.: Berk Ünlü

Kollektivizmin ve Türk Milliyetçiliğinin Çocuk Zihnini İşgali

Çocuğun siyasal inşaası

Bireyin özgür yetişmesini ve özgür olmasını istemeyen ideolojiler çocukluğundan itibaren bireyin zihnini ve düşüncelerini şekillendirip kontrol etmek isterler. Çocuk zihni saflığı ve masumiyeti ile otoriter-totaliter rejimler için kolay ve çekici bir alandır. Bugünden yarına gerçekleştirmek istediğiniz siyasal çıkarlarınızı elde etmek için çocuğun zihnini şekillendirmede ne kadar başarılı olursanız gelecek sizin otoriteryen çıkarlarınıza o kadar yaklaşabilecektir. Çocuğun yetişkine göre daha kolay bir kalıba dökülebileceği gerçeği çocuğun zihninin bu tip rejimler için adeta bir fırsat alanına dönüşmesi gerçeğini ortaya çıkarır. Çocuk da elbette bir siyasal içerisinde dünyaya gelir ve varolur ancak kendi siyasal tercihlerini yapabilmekten henüz uzaktır. Gelişimi doğrultusunda iradesi oluştukça ahlâkileşmeye başlar ve kendi düşüncelerini oluşturur. Bu gelişim sürecinden önce meşru olduğu tartışılabilecek olan ailesi -aile olmadığı noktada çocuğa bakım verenler- tarafından ahlâkî eğitime tâbi tutulması gerçeğini yaşamak zorunda kalır.

Otoriteryen rejimler özellikle çocuğun yetişme sürecine önem verir. Çocuğun ailenin ahlâkî yapısından koparılması ve iradesi dışında bir sosyal ortama konması ile başlayan süreç devletin çocuğun zihnine tam olarak hâkim olduğu noktaya doğru ilerler. Çocuk okul üzerinden siyasalın iradî olmayan bir öğesi haline getirilir veya getirilmek istenir. Otoriter-totaliter devlet çocuğu okula ve okulun düşünsel dünyasına hapsederek çıkarlarını maksimize edecek, adeta militarize edilmiş, siyasal ögeler oluşturma çabasında olur. Çocuk burada kendisine yararlı olacak bilgileri öğrenmekten daha çok, içinde yaşadığı rejimin düşüncelerini benimseme durumunda bırakılır. Bu benimseme ise iradî olmaktan uzaktır. Düşünce sahibi olma ve düşünsellikten doğal olarak uzak olan çocuğun zihni otoriter-totaliter devletin bir hâkimiyet alanına dönüşür ve bu süreçler sonucunda ortaya çıkan siyasal figür otoriteryen-totaliteryen devletin siyasal amacının gerçekleştiği en önemli unsurlardan biri olur.

Devlete ve kollektiviteye bağlılık

Otoriter-totaliter devlet için kendi haline bırakılamayacak bir varlık olarak çocuğun siyasal kimliğinin gelişimi sürecinde devletin doğrudan müdahaleleri ile yaşamak zorunda kalması çocuğun bireysel kimliğinden uzaklaşması sonucunu doğurur. Çocuğun dokunulmaz olması çocuk için son derece önemli olan zihin alanı, devletin müdahaleleri ile yüksek bir otoriteye bağlanılmak istenir. Burada devletin ve devletçilik fikrinin çocuğun zihninde yer edinmesi özellikle sağlanmaya çalışılır. Böylece çocuk siyasallaştıkça ve yetişkinliğe doğru hareket ettikçe zihnine yerleştirilmiş düşünceler çocuğun hâkim fikirleri olma noktasına gelir. Fikir dünyası devlet tarafından oluşturulmuş olan kişinin bireysellikten ve özgürlükten ne kadar uzak olacağı ortadadır. Yeni oluşmuş olan kişinin bireyselleşememiş birey halini yaşaması büyük ihtimal dahilindedir. Siyasalın bu “figürü” rejime bağlı kalabilecek ve rejimin zihnine kazıdıkları ile yaşamak zorunda olabilecektir.

Bireyselleşme doğrultusunda gelişim gösterecek bir çocuğun devlet tarafından arzu edilmeyeceği ortadadır. Zihin ve düşünce kontrolüyle devlet çocuğu kendi rejimine ve sistemine bağımlı ve bağlı kılma yolunda adımlar atar. Çocuk için çocuk yaşta algılanması mümkün olmayan bu durum devletin endoktrinasyon müdahaleleriyle devam eder. Rejim kendisi için ideal gördüğü kişiyi çocukluktan itibaren yetiştirmek ister. Devletin endoktrinasyonu altında “bilgiler” edinen çocuk kendini doğal olarak devletle bağdaştırmak tehlikesi içinde bulur. Çocuğun bu durumu tehlike olarak görmesi de çok zordur. Küçüklükten itibaren kimliğinin kollektivize edilmesi ve bu kollektivize edilen kimliğin devletin ve rejimin bir çeşidi olması kişinin kendisi için özgür bir kimlik ve düşünce sistemi geliştirmesini zorlaştırır. Zaman içerisinde düşünce kontrolü üzerinden oluşan fikirler hâkim fikirler olarak büyük ihtimalle kişinin zihninde yer alır ve kişiyi bireyselleşme ve özgürleşme halinden uzak tutar.

Türkiye’de siyasal kontrol mekanizması olarak okul

Cumhuriyet tarihi bir otoriteryen rejim örneği olarak Türkiye’de çocukları rejimin “doğruları” doğrultusunda endoktrine etmekten uzak durmamıştır. Çocuk, cumhuriyetin doğrularının benimsetileceği bir siyasal nesne olarak görülmüştür. Çocuğun zaman içerisinde özerkleşmesi, özgürleşmesi ve kendi otonom alanı doğrultusunda yaşamını kurgulamasına izin verilmemiştir. Çocuğun gelişim alanının ahlâkî yanı dahi aileden alınmış ve devlete verilmiştir. Devlet böylece rejiminin devamlılığını sağlayacak “askerler” yaratmak istemiştir. Bu Türkiye tipi bir cumhuriyetten beklenebilecek bir politikadır. Türkiye’de rejim bireyin yaşamını doğumdan ölüme kadar takip ve kontrol etmek ister. Birey ölümü sonrasında bile rejimin propaganda malzemeleri arasında olur. Militarizm konusunda yetkin sayılacak bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti “eğitim ordularını” da es geçmemiştir. Okullar üzerinden çocuğun zihnine girilmiş ve rejimin düşünsel altyapısı çocuğun zihnine kazınmak istenmiştir.

Küçücük çocuklara tek bir ağızdan “ant” denilen metni zorla bağırtmak kendi içinde ayrıca incelenmesi gereken bir politik psikolojiyi yansıtmakta. Ancak söylemeliyiz ki devlet burada yarı-dinsel bir yaklaşımla çocukları kendine sadık kıldırmak üzere çocuklara “ant içirir”. Çocuk altruist bir açıdan varlığını milliyetçi kollektivist bir kavrama “armağan eder”, liderine övgüler düzer ve ne dediğinin farkında bile olmadan bir milliyetçi kavrama bağlı olduğu için “mutluluğunu dile getirir”. Rejim ise bu uygulamalarından dolayı mutlu görünür. Çocuğun zihninin daha küçücük yaşlarda ele geçirilmesinden aldığı hazzı siyasal bir çıkara da dönüştürmüştür. Oluşturmak istediği ideal topluma böylelikle daha da yaklaşmıştır. Bu duruma elbette karşı koyanlar oldu ve bu durumun yanlışlıklarını dile getirdi. Fakat devletin kutsanmasının yansıttıkları, Türklüğün sert milliyetçi söylemlerinin oluşturduğu sonuçlar ve rejimin endoktrinasyonlarının okullar üzerinden devamı, siyasalda ant üzerinden yürütülen politikaların hâlâ ne kadar etkin olduğunu gösteriyor. Çocukların zihinleri ve varlıkları ant gibi metinlerden korunmalıdır. Çocuk çocukluğunun mutluluğunu yaşayarak ve kendi siyasal doğrularını kendisi keşfederek büyümelidir. Çocuk için en önemlisi varlığını Türklüğe armağan etmesi değil, sağlıklı bir şekilde kimliğini, düşüncesini ve hayatını özgürce geliştirmesi ve yaşamasıdır.

6 Kasım 2018