.: Yorum Analiz

Liberal Bir Bakışla Fahiş Fiyat ve Kamu Market İşletmeciliği II – Ahmet Yılmaz

Son dönemlerde gerek dünya emtia fiyatlarındaki artış gerekse yurt içi bazı unsurlardan dolayı (kur artışı), Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyonist bir süreç yaşanmaktadır. Bu olumsuz durumdan kurtulmak için, siyasi otorite bir takım çözüm politikalarına başvurmaktadır: “Fiyat denetimi” ve “devlet işletmeciliğinde yeni marketlerin açılması” gibi. Esasında bu tür uygulamalar, iyi niyetler ile düşünülmüş uygulamalar olabilir. Lakin iktisaden sonuçları, pek de beklenildiği gibi olumlu sonuçlar vermeyebilir. Örneğin kamunun, fahiş fiyat artışının temel nedeni olarak ortaya koyduğu, “gıda ürünlerinin fiyat artışının” önüne geçmek için, devlet destekli ve marketlerin açılması uygulaması, iktisaden bazı olumsuzların vuku bulmasına yol açabilir.

1- Ünlü iktisatçı M. Friedman’a göre “bedava öğle yemeği yoktur” yani hayatta hiçbir şey bedava değildir, her şeyin bedeli vardır. Hatta bu durumu ifade eden ve iktisat bilimi eğitiminin bizlere öğrettiği en hayati bilgi, “Fırsat Maliyeti- Opportunity Cost” kavramıdır. Bu kavrama göre, gerçekleştirdiğimiz her bir iktisadi tercih, başka bir iktisadi tercihten vazgeçmemize yol açar. Ve buna göre vazgeçilen davranışın getirisi en yüksek olana da fırsat maliyeti ya da nam-ı diğer alternatif maliyet deriz. Bu kavram, iktisadın temel gayesi olan kıtlıkla mücadelede etkin tercihlerin, doğru kamu politikalarının ortaya konulmasındaki en önemli göstergelerden biridir. Fırsat maliyeti kavramının ışığında; eğer devlet fahiş fiyatlarla mücadele etmek için kamu destekli marketler açar ve bunları sübvanse ederse, kamu bu uygulama için kullanacağı bütçeyi (yani harcamayı), başka politikalar ve harcamalar yapmaktan vazgeçmesi ile karşılar. Bu şekilde kamu gelir ve kaynaklarının harcanması gereken yerlerden harcanmaması gereken yerlere aktarılmasına sebebiyet verir. Oysa devletin asli yapması gereken harcamaları daha etkin ve verimli bir şekilde yapması, ekonomide denetleme rolünü eksiksiz bir şekilde yerine getirmesi, aşırı vergileme gibi üretici ve girişimci üzerinde olumsuz etkilere yol açan uygulamalardan vazgeçmesi, maliyet artışından kaynaklanan gıda fiyatlarındaki artışı dizginlemek için daha etkin çözümler olabilir. Bu düzenlemeler için gereken harcama, kamu destekli marketleri açmak için kullanılacak bütçeden finanse edilebilir.

2- Ekonomi biliminde kamu politikalarının etkinliği üzerine değerlendirmelerde bulunurken sıklıkla kullandığımız bir kavram da “Dışlama Etkisi”dir. Bu kavrama göre kamunun ekonomide yaptığı her harcama ve faaliyet, özel sektörün piyasa dışına çıkmasına yol açar. Yani kamunun ekonomideki payı özel sektörün payının azalması ile gerçekleşir. Buna göre, devlet destekli marketlerin yaygınlaşması ve sayısının artması, bu sektörde özel girişimciler (yani market işletmecileri) için haksız bir rekabet durumu oluşturacaktır. Çünkü kamu, özel sektöre göre birçok girdi unsurunu daha düşük maliyet ile tedarik edebilme üstünlüğüne sahiptir. Bu durumda özel sektör için haksız rekabet koşullarının oluşmasına, özel sektörün kamu ile rekabet edememesine ve nihayetinde piyasadan çekilmesine yol açabilir. Oysa bu tür market ve işletmeler, ekonomi için hem önemli bir vergi gelir kaynağını hem de önemli bir istihdam kapısını oluşturmaktadır. Özellikle genç işsizliğin % 25 civarında olduğu ülkemizde, genç istihdamda önemli bir paya sahip olan bu işletmelerin kapanması veya piyasa dışına itilmesi, mevcut işsizliğin daha da büyümesine ve toplumsal huzursuzluğun yükselmesine yol açar.

3- Büyük marketler, kazancı ve kârı büyük olduğu için değil, sahip olduğu teknik, donanımlar, alt yapı ve lojistik imkanlar güçlü olduğu için, “büyük market” diye tanımlanır. Bu işletmelerin en belirgin özelliği, ölçek ekonomilerinden yararlanıp, birçok ürünü, küçük işletmelere göre daha ucuza tedarik edip, daha düşük kâr marjı ile tüketiciye sunmalarıdır. Özellikle gıda ve tarımsal ürünler, (sebze, meyve gibi), kâr marjı açısından satışı amaçlanan ürünler değil, aksine tüketiciyi markete çekmek, tüketiciyi sebze ve meyve ile birlikte diğer tüketim ürünlerini de aynı yerden karşılamak için satışı amaçlanan ürünlerdir. Bundan dolayı birçok market sebze ve meyve ürünlerini düşük fiyat ile satıp, kâr marjını düşük tutmayı amaçlar. Bu noktada fahiş fiyatların nedenini, artan gıda ve tarımsal ürünlerin fiyatları olarak tanımlıyorsak (ki öyledir), bu noktada marketlerin söylenenin tam aksine fiyat artırıcı değil fiyat azaltıcı bir tesiri söz konusudur.

4- Yine önemli bir husus da şudur: Devletin, kendi marketini kurması ve bu yönde destekte bulunması, yukarıda da ifade edildiği gibi, özel işletmelerin piyasadan çekilmesine yol açabilir. Oysa bu tür büyük marketler, zincir marketler, sadece kendi ürün satışı ile ekonomiye katkı sağlamazlar. Aynı zamanda bu tür işletmeler ekonomide diğer sektörler ile de yoğun iş ilişkisi içinde olan bu yönü ile feedback etkisi güçlü olan işletmelerdir. Ürün tedariki için, taşıma, lojistik, depolama gibi hizmet sektörleri için de bir talep oluştururlar. Eğer marketlerin piyasadan dışlanmasına yol açabilecek, “kamu destekli marketlerin” açılmasını teşvik eder ve bu yönde politikalar saptarsak, bizler sadece bu tür zincir marketleri değil aynı zamanda diğer alt sektörleri de cezalandırmış oluruz.

5- Ekonomi bilimi, bir mübadele bilimidir ve bu mübadelenin temel amacı üretici ve tüketici için en iyi sonuçları doğurmasıdır. Tüketici için en temel amaç,  “tüketici refahını” artıracak, maksimize edecek tercihlerde bulunmaktır. Bu noktada serbest piyasa ekonomisi ve onun yansımaları olan serbest girişimcilik, özel sektör market işletmeciliği gibi oluşumlar, tüketici refahı için eşsiz katkı sunan işletmelerdir. Ürün çeşitliliği, fiyat düşüklüğü ve alternatiflerine göre ulaşım-mesafe yakınlığı gibi üstünlüklerinden dolayı, kamu market işletmeciliğine nispetle daha fazla tüketiciye katkı sunmaktadırlar. Bu bakış açısı doğrultusunda; bu zincir marketlerin bir olumlu yönü de, bu işletmelerin yerleşim yerleri olarak tüketiciye daha yakın mesafelerde kurulmaları ve ulaşım imkânlarının kolay olmasıdır. Eğer kamu politikalarını bu marketlerin kapatılması ya da bir şekilde  piyasadan çekilmeleri  yönünde düzenlersek,  artık  evimizden  çıkıp  market alışverişi  yapma imkânımız  kaybolur.  Bu durum da ekonomik mübadelenin, “işlem maliyetini” olumsuz etkiler. Oysa ekonomik mübadelenin gelişmesi ve canlı bir şekilde sürdürülebilmesi için, “işlem maliyetini” minimize edecek ekonomik düzenlemeler ve tercihler ortaya konulmalıdır. Ayrıca  insanların  bu şekilde araç ile market alışverişine  gitmeleri  beklenmeyen başka sorunların ortaya çıkmasına, mesela hem araç trafiğinin yoğunlaşmasına hem de aşırı egzoz salınımına  yol açar ki  yeşil ekonominin  bu kadar önemsendiği  bir zamanda  yanlış bir uygulama olur.  Ayrıca  toplum olarak daha fazla  araç yakıtı  kullanmamıza  yol açar, nitekim ülkemizin  temel bir başka sorunu  ithal  enerji ve yakıt bağımlılığı  ve kurlarda  meydana gelen artışın  bu yakıt  tüketimi üzerinden  enflasyona  yol açmasıdır.

Ez cümle; devletin fahiş fiyatlar gerekçesi ile piyasa fiyatına müdahalede bulunması, beklenenin aksine pek de olumlu sonuçlar vermeyebilir. Her şeyden önce bu durum, piyasanın kendi akışına ve dengelenme sürecine zarar verir; “ürün kıtlığına”, “genel kıtlığa”, “darboğaza”, “ürün çeşitliliğinin ve kalitesinin azalmasına” ve “karaborsa piyasasının oluşumuna” neden olur ki bütün bunlar vatandaşın alım gücünün ve refahının daha da bozulmasına yol açar. Ayrıca piyasa fiyatlarının denetlenmesinin ve devlet destekli marketlerin açılmasının, piyasadaki girişimcinin azalmasına, işsizliğin artmasına da yol açacağı unutulmamalıdır. Bütün bu olumsuzlukları düşününce, devlet destekli marketlerin açılmasının, “kaş yapalım derken göz çıkarmak” olabileceğini çok net görebiliriz.