.: Ebu Laklak Efendi

Liberal felsefe memleketimizde niçün inkişaf edememektedir?

Muhtelif İlimler Köşesi

Şagili: Ebu Laklak Efendi

 

Liberal felsefe memleketimizde niçün inkişaf edememektedir?

Aziz ve leziz okuyucularım. Âdetim değildir ama bu suale yekten cevab vereceğim. Evvela şamarı indireyim, sebebini sonra izah edeyim. Niçün olacak, memleketimiz liberallerinin sünepeliğinden.

Efendim, bunlar matbuat köşelerinde, ara ara toplandıkları seminerlerde, kongrelerde falan hoşgörü, mülayemet, itidal, teenni teranesiyle ömür heba eden bir ermişler cemaatidir.  Diyecekseniz ki feyizlendikleri memba öyle ise ne yapsınlar. Değil efendim. Bunların ilk şeyhi John Locke namlı bir feylesoftur. Bu zat, sözleşmeyi ihlâl eden yönetime kahramanca direnme ve isyanı hak görmüş ve teşvik etmiştir. Esasen böyle olması kendi nazariyesi icabıdır.

Bu büyük mütefekkir Hükümet Üzerine İkinci İnceleme isimli eserinde, açıkça “Yönetimin üstünde bir yargıç yoktur, ahalinin isyan hakkı vardır. Aklı olan yönetim ahaliyi isyan noktasına getirmez” demiştir. Ama âlemin akıllısı bunlar ya, beklerler ki hükümet hukuka uysun, uymazsa da nasılsa hâkimler var, onlar hükümeti hukuka uydurur, biz şimdi rahatımızı bozmayalım. He he, siz şeyhinizden daha iyi biliyorsunuz. Sanki o bilmiyordu, hükümeti savcılara, hâkimlere emanet etmeyi. Hani, elimizde reyimiz var, seçimlerde indiririz hükümeti, şimdi maraza çıkarmaya, isyana ne gerek var deseler anlarım. Lakin bunların bir “rule of lav” sevdası vardır ki bunlara beladır. Bir ara hatırlatın bana bu meseleyi bir ele alayım, aşkın kanununu yeniden yazayım. Ziyadesiyle mühimdir. Neyse…

Efendim bunların bazıları bahane olacaksa Marx’tan bile delil getirirler. Neymiş efendim, isyan sırasında elde taşınan bayrak ile zaferden sonra göndere çekilen bayrak aynı olmazmış. Pes! Haksız hükümete isyanı hak gören bir şeyhiniz olsun, siz yan gelip yatmak için onun en şedit muarızı Marx’a sırtınızı dayayın.

Şimdi diyecekler ki şeyhimiz de olsa John Locke neticede İngiliz. Bu İngilizlere de güven olmaz. Bunlar ahaliyi isyana tahrik ve teşvik edip, bir kenara çekilirler; onların gazına gelip de sakata gelmeyelim. Siz çoktan sakata gelmişsiniz haberiniz yok.

Aziz ve leziz okuyucularım, misal, bunların cumhuriyete çamur atmaları meşhurdur. Cumhuriyet tesisinden beri liberalizmin önüne set çekmiş de liberal felsefenin inkişafına mani olmuşmuş. Bu çamur tutmaz efendiler. Hadi Locke İngiliz; çamur attığınız cumhuriyetin en namlı mütefekkirlerinden ve mühim devlet adamlarından biri ve dahi hukuk düzenimizin banisi olan Mahmut Esat Beye ne diyeceksiniz? Şeyhiniz Locke’u fersah fersah geride bırakmıştır. Bu iftiranızın cevabını yine Mahmut Esat Beye müracaatla vereceğiz. Efendim Mahmut Esat Bey 1940’ta kaleme aldığı evvelce bahsettiğim Atatürk İhtilâli isimli eserinde der ki,

“İngiliz bilgini Locke Gouvernement Civil (Sivil Hükümet) adındaki kitabında açıkça ihtilalcidir. İhtilali bilimleştirir ve milletler için son anda başvurulacak en yüce bir hak olarak tanır… “Milletin yasama ve yürütme kuvvetlerine karşı ihtilal hakkı vardır… eğer bu kuvvetler milletle devlet arasında kurulmuş anlaşma dışına çıkarsa ihtilal hak olur” der (sh.122) Locke’un muarızları ise şunu söylüyorlar: Halka ihtilal hakkı tanımak tehlikelidir… Halk kolayca tahrik edilebilir. Locke hasımlarına cevab veriyor: “İhtilal çıkartmaya en güç unsur halk kütlesidir… halka ihtilal hakkını tanımakta korkacak bir şey yoktur.”  (sh. 123) Yine muarızları diyorlar ki, bir an için millete ihtilal hakkını tanıyalım… fakat millet bunu kullandığı zaman, haklı kullandığını kim değerlendirecek? Hakem kim olacaktır? Locke bu soruya cevap vermekte hiç zorluk çekmemiştir. Diyor ki, “Borçlunun borcunu verip vermediğimi alacaklıdan daha iyi kim bilebilir ki?… Milletten daha iyi kim değerlendirebilir ki?” (sh. 128)

Aldınız mı ağzınızın payını? Hiç beklemiyordunuz değil mi cumhuriyetimizin temelinde yatan Locke’cu felsefeyi. Sıkı durun, bitmedi: “Bu büyük adama göre sözleşme ile devlet birtakım ödevlerle borçlandırıldı. Hükümet veya meclis anlaşma hükümlerine uymazsa ihtilal hak olur. Lakin Locke’un bir tek eksiği vardır. Locke’un hatası milletin ihtilal hakkını kabul etmesi değil, bunu sınırlı hallere sıkıştırmasıdır. Millete, ihtilal hakkınıı kullanmakta mutlak surette serbestiyet tanımalı idi. Bilmem anlatabiliyor muyum?(sh. 129-130)

Buna ne buyrulur? Liberalizmin dibi budur işte. Yıllarca hukuk devleti teranesiyle cumhuriyete çamur attınız; olmadı, hoşgörü, mülayemet dediniz. Şeyhinizin sözleşmesini hükümete, hükümeti de hâkime emanet edip yan gelip yattınız. Şeyhinizden utanın, yattığı yerde ters döndürdünüz adamı. Siz liberal felsefenin hakkını verdiniz de cumhuriyet paçanıza mı yapıştı. Aah ah, sizin başınızda Mahmut Esat Bey gibi cevval bir liberal mütefekkir ve dahi aksiyon adamı  olaydı siz bu hallerde mi olurdunuz?

İmdi diyeceksiniz ki ya Ebu Laklak çok yüklenmedin mi liberallere. Efendim müstehaklar, ben ne yapayım? Lakin hatırınız için gönüllerini alayım biraz. Bunların iyi tarafları da vardır. Ben bunların ayinlerine,  kongrelerine neyin katıldım, epeycesini tanıdım. Zaten sayıları da pek fazla değildir. İyi şeyler nadirattandır diyelim de teselli olsun. Bunların hepsi de simalarından tanınır; sakin, mesut, mülayim bir ifadeleri vardır. Birkaç dakika suratlarına bakın,  müsekkin tesiri yaratırlar, iyi gelir.  

 

Baki selam. 

 

ebulaklak@hotmail.com