.: Berk Ünlü

Kollektivizmin kitlesel simgesi futbolun popülizm üzerinden malî çöküşü

Taraftar kavramı kollektivizmin bir formu olarak ortaya çıkıyor

Türkiye’de futbol denilince akan sular duruyor. Kimlikler birden farklılaşıyor, kendilerini takımlarına adamışlar sertleşiyor, “rakiplerine” bileniyorlar. Ellerinden gelse – ki bir zamanlar geliyordu – karşıtlarına şiddet uygulamaya doğru eğilecekler. Birey denilemeyecek tek tek insanlar, kalabalıkların içinde yeni kimlikler kazanmaya çalışıyor, bu kimliklerle yeri geldiğinde gözlerini karartıyorlar ve tuttukları takımların kazanıp muzaffer hale gelmeleri için her türlü fedakârlıkta bulunmakta hazır oluyorlar. Militarist bir tanımla, taraftar ordularına dönüşüyorlar. Sertlik ve maskülen olmayan bir insan tipi spor seyirciliği içinde var olamıyor. “Normal” insan dışlanıyor, kendini adayanların keşiş benzeri varlıklar olarak takımlarının kazanması için tribünlerde paralanmaları izlenir oluyor. Bu durum bu insanların iradî tercihleri mi? İradî tercih kavramı gerçekten uzun tartışmaları içinde barındırıyor fakat bu insanları böyle davranmaya ve düşünmeye yönlendirenlerin olduğunu da akıldan uzak tutmamalıyız. Ortada ciddi, rekabet edilmeden ve hak edilmeden kazanılmak istenen çıkarlar var ve taraflar makyavelist mücadele içinde ellerinden geleni yapıp pastadan paylarını kopara kopara almaya çalışıyorlar. Yarışmanın adil olması kimsenin umurunda değil. Sporu yönetenler taraftarların gözlerini onlar için karartmasından aldıkları keyif ve çıkarla mutlak galibe dönüşmeye çalışıyorlar. Her şey en büyük olmak için. Kitleler oradan oraya savrultuluyor, aslında kimliksiz kitle spor dışında kollektif bir varlık olarak kollektivizmin dünyadaki en önemli göstergelerinden biri olarak tribünlerdeki yerlerini alıyor. İşin içine devlet de girdikçe – aslında işin içinden hiç çıkmamıştı – siyasal kontrol için kitleselleşme teşvik ediliyor, devlet devlet olmasından gelen baskıcılığı ile kitleler içinde kaybolmuş insanları siyasal sistemin kontrol edilmiş varlıklarına dönüştürüyor. Hepsi gösteri endüstrisi diye adlandırılan şovun içinde oluyor. Türkiye’de rakipsiz olduğu için futbol da bunun sahnesi oluyor.

Sporda rekâbet mi var, makyavelist galip gelme kültürü mü?

Liberal ekonominin olmazsa olmazlarındandır rekâbet. Rekâbet ama, adil rekâbet. Karşılıklı kazan kazan ilişkisi üzerinden karşıdakinin istediğini verip karşıdakinden istediğini alma üzerinedir yapı. Ortada bir savaş olmaz. Taraflar ürettikleri değerleri diğerleri ile ticaret temelinde değiş tokuş etmekten fayda sağlarlar. Bu faydalar kâr olarak döndükten sonra yeni yatırımlar için kaynaklar oluşturulur ve ticaretin doğal yapısı ilerler. Ticaretin bu adil ve rekâbetçi yapısından herkes faydalanır. Bu sistemin ötesinde dünyaya fayda getiren bir ekonomik sistem bugüne kadar ortaya çıkmamıştır. Liberal ekonomi ve ticarete alternatif olmak isteyen sosyalizm, rezalet ve felâket oluşturmuştur. Bugün de dünyanın çeşitli yerlerinde yaşamları mahvetmeye devam ediyor. Adil bir rekâbetin önemini anlata anlata bitiremeyiz herhalde. Kollektivizmin Türkiye’deki en önemli kalelerinden spor üzerinde ise böyle bir adil rekâbet yoktur. Taraflar makyavelizme ihanet etmeden karşıdakini her ne maliyette olursa olsun yok etmeye çalışarak kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışmaktadırlar. Ellerindeki kollektivize edilmiş kitleler ile, kimliksizleştirilmiş taraftarlar sayesinde taraflar en büyük olmaya çalışıyorlar. O en büyük olma anı nedir çok merak ediyorum. O en büyük olma anında ne hissedecekler onu daha da çok merak ediyorum. En büyük olduklarında aldıkları ödülleri liberal olmayan bir siyasal sistemde ne yapacaklar acaba? Sosyalist cehennemlerinde Stalin’in mezarına gidip kupalarını mı bırakacaklar? Stalin dua da sevmezdi. Dolayısı ile dua da edemezler. Materyalist Marks’ın olmayan ruhuna bir iki maddesel öge getirip kendilerini rahatlatırlardı, herhalde.

Popülist kollektivizm malî çöküş getirdi

Günümüzde özellikle futbolu yönetenler devletin kendilerine el atmasını dört gözle bekliyorlar. Yarattıkları rezalet malî yapılardan sonra ellerinde onları kurtaracak kimse kalmadı. Liberal kapitalist rasyonel biri zaten başkasının yaptığı bu olağanüstü malî rezaletin maliyetlerini karşılamaz. Yabancı doğrudan yatırımları beklemek hayaldan ötedir. Sıcak para akışı dedikleri kolaylığı sağlayacak bir irrasyonel insan bulabilmek herhalde imkânsız. Öyleyse ne yapılacak?

Futbol daha da radikalleşebilir. Kollektivizm üzerinden yeni savaşlar açılabilir. Kimliksizleştirilmiş kitleler daha da bilendirilip pastanın sadece bir kişinin sahip olmasına çalışılabilir. Kendini takımı için feda edecek “hazır kıtalar” zaten siyasal olan durumu, benim kullanmayı pek sevmediğim iki kelime olan aşırı siyasallaşma ile çıkarlarına alet edilebilirler. Birbirini yok etme yarışları kızıştıkça her kesimden insan takımlarının aşkı için savaş meydanlarına adım atabilir, bir yandan popülerleşme, bir yandan devlet ile iyi ilişkiler kurmak için kısa yol arama yöntemleri keskinleştirilebilir. Kimse sorumluluk almaz, malî çöküşün maliyeti bankalara paralarını başkalarına borç vermesi için aktarmış kişilerin omuzlarına yüklenebilir. Türkiye’nin ekonomik krizlerinin bazıları bu yönde olmadı mı? Kimileri güç devşirebilecek, tanınırlıklarının artmasından kendi iş yaşamlarına hayat verebilecek, kitleleri yönlendirmenin verdiği kudretle otoriteryenizmlerinin tadına varabileceklerdir. Ortalık imparatorluklar çağını anımsatan imparatorlar ile dolabilecek ve sonunda kazanan ve kaybedenin birbirine karıştığı makyavelist çıkar peşinde her şeyi kazanmaya çabalayanların alanı olacak. Bu “kesimler” siyaset üzerinden elde etmeye çalıştıkları – ki futbol ve spor da bir siyasal güç elde etme alanıdır – otoriter konumlarıyla ülkenin başkanı benzeri haller içinde kitleleri yönlendirerek gerekirse topluma parmak sallayabilecekler. Siyasalın dönüp duran, sportif olmayan ama en önemli sosyal alanlarından biri olan bu kollektivist yapı günü gelince devletçiliğin kapısında yatmaya başlayabilecek. Yoksa zaten çok sevdikleri devletlerinin kapısında devletçiliği sayıklaya sayıklaya yatmıyorlar mı? Siyasalı yönlendiren bu en önemli alanlardan birinin devletçilik üzerinden malî çöküntüsünün cevaplarını mutlak olarak bilemeyiz ama çeşitli önerilerde bulunabiliriz. Emin olunuz bize yine liberal fikirler yol gösterecek. Bu da başka bir yazının içeriğinde olsun.