.: Bekir Berat Özipek

Kurumsal alınganlık ve demokratik reform ihtiyacı

28 Şubat’ın yıldönümünde kötü bir şaka gibi.

Epeydir kendisinden haber alamadığımız ve haber alamadığımız bu süre içinde hiçbir şekilde eksikliğini hissetmediğimiz “adı açıklanmayan üst düzey askeri yetkili” şimdi “Karargah” mahlasıyla Hürriyet’e konuşmuş.

Gazetenin haberine göre bazı eleştiri ve iddialar, “TSK’yı yıprattığı gerekçesiyle Genelkurmay’da rahatsızlık yaratıyor”muş.

Anlaşılan bazı kötü alışkanlıklar zaman geçse de değişmiyor ve fırsatını bulduğunda nüksediyor. Özellikle de demokratik hukuk devleti temelinde ordunun yeniden yapılandırılması geciktikçe. Aslında bu vesileyle asıl gündeme almamız ve konuşmamız gereken bu olmalı.

Ama önce şu rahatsızlık şikayetine bir bakalım.

Neymiş adını açıklamayacak kadar utangaç ve demokratik bir sistemde gayet meşru olan eleştirilerden dolayı gazeteye mektup yazacak kadar duygusal olan “Karargah”ı mutsuz eden meseleler?

1-) SİLAHLI KUVVETLERDE BAŞÖRTÜSÜ KARARI

“Milli Savunma Bakanlığı, yaptığı düzenlemeyle kadın subay ve astsubayların başörtüsü takmalarına ilişkin yasağı kaldırdı. Bu düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bilgisi dahilinde yapılıp yapılmadığı merak ediliyor”muş.

Kim ediyor? Konu-komşu mu?

“Edinilen bilgiye göre, bu karar alınırken Karargâh’ın görüşü alınmadı. Askeri kaynaklar da ‘Yapılan düzenlemede Genelkurmay Başkanlığı’nın dahli olmadığını’ teyit etti” diyor “haber”de.

İnsan haklarıyla ilgili düzenlemelerde kurumun görüşünün alınması gerekmiyor. Ayrımcılık yasağını onaylayıp onaylamadığı bürokrata sorulmaz. Bugüne kadar TSK’da başörtülü kadınlara yönelik kıyafet ayrımcılığı yanlıştı; kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın yanlış olduğu gibi ve düzeltildi. Bir vatandaş olarak ben bundan memnunum ve “Karargah’ın görüşü”nü de merak etmiyorum.

Düşünün, İran’da başörtüsüz kadın personele orduda görev yapmak yasak. Şimdi özgürlükçü bir siyasi irade çıksa ve bu yasağı kaldırmak istese, orada da “Karargahın görüşü”nü mü almalı? Hak söz konusuyken, ayrımcılığa uğramama hakkı söz konusuyken “görüş”ün önemi mi olurmuş?

2-) AKİT’E BAŞSAĞLIĞI TELEFONU AÇILMASI

“Karargâh, bu konunun haksız yere gündeme getirildiğini düşünüyor”muş. “Genelkurmay en son Tarık Akan ve Mehmet Türker dahil toplumda kabul görmüş birçok ünlü simanın vefatında başsağlığı mesajlarını aile yakınlarına iletmiş ve üzüntülerini paylaşmıştır” diyormuş.

Bu da Genelkurmay’ın eski alışkanlıklarıyla ilgili bir sorun. Burada sorun TSK’nın Hasan Karakaya’yı veya Müjdat Gezen’i araması değil. Hangi kesimden bir kamusal figüre dair açıklama yaparsa yapsın, toplumun diğer bir kesimi rahatsız olabilir ve bu anlaşılır bir durumdur. Ülke savunmasıyla ilgili olmayan bir konuda neden bu türden bir halkla ilişkiler faaliyeti yürütür TSK? Yanlış olan kiminle ilgili açıklama yaptığı veya açıklamasında ne dediğinden öte, görev alanıyla ilgisiz bir konuda açıklama yapmasının kendisindir.

3-) CUMHURBAŞKANI İLE YAPILAN ZİYARETLER

Genelkurmay, Orgeneral Akar’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la katıldığı yurtdışı ziyaretlere dair eleştirileri de “maksatlı” bulmuş.

Olabilir, bazıları bunu maksatlı olarak eleştiri konusu yapabilir. Karargah, basının ve sivil toplumun bu konudaki eleştirilerinden rahatsızlık beyan edip polemiğe giremez. Bu siyasetin konusudur ve gerekirse Savunma Bakanı Karargah adına açıklama yapar.

4-) ABD’Lİ GENERALİN AYAĞINA GİTTİ

Orgeneral Akar’a, ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’la yaptığı görüşmeden dolayı da eleştiri yapılmış.

Üçüncü maddeyle ilgi yazdıklarım bunda da geçerli.

5-) “ÇUVALCI KOMUTAN”IN MADALYA TAKMASI

Üçüncü maddeyle ilgi yazdıklarım bunda da geçerli.

6-) KARDAK’A GEZİ KARARLILIK MESAJI

Orgeneral Akar ve kuvvet komutanlarının Kardak kayalıklarına gitmelerini CHP yönetimi, “turistik ziyaret” olarak nitelendirmiş. Askeri kaynaklar, “Bu ziyaret bazı art niyetli çevrelerce olumsuz şekilde yorumlandı, Orgeneral Akar üzerinden TSK yıpratılmaya çalışıldı. Önemli bir kararlılık mesajı veren olayın Yunanistan’ın ekmeğine yağ sürecek şekilde iç politika malzemesi yapılması düşündürücü” yorumunu yapmış.

Üçüncü maddeyle ilgi yazdıklarım yine geçerli. Bir siyasi parti, CHP veya başkası, bunu  “Yunanistan’ın ekmeğine yağ sürecek şekilde iç politika malzemesi” yapabilir, demokrasilerde bu meşrudur. Buna karşı diğeri de tersini savunur. “Askeri kaynaklar”ın bunu düşündürücü bulduğunu söylemesi yanlış.

7-) DARBECİ DİŞLİ İLE ORTAK VİLLA İDDİASI

Genelkurmay Başkanlığı CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın gündeme taşıdığı  “Orgeneral Akar’ın 15 Temmuz darbe girişiminin kilit ismi Mehmet Dişli ile ortak villa arsası satın aldıkları” iddiasını yalanlamış. “Buna rağmen tartışmanın sürmesinden Karargâh rahatsızlık duyuyor”muş.

Reddedilmiş bir iddianın sürekli dile getirilmesi rahatsız eder gerçekten. Kişisel bir suçlama olduğu için Akar bu konuda kişisel açıklama yapabilir. Hepsi bu kadar.

Ama söylenmesi gerekenler hiçbir şekilde bunlardan ibaret değil.

Daha kısa bir süre önce bir darbe girişiminin yaşandığı, milyonlarca insanın dehşet içinde bırakıldığı, sonuçta halkın kendi göbeğini kendisinin kestiği, kendi kendisini kurtardığı bir ülkede, kurumsal olarak hissedilmesi gereken bambaşka bir rahatsızlık olmalı değil midir?

Peki nedir o rahatsızlık? Bu vesileyle asıl çözmemiz gereken sorunumuz nedir?

Yarınki yazının konusu da bu.

Serbestiyet, 28.02.2017

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...