.: Berk Ünlü

Liberal Siyaset ve AKP Yönetimi

Baştan söylemek belki de en doğrusu. Bireysel olarak, Türkiye’de siyasal yönetimin AKP dışında, liberal fikirler ve değerlere sahip ve bu fikirler doğrultusunda siyaset yapacak kişilerden oluşmasını isterim. Bu doğrultuda da AKP’nin, liberal fikirleri benimsemiş kişilerce sürekli eleştiriye ve denetime tabi tutulmasını gerekli bulurum. AKP sonuçta devlet üzerinden kendisini tanımlayan, çoğunlukla devletçi siyaseti ön plana koyan bir parti ve bu durum devletçiliği olumlu bulmayan bir siyasal ideoloji olarak liberalizmin doğruları ile çelişmektedir. Üstelik devletin, doğası itibarı ile devletçilik üzerinden liberal değerleri baskılama potansiyelini içinde sürekli olarak barındırması da siyasetle ilgilenenlerin görebilecekleri bir durumdur. Sadece bu nokta bile liberal birisinin AKP’ye kuşku ile bakması sonucunu doğurur.

Daha önce kendi sosyal medya hesaplarımda kendimce yazdım. AKP iktidarının çok önemli bir bölümünde, başına gelen pek çok durum üzerinden nedenler ortaya koyarak Türkiye’de özgürlükçü siyasal tavırlar almayı ve eylemler gerçekleştirmeyi geçiştirdi. AKP iktidarının ilk zamanlarında TSK’nın sonradan ortaya çıktığı şekliyle balyoz-sarıkız-ayışığı darbe planları, Ergenekon gibi bir tehdit, Tayyip Erdoğan’ın 2002 seçiminden sonra başbakan olamaması, Abdullah Gül’ün çok sıkıntılı geçen cumhurbaşkanlığı seçimi süreci, TSK destekli cumhuriyet mitingleri, kapatma davası, 27 Nisan e-muhtırası-darbesi, gezi olaylarında -barışçıl protestoların dışında ve ötesinde- son derece açık olarak siyasal yönetimi totaliter gruplarla birlikte sokak kalkışmaları ile indirme çabaları, 17-25 Aralık’ta “hukuk” üzerinden AKP’nin iktidarına son verme çabaları ve elbette 15 Temmuz darbe girişimi… Bütün bunlar gerçekleşirken AKP yeterince özgürlükçü olmamayı sebeplendiriyordu. Peki artık AKP’yi özgürlükçü olmaktan geri koyan nedir? Doğrudan özgürlükçülükten hoşlanmaması olabilir mi? Yoksa laikliği yeryüzü dini olarak görenlerin sürekli dedikleri gibi AKP’nin gizli köktenci İslamcı ajandası mı bunu engelliyor? Evet AKP zaten kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak siyaset sahnesine çıktı. Bu noktada liberal fikirleri benimsemeyeceği noktalar elbette vardır ve olacaktır. İslamcı altyapısı da AKP’nin kuşku götürmez. Burası da sürekli bir liberal eleştiriye tabi tutulabilir. İslam ve liberalizmin arasındaki ilişkiye ise burada girmeyeceğim zira, bu konu kendi içinde bambaşka uzun bir çalışmayı ve olan çalışmaları değerlendirmeyi gerektiriyor.

Yukarıda belirttiğim olaylar üzerinden devam ettiğimde “artık” AKP’nin, özgürlükçü siyasetin gereklerini yapmaması için meşru bir ortam olmadığını belirtmeyi gerekli buluyorum. Bu saatten sonra AKP’nin özgürlükçülüğe dönmesini beklemiyor olmamla birlikte AKP’nin yerine gelecek bir siyasal iktidarın da CHP ve otoriter-totaliter eğilimli partiler üzerinden oluşmasını arzu etmiyorum. Çok basit de ifade edilebilir: AKP iktidarının alternatifi CHP iktidarı olmamalıdır. Olası bir CHP iktidarının AKP günlerini bile aratabileceğini varsayıyorum. Neden mi? Bugüne kadar CHP’nin kaç tane özgürlükçü-liberal söylemini veya eylemini gördünüz? Koyu bir devletçilik dışında siyaset üretmeyen bir parti ve ona eklemlenecek devletçilik temelindeki partilerin hangi özgürlüğü getireceğini umuyorsunuz? CHP zaten iktidara geldiğinde restorasyona girişeceğini belirtiyor. Altı okun neresinde liberal değerler var? Meseleyi getirip sığ bir yeryüzü laikçiliğine bağlamak ise zaten derinlikli bir siyaseti ifade etmiyor. İslamcı köktendinciliğin karşıtı, yeryüzü dinine dönmüş laiklik değildir. Kendisini rasyonal-liberal değerlere daha yakın gören biri olarak söylüyorum ki, kurucu rasyonalist açından bilimselciliğe tapınmak özgürlükçü bir alternatif değildir. Üstelik bu kesim karşınıza neden özgür olmamanız gerektiğini “bilimsel” argümanlarla da açıklayabilir. 20.yy’ın “bilimselci” modernizminden ne kadar otoriter-totaliter fikir türedi bilemiyor muyuz?

Klasik liberal veya liberteryen bir siyasal parti Türkiye’de henüz oluşamadı. Bu liberaller için doğal olarak iyi bir durum değil. Liberal birisi reel politikin icabı olarak diğer partilerin yaptıkları siyaset üzerinden siyaseti değerlendirmek durumunda kalabiliyor. Bu durum kendisini AKP’ye, CHP’ye vb. siyasetlere yakınlık veya uzaklık olarak gösterebiliyor. Böylece liberal biri özgürlükçülüğü üzerinden diğer partilerin yaptıklarına bakıyor ve bu partilerin yaptıklarını doğru buluyor veya bulmuyor. Bunun sonucu olarak zaman zaman liberallerin birbirlerini değişik şekillerde tanımlamaları sonuçları da doğuyor. Bir kişinin AKP’nin görece “liberal” bir siyasetini olumlu bulması o kişinin “artık liberal olmaması” ile tanımlanabiliyor. Hatta bazı liberal kişiler kendilerini liberal olmayan ama liberalleri kullanmak isteyen eski-yeni partiler üzerinden de tanımlıyorlar. Siyasette koalisyonlar oluşuyor. Bu noktada da bunu görebiliyoruz. Liberal bir kişi liberal değerleri ılımlı İslamcı bir parti üzerinden bile göstermeye çabalayabiliyor. Üstelik muhafazakarlıkla liberalizmin çakıştıkları noktalarda bulunan liberallerin de siyaset yapma istekleri olabiliyor. Doğal olarak ortaya çıkan bu siyaset “koalisyon” içeriyor.

Zamanında yapılmasını özellikle gerekli bulduğum ve istediğim, başkanlık ve milletvekili seçimlerine yaklaşık iki sene var. Bu süreçte -yukarıda belirttiğim gibi pek beklemiyorum ama -AKP umarım liberal değerlere daha çok yaklaşır. Çokça eğilmeye başladığı otoriteryen siyasetini ise umarım totaliter bir noktaya asla taşımaz – yoksa totaliter örnekler gösterilebilir mi?”-. Türkiye’de siyasetin yapısı klasik liberal – liberteryen siyasal partilerin kolaylıkla oluşmasına pek izin vermiyor. Seçime doğru giden süreçte liberal birisi elinden geldiğince majör partileri etkilemeye çabalamasını daha “rasyonel” görebilir. Tabiî bu durumdan majör partilerin haberdar olmadığını söylemeyelim elbette. Onlar da çoğunlukla ve zaten liberalizm ile olan ilişkilerini araçsallaştırmış durumdalar. Siyasetlerine destek sağlayan liberal değerleri kullanıyorlar, sağlamayanların yakınından bile geçmiyorlar. Liberalizmin araçsallaştırılması reel politik hamlesi bir yandan da. Üstelik bir de meselenin negatif-pozitif özgürlük açısı var ki, maalesef Türkiye’de neredeyse hiç bilinmiyor. Bir gün CHP özgürlükten konuşuyor ama onun özgürlükçülüğünün liberal değerler içermediği ise apaçık ortada oluyor. Başkalarının hayat “tarzlarına” müdahale bile bir siyaset tarafından “serbestlik” açısından değerlendirilebiliyor.

Seçim ötesinde bir de siyasal kültür meselesi var ki, onun iki sene içinde değişmesi ise neredeyse imkansız. Devasa bir devletçi-otoriteryen siyasal kültürü ile Türkiye karşımızda duruyor. Pek çok siyaset de onu kullanıyor, onun üzerinden kendilerini tanımlıyor. Günü gelir de iktidardaki bir siyasetçinin Atatürk ilkeleri yerine negatif özgürlüğe “bağlı olduğunu” görür müyüm acaba? Aslında AKP pragmatizmi bir zaman bu fırsatı değerlendirebilir. O zaman en azından bir adım daha iyi bir yerde olduğumuzu söyleyebiliriz.