.: Arda Akçiçek

Kürt Siyaseti Asıl Neyi Kaybetti

Hür Fikirler yenilendi. Gönül, bu yeni dönem için barışı kutladığımız, umut verici bir yazı yazmak isterdi. Ne var ki Barış Süreci’nde gelinen noktada terör ve şiddetin toplumu inanılmaz dehşete ve hayal kırıklığına düşürdüğü şu günlerde değerlendirmenin unsuru doğal olarak kazanımlardan çok kayıplar oluyor.

Çoğu, şimdiye kadar siyasi partiler üzerinden kazanım ve kayıpların farklı analizlerini yaptı. Ancak, Barış Süreci’nin bozulmasıyla siyasetin, özellikle de Kürt siyasetinin neyi kaybettiği üzerinde pek durulmadı. Benim gördüğüm ise Kürt siyasetinin tarihsel bir dönüm noktasında, bir daha ele geçmesi neredeyse imkansız bir fırsatı kaçırmış olmasıydı.

Başlangıçta belirteyim ki Kürt siyasetinden kastım Kürtler değil. Kürtlerin hak ve özgürlükleri adına siyaset yaptığını iddia eden ya da öyle olduğunu düşündüğümüz temsilciler, kişi ve kurumlar.

Hakkını vermek gerekir ki Kürt siyaseti son birkaç yılda Türkiye demokrasisine çok ciddi katkılar sağladı. Gezi olaylarında ve 17-25 Aralık sürecinde sağduyulu davranmış olması oldukça değerliydi. Keza, Kürt siyaseti 7 Haziran seçimlerinde farkında olmadan bir katkı daha sundu Türkiye demokrasisine. İsteyen partinin Türkiye siyasetinde temsil hakkı kazanabileceğini ve dolayısıyla Türkiye’nin öyle iddia edildiği gibi bir diktatörlük olmadığını gösterdi.

Kürt siyasetinin bu dönemden önceki hak ve özgürlük mücadelesi de – PKK ve benzeri şiddet hariç – Türkiye demokrasisini şekillendiren temel meselelerden biriydi. Vurgulamak gerekir ki aslında bu mücadele yalnızca Kürt siyasetinin değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürleşmesini arzu eden birçok kesimin de mücadelesiydi ve bu kesimlerin birçoğu da Kürtlere bu konuda cesurca destek verdi.

Madem her kesimin hakkını vermek gerek ve bugün kızgınlık, öfke, gözü dönmüşlük, vefasızlık, anlayışsızlık ya da iki yüzlülük, artık ne derseniz deyin, tam tersini iddia etse de Kürt siyasetine ve Kürtlere en büyük katkıyı sunmuş Türk-muhafazakar siyasetçinin Erdoğan olduğunu da söylemek gerek. Erdoğan’ın meseleyi normalleştirerek kendi muhafazakar-milliyetçi tabanının önüne getirmiş olması bile tek başına bir başarıyken, bu tabanı konuya daha sağduyulu yaklaşmaya ikna etmesi Kürt siyasetinin son 30 yılının en büyük kazanımıydı.

Ben çok duydum; mutlaka siz de duymuşsunuzdur: “PKK olmasaydı, Kürt siyaseti bu noktada olmazdı” derler. “PKK Kürt siyasetine çok şey kazandırmıştır” diye vurgularlar. Belki öyledir ama ben katılmıyorum. Çok daha net söylenebilecek bir şey varsa, PKK şiddeti, her şiddet türü gibi kendi adına yapıldığı iddia edilen Kürtleri, marjinalleştirmiş, onlara karşı toplumsal algıyı sertleştirmiş ve önyargıları daha keskinleştirmiştir. Belki devleti hukuki-yapısal reformlara-hamlelere zorlamıştır, ancak toplumsal algıyı sürekli aşırılığa sürüklemiştir.

Barış Süreci’nin en büyük başarısı da bu algıyı değiştirmek olmaya başlamışken, kendileri dışında kimsenin Kürt sosyolojisini anlamadığını iddia eden Kürt siyaseti, 80 sonrası tarihinde Türkiye muhafazakar-milliyetçi tabanın büyük çoğunluğunu Kürt meselesi konusunda normalleştirmeyi başaran Erdoğan’ı en büyük düşmanı ilan ederek bırakın Kürt sosyolojisini, sosyolojiden de anlamadığını ortaya koymuştur. Bugün Kürt sosyolojisinden anlamayan, onu inkar eden ve ona bir karşılık üretemeyen aslında Kürt siyasetinin ta kendisidir.

Barış Süreci, Kürtler ile diğer etnik kesimlerin bir araya geldiği, birbirlerini ilk defa gerçek manada karşılaştığı, tanımaya başladığı ve Kürtlerin marjinalleştirilmediği bir dönem yaratmıştı. Kürt siyaseti bu süreci kolay bir şekilde feda edebileceğini göstererek asıl derdinin Kürt sosyolojisi ya da Kürtlerin hak ve özgürlükleri olmadığını ortaya koydu. Böylelikle aslında, amacı ne olursa olsun, yöntem olarak pozitivist-Kemalist yöntemden farklılaşmadığını ve Kürtler için özgürlükten öte kolektif ve tek tip bir gelecek arzu ettiğini göstermiş oldu.

Bugün Kürt siyaseti, Kürtler adına çok önemli bir tarihi fırsatı kendi farklı amaçları ve hırsı uğruna kaçırdı. Kürtler bunun farkına vardıkça zamanla bu yönlü siyaseti desteklemekten vazgeçeceklerdir. Buna ilaveten, Kürt siyasetinin kaybettiği ve belki on yıllar boyunca bir daha bulamayacağı esas fırsat Erdoğan’ın ikna ettiği büyük muhafazakar-milliyetçi kesimdir. Kürt siyasetinin bu kesimi bu kadar kolay kaybetmeyi göze almış olması, bu siyasetin “Türkiyelileşme” arzusu bağlamında da önemli bir göstergedir. Kürt siyasetinin hep kendi sosyolojisinin anlaşılmasını talep ederken, bu muhafazakar-milliyetçi kesimin sosyolojisine hiç kulak kabartmamasının neyi gösterdiğine de siz karar verin.

Ayrıca bakınız...

Kürd Meselesinde Duygusal İlişkiler Üzerine

Kürd Meselesinde Duygusal İlişkiler Üzerine – Mahmut Özdemirkol

“Peki” deniliyor Kürd meselesinin karakteri değişmiş olmasına rağmen, örneğin inkâr politikasının bitmiş olması, üstelik PKK ...