.: Atilla Yayla

Kürt Milliyetçiliği

Millet-milliyetçilik ilişkisi hakkında yaygın bir kafa karışıklığı var. Bunun en önde gelen sebebi, millet ile milliyetçilik arasındaki ilişkide, sebep-sonuç bağlantısının çoğun zaman gerçekte olduğunun tersine kurulması. Önce milletin var olduğu sonra onun bir ürünü olan milliyetçiliğin doğduğu düşünülür. Oysa, ilgili literatürde hemen her yazar tarafından belirtildiği gibi, ilişki tersinedir. Tarihî gelişim önce milliyetçilik ideolojisinin ortaya çıktığını daha sonra bu ideoloji istikametinde bir millet inşa edilmeye çalışıldığını gösteriyor.

Millet ile milliyetçilik arasındaki ilişkiye ilişkin kafa karışıklığının bir diğer ve en az ilki kadar önemli sebebi, millet ile devlet arasında kurulan ve zorunlu olduğu inancına varılan bağ. Buna göre, devleti olmayan topluluklar millet olamaz, millet olamadıkları için milliyetçilikleri de olmaz. Bu görüş de hem pratik (tarihî tecrübe) hem teori tarafından yalanlanıyor. Millet fikri ve milliyetçilik ideolojisi devletten önce geldiği gibi devleti olmayan milletler olabiliyor ve onlar arasında da milliyetçilik ideolojileri de boy gösterebiliyor.

Bütün bu sözleri Kürtlerin milliyetçilik yapmadığına ve yapamayacağına dair iddiaları tetkik etmek için sarf ettim. Kürtlerin yaşadığı coğrafyada, münhasıran Türkiye’de bir Kürt milliyetçiliği var.

Bunun birçok işaretinden bahsetmek mümkün. Meselâ, bazı Kürt kanaat önderlerinin Kürtlerin aynen Türkler gibi “kurucu unsur” sıfatına ve statüsüne sahip kılınması talebi bir yönüyle bir milliyetçilik tezahürüdür. Hatta Türk milliyetçiliğine bir öykünmedir. Hasmına, rakibine, düşmanına benzemeye çalışma durumudur. Çünkü diğer etnisitelerin göz ardı edildiğini ve Kürtlerin kültürel bakımdan homojen bir bütün olarak görüldüğünü göstermektedir

“Kürdistan Kürtlerindir” sözü de bir milliyetçi slogandır. Bu söz “Türkiye Türklerindir” sözünün replikasıdır. Öyle ya, Türkiye Türklerindir yanlışsa, Kürdistan Kürtlerindir niye doğru olsun!

Biliyoruz ki hiçbir coğrafyanın halkı saf, katıksız bir bütün değil. Türkiye denilen coğrafyada Türk değilim diyen birçok insan yaşadığı gibi Kürdistan denen coğrafyada da Kürt değilim diyen birçok insan yaşıyor. Başka bir deyişle toplumsal çoğulluğun Kürtler arasında da vaki olmadığını kimse iddia edemez.

“Şurası şunlarındır” yaklaşımı orada yaşayan insanların kimliklerinin tek boyutlu (etnisite, dini, kültür, ideolojide tam bir ortaklık olması) olmadığı gerçeğini de gözden kaçırıyor. Bırakın toplulukları, tekil insanların bile kimliğinin birden çok yüzü var. İnsanların kimlikleri karşılıklı olarak çapraz ilişkiler ve etkileşimler içindedir. İnsanı tek boyutlu kimliğe zorlamak onun vücudunu budamak gibi bir şeydir. Her toplumda görülen çoğulluk durumları Kürt toplumunda da karşımıza çıkmaktadır.

Kürt milliyetçiliği Kürtleri tek biçimliliğe ve tek bizimciliğe zorluyor. Baskıcı, tek tipleştirici Kürt milliyetçiliğinin kurucu rasyonalist ideolojik yaklaşımlarla birleştiğinde ne gibi sonuçlara yol açabileceğinin iyi bir örneği PKK/PYD örgütünün Suriye’de kontrol altına aldığı topraklarda yaşayan halklara yaptığı muamelede karşımıza çıkıyor. Bu örgüt söz konusu toprakları Kürt olmayan unsurlardan arındırmaya çalışmakla kalmadı, ideolojisini ve siyasetini paylaşmayan Kürtleri de temel haklarından mahrum etti, hapsetti, sürdü. Bütün bunlar Kürt milliyetçiliğinin sonucuydu.

Milliyetçilik kötü ise tüm milliyetçilikler kötüdür…