.: Ünsal Çetin

Liberal Vizyonun Zaferi Olarak 15 Temmuz

Hangisi Fettullahçı Paralel Devlet ve hatta Paralel ‘Devlet ve Toplum’ Yapılanmasına karşı daha dayanıklı çıkardı? Kemalist oligarşinin hükmünü sürdürdüğü bir Türkiye mi, yoksa açık toplum idealine çok daha yakın olan bir Türkiye mi?

Anayasanızda demokratik bir devlet olduğunuzu yazabilirsiniz. Ama demokrasinin birinci adımı olan ‘seçimle gelen seçimle gider’ kuralını gerçekten hayata geçirmeniz için 15 Temmuz 2016 Şanlı Direnişini beklersiniz. Kâğıda yazılı o kural toplumsal bir kanun haline gelinceye kadar demokratlık iddianızın içini boşaltacaktır.

Birçok kişi 15 Temmuz Şanlı Direnişini başarılı kılan, yüzeysel bir bakışla o geceye ait gibi görünen eylemleri sıralıyor. Eminim ki, bu konuda çok başarılı bilimsel/belgesel çalışmalar da ortaya çıkacak. Ülkemizin sosyal bilimcilerine gün doğdu. Fakat bana kendi bakış açımdan öyle görünüyor ki, o gecenin direniş eylemleri birer neden olmaktan çok esasen sonuç. Liberal vizyonun, bilhassa 1980’lerden bu yana, devletçilikten ve kapalı bir toplumdan serbest piyasaya ve açık topluma doğru yavaş fakat önemli adımlarla yokuş yukarı tırmanabildiği bir ülke burası.

Anlamakta zorlananların Sol’dan gelmesinde şaşılacak bir şey yok. Onların havsalası emir, komuta, kumanda dışında hareket edebilen bir toplumu almaz. Hele ki böyle hareket edip düzen tesis eden ve ortak bir amacı gerçekleştiren toplumdan nefret ederler. Bir toplum 15 Temmuz gecesi çok ilginç görünür; sanki yıllardır askeri bir darbenin püskürtülmesine hazırlanmış gibidir. Merkezi bir akıl olmadan türlü çeşitli yol ve yöntemlerle bir destan yazar. Ve bu Sol’un işine gelmeyeceği için sadece yeni tür hakaretlerle karşılanır. “Tiyatro, lumpen kalabalık, ahmaklar ordusu, …”.

Dışa açık bir ekonomi, çoğulculaşan bir medya, gittikçe derinleşen ve genişleyen bir orta sınıf, iletişim araçlarını her anın bir parçası olarak kullanan bir yeni nesil, militarizmin boyunduruğundan kurtulmuş siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri, askere ‘komutanım’ çekerek biat etmeyecek kadar özerkleşen ve sivilleşen bir emniyet teşkilatı Şanlı Direnişi doğuran ve başarıya ulaştıran toplumsal eğilimler oldu. Bu toplumsal eğilimler liberal demokrasinin birinci kuralını teori kitaplarından ve anayasa metinlerinden çıkartıp fiiliyata döken, onu toplumsal kanun haline getiren faktörler oldu.

Bu ülkenin demokrasisi 15 Temmuz öncesinden çok daha güçlü, tam olarak bu faktörlere dayandığı için. Ve evet, bu şekilde düşe kalka da olsa evrimleşen toplumlarda demokrasi de derinleşir ve genişler. Aynı tornadan çıkan sözüm ona kurmay zekaya sahip generaller, topluma tepeden bakan bir jüristokrasinin devlet yanlısı yargıçları, topluma parmak sallayan tek tip bir medya, resmi ideoloji bekçisi üniversiteler, ‘Hitleri de demokrasi getirdi’ diyebilecek kadar cahil köşe yazarları sayesinde demokratikleşemezsiniz. Bütün bunlara rağmen demokratikleşirsiniz.

Kimileri ‘ama darbeye direnmek demokratlık anlamına gelmez ki’ diye dursun, onların bu müşkülpesentliğinin ‘toplum bizim dediğimize gelmezse demokratik değildir’ anlamına geldiğini fark etmek zor değil. Onların dediğine gelmek, yani onlar gibi düşünmeniz, yaşamanız, onlar gibi yazıp, onlar gibi tepki vermeniz. Yani onların son derece kişiselleştirilmiş despotik vizyonlarını onlar sizi zorlamadan, tıpış tıpış kabul etmeniz. Bildiğiniz totaliteryenizmi bize demokrasi diye satmaya çalışanlar sayesinde demokratikleşemezsiniz.

Kemalist oligarşinin hüküm sürdüğü bir Türkiye’de Gülenist PDY çok daha başarılı olabilirdi.  Gülen kurucu ayarlardaki büyük açığı yakalamıştı. Bir darbe yapmalarına bile gerek kalmadan, hatta bütün bir kamu bürokrasisini, toplumsal örgütlenmelerin kahir ekseriyetini, koca bir ülkeyi ruhumuz bile duymadan ele geçirebilirlerdi. Nitekim asıl amaç da buydu. Kimsenin ruhu duymadan; 7 Şubat saldırısını, 17 Aralık şerefsizliğini, 15 Temmuz ihanetini yapmadan. The Cemaat bütün bu adımları istemeye istemeye attı. Önce tehdit etmesinden ve istediğini alamayınca alçakça saldırmasından bile bunu anlamak mümkün. Allaha şükür ki, bu ihanet şebekesi, vesayet kurumlarına meydan okuyan, okuyabilen ve gücünü halktan alan demokratik siyasetin buz dağına çarptı. Tayyip Erdoğan’ın siyasi dehası, karizması, efsanesi ya da her nasıl adlandırırsanız adlandırın, Erdoğan gerçeği bu buz dağının gerçekten bütüne ait olan ve ‘görünen’ parçasıdır. Erdoğan’ın büyük basireti, ister hoşunuza gitsin ister gitmesin, bu hareketin bayraktarlığını hakkıyla ve kanı pahasına yapmasıdır.

Liberallerin ‘liberalizmi’ muhafazakâr bir siyasi hareketin ‘liderine’ duyulan kişisel bir nefrete kurban etmemeleri gerekirdi. Nitekim Liberal Düşünce Topluluğu çevresinin bu ülkenin son 13 yılına ait konjonktür bağlamında sahip olduğu önemli bir erdem de bu oldu. Liberalimsiler ve gözünün önündeki Paralel Yapılanmayı görmeden özgürlük hakkında araştırma yapmayı tercih eden eski liberaller 15 Temmuz ile birlikte tarihin çöp tenekesini boyladı. İşte bu, ülkenin liberal fikriyatının kendisine ait evrim sürecinin bir parçasıydı. Liberal olduğunu iddia edenler bile evrimci güçlerin tesirinden muaf değildir.

Ne mutlu ki…

Ayrıca bakınız...

Kemalizmlerin Çatışması

Kemalizmlerin Çatışması

2017 yılının 29 Ekim-10 Kasım sürecinde, Kemalizm bağlamında, siyasî tarihimize geçecek nitelikte gelişmelere şahit olduk. ...