’ yapan başat faktör işte bu küresel parasal dengesizlikti. Hatta buna parasal bir kaos ortamı da denebilir. Elbette, başka önemli yapısal sorunlar da vardı. ABD’de Buhran boyunca dokuz binden fazla banka kapısına kilit vurdu. Bu astronomik rakamın nedeni Şube Bankacılığı (Unit Banking) sistemiydi. Bankaların yeni şubeler açarak coğrafi yayılma sayesinde kredi ve mevduat riski dağıtımı yapmalarının önü kesilmişti. Bir kere kurulan banka oturduğu yerde kalmaya, bütün yumurtalarını tek bir sepete koymaya mecburdu. 1930’ların Yeni Düzen (New Deal) tedbirleri ücret ve fiyat katılıklarının yapay surette ve şiddetli bir şekilde artışına neden oldu. Bu yüzden, piyasa aktörlerinin daralan para arzına intibak sağlama yeteneği büyük ölçüde kısıtlandı. 1930’lar boyunca izlenen politikalar piyasaları bir mengene içinde sıkıştırmaktan farksızdı.

Fed parasal daralmayı telafi edecek bir politika da izlemedi. Şayet, bir klasik liberal ve esasen serbest bankacılık yanlısı olan W. Bagehot’ın tasarladığı Nihai Kredi Mercii Doktrinini’nin orijinal kurallarını takip etseydi, Fed deflasyonun önüne geçebilirdi. Doğrudur ki, serbest piyasalar ekonomik çöküş ve finansal panik anlarından sonra, kendi bünyelerine ait bir iyileşme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek piyasaların serbestlik derecesine ve ekonomi politikasının fiyat sistemine ne kadar yardım ettiğine bağlıdır. Ekonomik özgürlük genişledikçe, fiyat sisteminin esneyeceği alan genişler. Böylece, ücret ve fiyat katılıklarının ekonomik iyileşmenin önünde durma gücü azalır.

Gelişmiş ülkelerin son 10 yıldaki potansiyel altı büyüme eğilimleri bu gerçeğin kendisini açığa serdiği başka bir büyük deney oldu. Fed ve diğer gelişmiş ülke merkez bankaları 2008 Krizinden sonra da Bagehot’ın kurallarını dikkate almadı. Bugün takla atan getiri eğrileri ve 17 trilyon dolara varan negatif faizli tahviller gibi anomaliler merkez bankalarının kuralsız politikalarının marifetidir.

Merkez bankalarının keyfi politikalarının olmadığı serbest piyasalarda bu tür finansal çarpıklıklar da olmaz. 2008 sonrası Bitcoin ve benzeri desantralize parasal çözümler parayı icat eden serbest piyasaların onu devlet tahakkümünden kurtarma ve yeniden kendisine hizmet eder hale getirme çabasının bir parçası olarak görülebilir. Parasal merkezi planlamanın derecesi, kapsamı arttıkça bizi bekleyen ekonomik sıkıntıların derinliği ve yıkıcılığı da artıyor.

Altın Ons Fiyatı ve Negatif Getirili Tahviller

 

Bu bir yana, tablomuzda görülebileceği gibi; altının kendisi 2016 yılından bu yana negatif faizli borç senetlerinin seyri ile artan bir bağ kuruyor. 2008’den 2016’ya kadar, agresif şekilde piyasa karşıtı para politikalarının kalıcı olmayacağını bekleyen aktörler, ‘yeni’ ve kalıcı politikaların risklerine karşı durmak için altına daha fazla güç atfediyor. Şimdiye kadar şiddetli enflasyon, savaş, ekonomik çöküş vb. dönemlerde parıltısını artıran altın bu nedenle güvenli liman olma vasfına yeni bir boyut ekliyor.

Devletler baskı altına alarak, seçim haklarını sınırlandırarak, zorlamalarla ve kandırma yöntemleriyle çalışır. Piyasalar ise alternatif çözümler önererek, yeni yöntemleri icat ederek, tüketicinin seçim alanlarını genişleterek çalışır.

Tutarlı bir liberalin hangisinden yana olması gerektiği açıktır.

8 Ekim 2019