.: Şenol Kaluç

Korona Günlerinde Eğitim

Korona vesilesi ile milyonlarca çocuk ve genç örgün eğitimden uzaklaşarak ailelerine teslim edildi. Yaşanan bu gelişme bence çok önemli iki soruya uygulamalı olarak cevap verdi. Birincisi, okulların gerekli olup olmadığı; ikincisi de okul dışı eğitimin mümkün olup olmadığı.

Okullar gerçekten gerekli mi dersek, bu sorunun cevabı hem “Evet” hem de “Hayır.”
Evet’ten başlarsak, okullara ve özellikle de öğretmenlere en azından uzun bir süre daha gerçekten ihtiyaç var. Bu açıkça ortaya çıktı. Bugün yüzbinlerce evde çocuklar ile ebeveynleri arasında büyük bir mücadele yaşanıyor. Bir tarafta bir şeyler öğrenmesi istenen çocuklar diğer tarafta bu zorlamaya direnen ya da istendiği kadar uyum sağlayamayan öğrenciler var. İstisnalar genel kaideyi bozmuyor. Bir de yaşa ve seviyeye göre annenin babanın yetersiz kaldığı durumlar var. Pek çok veli ilk kez birçok şey bilmeleri ve çocuklarının da öğrenmesi gerektiğinin farkına vardı ve tek başlarına bunlara yetişemediklerini gördü.

Bence daha önemlisi çocuklarının gerçek anlamda birer zeka küpü olmadıkları, onlarında yaşlarına orantılı olarak bir şeyleri hızlı ya da yavaş kavradıkları, sanıldığı kadar çalışkan ve azimli olmadıkları ve dahası öyle pırlanta gibi hanımefendi-beyefendi olmadıkları bizzat uygulamalı olarak ev içinde görüldü.

Şu anda milyonlarca veli evlerdeki çocuk teröründen kurtulabilmek ve çocuklarını tekrar öğretmenlerinin başına atabilmek için Korona illetinin durdurulması için dua ediyor. Bu bir ders olur mu bil(e)miyorum. Ülkemizde her alanda olduğu gibi öğretmenlere karşı da öğrenci-veli, sosyal medya vb. şiddet almış başını gitmişti. Son dönemde Sayın Ziya Selçuk’u hariç tutarsak en tepeden en aşağı tüm amirler, yetkili-yetkisiz herkes öğretmenlere ayar verme peşindeydi.

Sorunun ikinci kısmına gelirsek, okul dışında da eğitimin pekala verilebileceği ortaya çıktı. Okul olmazsa olmaz bir kurum değil. Bu ne yaman çelişki diyenler olabilir ama aslında ortada bir çelişki yok. Zaten tarih boyunca olan bir fark günümüz zorunlu eğitiminde de devam etmekteydi. Üst sınıfların çocukları her zaman için ayrıcalıklı eğitim olanaklarına sahiptiler ve bu hep böyle olacak. Bunun aksini iddia etmenin saçmalık olduğunu aslında herkes biliyor ama bilmezden gelmek nedense moda.

Tevhid-i tedrisat’ın kaldırılması gerektiği gün gibi ortada. Devlet nesilleri dizayn etmekten vazgeçmeli ama maalesef bu ülkenin ne sağcısı ne de solcusu bu tekelin devletten çıkmasını istemiyor. Biri dindar nesil isterken diğeri Kemalist ya da bir başka nesil yetiştirmek arzusundan milim sapmıyor.

Bu kriz bir gerçeği daha ortaya koydu ki o da şu; okullardaki bazı derslere aslında hiç ama hiç gerek yok. Bunun yerine öğrenciyi hem bedenen hem de zihnen geliştirecek faaliyetlerin daha elzem olduğu görülüyor.

Mesela geçmişte okullarda “adab-ı muaşeret” dersleri vardı. Bunun ne denli gerekli olduğunu bugünlerde uygulamalı olarak görüyoruz. Küçük çocuklar belki baskıyla bir şekilde evde tutulabiliyor ama gençlerin ve de orta yaş grubunun durumun nazikliğini anlamadıkları, daha doğrusu anlamak istemedikleri ise çok açık.

“Ev’de kal” çağrısının arkasında bu virüsü kolayca atlatamayacak insanlara bulaşmasını geciktirmek ve engellemek amacının yattığını, “bize bir şey olmaz” vurdumduymazlığı ile ortalıkta gezinerek bu pandeminin çok daha hızlı bir şekilde yayılmasına hizmet edildiğini insanlara anlatmakta güçlük çekiyoruz.
Bu vurdumduymazlığın bedelini insanlar herhalde ancak bir yakınlarını kaybettiklerinde anlayacaklar. Aslında buna gerek yok…
Peki, eksik olan ne?

Mesela insanımız zamanında ahlak ve mantık dersleri almış olsalardı belki de bunları yapmak isteseler de yapmayacaklardı. Ahlak derken bunu illa dini bir olgu olarak görmemek gerekiyor. Bizdeki en büyük yanılgılardan birisi de ahlak ile dini hatta siyasi tutumu özdeşleştirmek; hâlbuki ahlaklı insan olmak ile din ya da siyasi tercih arasında göreceli bir bağdan fazlası yok. Ahlaklı bir kişi inançsız olabileceği gibi dindar-ideolojik bir insan da ahlaksız olabilir.

Topluma dinden-ideolojiden önce ahlaki normların yerleşmesi gerektiği çok açık ama tabii bizim gibi mantık ilminden habersiz bir topluma bunu anlatmak çok zor.
Biz bunu başarmış olsaydık mesela bugün trafikte yaşanan pek çok rezillik yaşanmıyor olacak, yolsuzluklar bu denli kolay yapılıyor olmayacaktı. Trafikteki başıbozukluğu düzeltmesi bile başlı başına bir nimet olurdu değil mi?

Karar, 1 nisan 2020