.: İhsan Dağı

Kürt Sorununa Osmanlı Barışı

Bu yazı Zaman Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Nihayet mektup okundu. Öcalan silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan etti; PKK’ya da sınır ötesine çekilmesi çağrısında bulundu.

Detaya, çözümün içeriğine ve sürecin akışına ilişkin birçok soru hâlâ karşılıksız da olsa barış ve çözüm için umutlar arttı, tereddütler azaldı.

 

Diyarbakır’daki tablo sürece Kürt siyasal hareketinin sivil kanadında çok büyük bir destek olduğunu gösterdi. Öcalan’ın liderliği tam anlamıyla restore edildi. Barışın muhatabı adeta adım adım güçlendirildi. Habur görüntüleriyle kıyaslandığında dün Diyarbakır’da ‘sahne’nin gayet iyi yönetildiği kuşkusuz.

Öcalan görüntülerinin önünde Kürtçe ve Türkçe mesajının okunması, okunabilmesi ve bunun tüm Türkiye önünde yapılması ‘rüyada görülse inanılacak türden’ bir tablo değil Kürtler için. Süreç Kürtleri bence tümüyle kazandı. Sıra, Türklerde de benzer bir desteği oluşturmakta… Bu şart; aksi halde ‘bıçak sırtı’ bir düzlemde ilerlemek zorunda kalacak siyasal irade.

Gelelim Öcalan’ın mesajlarına… ‘Silahlı direnişten demokratik siyaset’e geçiş stratejisinden söz edilmesi önemli; Kürt siyasal hareketi için bir dönüm noktası demek bu. Ayrıca, silahların susması ve PKK’nın sınır ötesine çekilmesi çağrısı da tarihî nitelikte. Ama bence en önemlisi ‘silahlı mücadele’ zemininin kalmadığına ilişkin analiz. Öcalan’ı bugünkü noktaya getiren bu.

‘Zamanı doğru okumak’tan söz ediyor Öcalan. Kendi ‘okumasına’ göre mevcut koşullar ‘silahlı mücadele’ döneminin bittiğini söylüyor. Öcalan biliyor ki ya gelişen koşullara kendini uyarlayıp barış yapacak ya da Kürt siyasal hareketi toplumdan, bölgeden, dünyadan kopup, yok olmasa bile marjinalleşecek. Irak Kürtleri devlet olurken, Suriye Kürtleri Esed’e karşı dünya ile birlikte hareket etmeye başlamışken PKK’nın silahı, Öcalan’ın ve Kürt siyasal hareketinin sırtında bir yük. Çözüm süreci, bu anlamda genel Kürt siyasetinde Öcalan’ın ‘küllerinden doğma’ girişimi.

Öte yandan on yılı aşkın bir süredir Kürt sorununa yönelik atılan adımlar, inkâr ve asimilasyon politikalarına demokratikleşme, çoğulculuk, dindaşlık ve stratejik ortaklık adına son verilmesi karşısında ‘silah’ anlamlı bir tavır olmaktan zaten çıktı. Buna paralel olarak 2007’den itibaren Kürt siyasal hareketinin Türkiye siyasetine Meclis üzerinden entegre olması PKK’yı iyice anakronistik hale getirdi. KCK yapılanması PKK’nın silahlı mücadeleden, silahların gölgesinde siyasal sürece katılma ve siyasal aktöre dönüşme arayışını yansıtıyordu.

Sonuçta, uzun zamandır PKK’nın silahlı mücadelesini gerektirecek, haklılaştıracak bir durum kalmadığı ortadaydı. Öcalan bunu dün itiraf etti. Şimdi sorun; işi, işlevi biten PKK’yı ne yapacağı.

Öcalan ‘yeniden doğmaya’ çalışırken Kürt siyasal hareketine ‘kaybetmediniz, başardık’ mesajı veriyor. Türklere ‘İslam bayrağı’ altında toplaşmaktan, birlik ve beraberlikten, kardeşlik hukukundan söz ediyor. ‘Yeni Türkiye-Yeni Ortadoğu’ sözleriyle iktidar partisine ‘ortak vizyon’ mesajı gönderiyor. Yani ciddi ciddi ‘siyaset yapan’ bir Öcalan vardı dün karşımızda. Ayrıca, Marxist-Stalinist bir jargondan ‘medeniyetçi’ bir dile sarılmış. Bu toprakların medeniyet birikimine ve vizyonuna dayanan bir ‘yeni model’ arayışından söz ediyor. ‘Özüne ve aslına dönen Anadolu ve Kürdistan halkı’ için ulus devlet ötesi, yerli, medeniyetçi bir model…

Öcalan barışa ikna olmuş. İkna edenleri tebrik etmek gerek. Öcalan’ın ikna olduğu barış, bir ‘Osmanlı barışı’. Ulus devletin Cumhuriyet dönemi deneyimini reddeden, çok dilli, çok etnisiteli, çok kimlikli bir ‘Osmanlı barışı’. Selahattin Demirtaş’ın son İmralı görüşmesinden aktardığı izlenimlerden de hareket ederek diyebiliriz ki Öcalan ‘demokratik cumhuriyet’ yerine ‘Osmanlı barışı’na razı olmuş gibi.  Neden olmasın ki?