.: Mahmut Özdemirkol

Kim Önce Müslüman Oldu Tartışması

Duymuşsunuzdur.

“Önce Türkler mi yoksa önce Kürtler mi Müslüman oldu” diye bir tartışma sosyal medyada var. Açıkçası tartışmanın içeriğini değil ancak kendisini önemsemek lazım.

MHP’li bir yetkilinin Milli Eğitim Bakanlığı’na yazdığı bir mektup ile gündeme gelen bu tartışma ile anladık ki Bakanlık 9. sınıf Tarih ders kitabında “Kürtler Araplar’dan sonra Müslümanlığı kabul eden ilk topluluk oldu” ibaresi yer almaktadır.

Kimin önce Müslüman olduğunu veya bu tartışmada kimin haklı olduğunu çok önemsediğimden dolayı değil; ancak bu tartışmanın kendisini önemsemek gerekiyor. Çünkü bu tartışma Kürt Meselesi’nde gelinen anlamlı bir yere işaret ediyor. Nitekim Kürtlerin “varlık-yokluk” tartışmasından “kimin önce Müslüman olduğu” tartışmasına gelmek bize Kürt Meselesi’nin geldiği noktayı anlamlandırmaya yarıyor.

Tartışmanın içeriğine tarihçiler karar verebilir ya da vermesin! Bu başka bir mevzu.

Kürtler özelinde bu tartışmanın kendisi değerli ve anlamlıdır. Bu tartışma bir taraftan başta Kürdi politik aktörlerin söylem ve politikalarını dayandırdığı eski kalıp “asimilasyon” gibi argümanların anlamsızlığını ortaya çıkarırken diğer taraftan Türkiye’de Kürt Meselesi’nin değişen anlamını açıklar. Bu değişim aynı zamanda politik aktörlerin söylem, propaganda ve politikalarının değişmesi gerektiğini eski kalıp politikalarda ısrar etmenin çözüm odaklı, gerçekçi ve amacı “üzüm yemek” olan bir yaklaşım olamayacağını ifade eder.

Başta HDP ve çevresi olmak üzere Türkiye’de “Kürtlerin inkâr edildiği”, “bir asimilasyon politikasının var olduğu”na dayalı politik söylem yeni gelişmeler ile aslında çoktandır sarsılmıştır. Sadece kimin önce Müslüman olduğu tartışmasından dolayı değil aynı zamanda devlet eğitim kurumlarında Kürd Dili ve Edebiyatı konusunda atılan adımlar, eğitim gören mezunların devlet kadrolarına atanması, Kürtçe konusunda Bakanlıklar düzeyinde yapılan kültürel faaliyetler gibi politikalar uzun bir zamandır Kürt Mahallesi’nde hâkim propagandanın dayandığı temelleri anlamsızlaştırmış ve yeni oluşan zeminin gerisinde bırakmıştır. Kürdi aktörler bu gelişmeler karşısında yeni bir durum değerlendirmesi yapamamış ve politik tutumlarını eski kalıp propagandalara dayandırmıştır. Yani politikalarının doğruluk veya yanlışlığı bir tarafa ama bu politikaların dayanaklarında ciddi değişmeler olmasına rağmen bahsi geçen aktörler politik tutumlarını değiştirmemiştir. Nitekim daha birkaç gün önce Diyarbakır’da HDP il binası önünde oturan, eylem yapan ailelerden rahatsız olanlar bu insanları “devletin asimilasyon politikalarına alet olmak” ile suçladılar. HDP ve çevresi ile haklı olarak yıldızları barışmayan birçok Kürdi kurum “şaka gibi” dedirtecek bir şekilde Diyarbakır’da toplanıp “Kürd dili üzerindeki asimilasyonun kaldırılması” temalı bir bildiri yayınladılar.

Sonuç itibari ile Türkiye’de hükümet nezdinde Kürd Meselesi’nde atılan politik adımlar Kürd Meselesi’nin içeriğini ve anlamını değiştirmiştir. Bu değişim Kürdi politik aktörlere yeni imkân ve fırsatlar sunmasına rağmen bu aktörler bunları kullanamadığı gibi kendi politik argüman ve söylemleri de oluşan yeni zeminin gerisinde kalmıştır.

20 Eylül 2019