.: Ebu Laklak Efendi

Kim beni bu koltuğa oturttu?

Muhtelif İlimler Köşesi

Şagili: Ebu Laklak Efendi

 

 Aziz karilerim,

İmdi diyeceksiniz ki bu ne biçim sual, bize ne bundan; bizim ekseriyetimiz ayakta; en hallice olanımız bir iskemle bulmuştur en fazla. Misal, köy ihtiyar heyetine aza seçilince iskemlesini muhtarlığın önüne atıp, gelip geçen köylülere bakarak, “şu Allah’ın işine bak, daha düne kadar bunların arasında idim, şimdi üçüncü azayım” diyen Şükrü Emice.

O vakit sizi ilgilendiren bir sualle başlayayım. Bilirim, “ben niye orda değilim”, “onlar niye orda” diye sesli sessiz sual eder de kendinizi kahredersiniz. Zira pek azınız hak ettiği yerde ve haldedir. Hele de etrafınızda  “aah ah, sen bu halde olacak adam mısın, sen bunlara lâyık hatun musun” diye sizi fişteklerken, içinden “beter ol” diye geçirdiğini iyi bildiğiniz hainler varsa o vakit iyice kahrınızdan ölürsünüz.

Pek meşhur bir komedyenimiz bulunduğu sahneyi göstererek “Niye Rüstem abiniz burda değil ha, niye?” diye sual eder seyircilerine. Güya seyircilerden biri “bizim bir Rüstem abi var, bundan çok daha komik” demişmiş de ona nazire yapıyor.

İmdi muhterem karilerim, herkes bulunduğu yeri hak etmiştir desem, bu sizde infial yaratır, bilirim. Derhal vükela heyetinden yahut mebusandan bir azayı, yahut,  sahneyi endamıyla pek şahane dolduran ve hatta sahneyi aşıp bilumum mecralara taşan,  kulaktan geçtim, ruha eza bir şarkıcıyı misal getirirsiniz bana. Ezcümle kalemiyle,  mührüyle, varidatıyla, sazı sözü ile meşhur nice er/hatun kişiyi hatırlar da kendinizi kahredersiniz.

E hak etmiyorlar desem, bu kez de “madem öyle onlar niye ordalar da ben orda değilim” diye kahırlanırsınız, onu da bilirim. Hasıl-ı kelam, ne desem beğenmezsiniz.

Sizin sualinizi şimdilik size tevdi edip, asıl suale geleyim. Seyfiyye, kalemiyye ve ilmiyeden tepelere namzet olanların akıllısı Devlet-i Ali Osmani’de terfii temayüz için lazım gelen şartları bilir, ses etmezlerdi; ya madeni has, ya kuvvetli iltimas veyahut delikle temas şeraitinin ehemmiyetini bilirlerdi bunlar. Daha akıllıları bazı hususî şeraitin her mecrada lâzım olduğunu bilirdi. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Lakin ahir zamanda şeraitten azade gibi görünen bazı hadiseler sanki ilk kez oluyormuş gibi cereyan etmekte. Halbuki iktisadî hayatın esrarlı faili olan “görünmez el”in diğer teki de  siyasî hayatı kurcalamaktadır. Misal kimi koltuklar vardır ki oraya oturtulan daha ne olduğunu anlayamadan kendini orda bulur. Bilhassa bazı siyasî fırkalarda… Evvela biraz mahcup sağa sola kıpırdanır; nihayet mabadı oturtulduğu koltuğa iyice alışınca kükremeye başlar. Lakin bu tür koltuklar Şükrü Emicenin iskemlesine benzemez. Vakti gelince fırlatma rampasına tebdil olur bu koltuklar. Havada iken de işte bu suali sorar boşluğa bakarak.

Aziz karilerim. Bilesiniz ki, efendi, bey, paşa gibi ünvanlar semt pazarında bulunmaz. Kaldı ki 2590 sayılı ve Teşrinisani 1934 tarihli kanun ile   “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi ve Hazretleri gibi lâkap ve unvanlar kaldırılmıştır.” Lakin bunlar bazı dahilî ve haricî ve dahi hususî piyasalardan ihraz edilebilir.

Bunların en fukarası yine reylerinizle getirip götürdüklerinizdir. Şükrü Emiceden az daha hallicedir bunlar. Lakin reyiniz olmadan bu ünvanları ihraz edenlere bilhassa dikkat etmek gerekir. Siz bakmayın fikri-zikri ile temayüz etmiş bir kısım kalem-kelam erbabına.

Baki selam.

ebulaklak@hotmail.com