.: Cemal Fedayi

Liberal Muhalefetin Tarihî Seyri – II

Liberalizmin Osmanlı dönemindeki tarihi pek de parlak sayılmaz. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tarihi ise daha da kötüdür. Liberal düşünce ve liberaller kötüden betere düşmüşlerdir.

Tek ırk, tek dil, tek ideoloji gibi tekçi söylemler üzerine kurulan Cumhuriyet elbette liberalizme hoş bakmayacaktı… Resmi metinlerde, beynelmilel (evrensel) bütün ideolojiler sistem dışı zararlı akımlar olarak yaftalandı.

Ancak rejim, yine de sosyalizme biraz daha toleranslı davrandı. Sosyalizm, en ziyade müsaadeye mazhar bir ideoloji muamelesi gördü… Bunda, Sovyetlerle yakınlaşmanın payı da olabilir…

***

Cumhuriyetin kuruluş döneminde sadece liberal muhalefet değil, genel olarak muhalefet olgusu yok edildi. CHP iktidarına göre, muhalefet demek fitne demekti; muhalefet demek iç düşman demekti…

Buna rağmen, Karabekir gibi, ordudaki gücüne güvenenler, Terakkiperver (ilerici) Cumhuriyet Fırkası ile şanslarını denediler… Bu parti genel olarak liberal-muhafazakâr bir programa sahipti… Anglo-Sakson çizgideydi…

TCF, iktidar partisi Halk Fırkası’nın hışmından korktuğu için muhalefet kelimesini ağzına dahi almadı. Daha ılımlı bir kelime olan “murakabe” (denetim) kelimesini tercih etti… Halk Fırkasından ayrılıp gelmek isteyenlerin tamamına kapısını açmadı… İktidarı ürkütmemek adına ne gerekiyorsa yaptı…

Çok ılımlı ve utangaç bir muhalefet politikası takip etti… Fakat bütün bu ılımlılığına rağmen Halk Fırkası’nın hışmından kurtulamadı. İktidar, Şeyh Sait isyanını bahane ederek basit bir Bakanlar Kurulu Kararıyla ülkenin tek muhalefet partisini kapattı…

TCF kapatıldı, TCF’liler yargılandı… Karabekir idamdan son anda kurtuldu… Halide Edip ve Rauf Bey gibi liberal-muhafazakâr aydınlar ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Terk etmeyenler ise Kemalist görünmek zorunda kaldılar…

***

1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası, TCF gibi bağımsız ve sahici bir parti değildi. (Serbest kelimesi o dönemin kullanımında, tam olarak liberal kelimesinin karşılığıydı…)

SCF, güdümlü bir partiydi. CHP ve İnönü, kendine çeki-düzen versin, başıboş davranmasın diye, M. Kemal Paşa tarafından kurduruldu…

SCF’nin bundan önemli bir misyonu daha vardı. Türkiye’ye dışarıdan bakıldığında bir “diktatörlük” manzarası görülüyordu. SCF’nin görevi, bu görüntüyü değiştirmek ve demokrat bir görüntü vermekti…

SCF de, TCF gibi, utangaç ve ılımlı bir çizgide yürüdü… Muhalefet kelimesini ağzına almadı… Murakabe (denetim) yapmakla sınırladı kendisini… Kendini, CHP hükümetini murakabeyle görevli saydı…

Sahici ve müstakil bir parti olmamasına rağmen, CHP zulmünden bıkmış halk, kitleler halinde SCF’ye akın etti… Düzenlediği mitinglere bütün ahali katılıyordu… İzmir’de bile büyük katılımlı bir miting düzenlenmiş ve katılımcılar CHP’nin şeflerini ağır bir şekilde eleştirmişlerdi…

SCF, Çankaya’nın kontrolünden çıkıp halkın kontrolüne girince, kuran irade tarafından kapatıldı… CHP iktidarı TCF’ye 6 ay tahammül edebilmişti… SCF’ye ise sadece 3 ay tahammül edebildi…

Burada şunu da söyleyelim ki, SCF kesinlikle bir demokrasiye geçiş denemesi değildi. CHP şeflerinin demokrasiye geçmek gibi bir planları yoktu. İstenen, CHP’nin kontrol edilmesi ve diktatörlük görüntüsünün silinmesiydi…

***

Liberalizmin yeniden zuhuru için 1946 sonrasını beklemek gerekiyordu. Öyle de oldu… 1946 sonrasında yeniden çok partili hayata geçilince liberal partiler de kurulmaya başlandı…

Ancak İsmet Paşa’nın niyeti gerçekten çok partili hayata geçmek değildi. İki partili sisteme geçmek istiyordu ve ikinci partinin de CHP içinden çıkmasını arzu ediyordu… Öyle de oldu… DP dışındaki partilere müsaade edilmedi…

İlk başlarda DP’nin CHP’den çok farkı yoktu. Ancak zamanla CHP’nin kontrolünden çıkıp halkın kontrolüne girdi… Bu nedenle de kapatıldı…

DP’yi gerçek anlamda liberal bir parti olarak kabul edemeyiz… Özgürlükler alanında bir takım iyileştirmeler yaptı ancak genel liberal ilkeler anlamında DP döneminde dikkate değer ilerlemeler olduğu savunulamaz…

DP, özellikle ilk başlarda, daha sonra liberal sol denilecek kesimlere yakın duruyordu. DP’nin kurucuları da CHP geleneğinden gelen siyasetçilerdi. Bu sebeple DP genel olarak devletçi bir siyaset takip etmiş ve resmî ideoloji olan Kemalizm’in dışına çıkamamıştır…

***

DP, tam olarak liberal bir politika takip etmese de, kendilerine liberal denilen aydınlar DP’yi destekliyorlardı. Ancak bu aydınlar 1955’ten itibaren, DP’ye muhalefet etmeye başladılar…

O dönemde Forum dergisi etrafında toplanan “liberal” aydınlar yoğun bir biçimde DP’yi eleştirmeye başladılar. Belki farkında değillerdi ama ağır eleştirileriyle, bir darbenin zeminini oluşturmaya ve olgunlaştırmaya başladılar…

Tıpkı kendilerinden önceki liberaller gibi bunlar da anayasa, özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar ekseninde DP’ye muhalefet ediyorlardı… Eleştirileri, belki ideal-politik ve teorik düzlemde doğruydu, ancak reel-politik bağlamda çok yanlıştı ve çok yanlış sonuçlara gebeydi…

Forum’da yazan liberal isimler bağlamında Osman Okyar, Aydın Yalçın, Turhan Feyzioğlu, Şerif Mardin gibi isimler sayılabilir. Bu isimlerin yanı sıra Turan Güneş gibi “liberal sol” isimler de dergide yazıyorlardı…

Bu dönemde kendilerine liberal denilen isimler aslında saf anlamıyla liberal değillerdi. Onlar son tahlilde, bir-iki istisna hariç, “Kemalist” idiler. Dışarıya yansıyan liberal görüntüleri kazındığında altından Kemalist ideoloji gözükürdü. (Bunu da normal kabul etmek gerekiyor. Çünkü bu isimler Cumhuriyet’in Kemalist eğitim tornalarından geçmişlerdi.)

Sonuç olarak toparlamak gerekirse, 1955 sonrasının liberalleri, bilerek ya da bilmeyerek, 27 Mayıs darbesinin gerçekleşmesine lojistik ve ideolojik destek verdiler. Ancak darbeden sonra kendileri de büyük mağduriyetler yaşadılar. Eleştirdikleri DP döneminden bin kat daha fazla bir baskı dönemine maruz kaldılar…

***

Kendilerine liberal denilen aydınlar 1961 Anayasasının inşa ettiği vesayet yapılanmasına itiraz etmediler. Askerî vesayetin kurumsallaşmasına da ses çıkarmadılar… 1961 Anayasasının ne kadar özgürlükçü bir anayasa olduğu yalanıyla teselli oldular…

1960’lı yıllar Türkiye’de sol rüzgârların kuvvetlice estiği yıllardır. Bu dönemde yüksek sesle liberalizmden bahseden kimseye pek rastlanmaz. Dönemin milliyetçi ve muhafazakâr kesimleri bile kendilerini, bir şekilde, sosyalizmle ilişkilendiriyorlardı…

Örneğin 9 ışıktan birisi toplumculuktu. Nurettin Topçu, İslam ile sosyalizmi bağdaştırmaya çalışıyor, Anadolu sosyalizminden bahsediyordu… İslamcı kesimler “sosyal adalet”ten yola çıkarak, bilerek veya bilmeyerek, sola kayıyorlardı… 1960-80 arası dönem Türkiye’nin sosyalist dönemidir

1960-80 arası dönemde, gerçek anlamıyla liberalizmden ve liberal aydınlardan söz etmek pek mümkün değildir. Yine de, zahiren de olsa, liberalizmi savunan aydınlara rastlandığı vakidir. Bunlar da 12 Eylül’e tekaddüm eden dönemde, askere davetiye çıkaracak türden eylem ve söylemlerin içine girmişlerdir… Darbe döneminde de askerî yönetime muhalefet etmemişlerdir…

***

24 Ocak 1980 tarihinden itibaren ve Özal’la birlikte, Türkiye’de liberalizmin güçlenmeye başladığını söyleyebiliriz. Liberalizm artık muhalefette değildir. Siyasî alanda olmasa da ekonomik alanda liberalizme geçiş sürecine girilmiştir…

12 Eylül darbesiyle birlikte sol rüzgâr büyük bir oranda dinmiştir… 1989, Berlin Duvarının yıkılmasıyla birlikte sol rüzgâr tamamen sönmüştür. Bu tarihten sonra, sosyalizmden dönen aydınlar yavaş yavaş liberalizme yönelmişlerdir…

“Liberal Sol” denilen bu kesimler aslında tam olarak liberalizme dâhil olamadılar. Liberalizmden ziyade demokratik söylemleri dile getirdiler…

1992’de LDT’nin kurulmasıyla ilk defa Batılı anlamda, gerçek liberal fikirler Türkiye’nin gündemine girmeye başlamıştır.

Bu dönemde genel olarak Liberal Düşünce Topluluğu çevresi ve Liberal Sol denilen çevre Özal’ın liberal-muhafazakâr politikalarını desteklemişlerdir…

Yine bu iki çevre, 90’lı yıllardaki devletçi-otoriter politikalara hep birlikte muhalefet etmişlerdir. 28 Şubat darbesine karşı da hep birlikte mücadele etmişlerdir…

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...