.: Şenol Kaluç

Keşke Siyaseten Normalleşebilsek!

Gelişmiş demokrasilerde halkın seçimlere katılım ve siyasete angaje olma oranları oldukça düşükken tersine Sivil Toplum Örgütlerine (STÖ) yönelimin daha fazla olduğu görülüyor. Bunda siyasetin ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı havasının insanların çoğunluğuna STÖ’lerde harcanan emek ve mesainin verdiği haz ve huzuru verememesi oldukça etkili.

Tabii ki işin özünde bu ülkelerde –iç siyasayı kastediyorum- yerleşmiş bir demokrasi kültürünün olması yatıyor. İçeride demokratik çizgiler zorlandığında buna tepki verecek bir sistemin varlığı çok önemli ve bu ülkelerde kamudan sivile anti demokratik uygulamalara anında tepki verebilecek ve inisiyatif alabilecek pek çok birey ve kurum var.

Bireyler en azından şunun bilincindedir: bazı temel hak ve özgürlüklere kimse kolay kolay dokunamaz, tabii ki istisnalar genel kaideyi bozmaz. Demokratik kurallar partiler içinde belli sınırlar çizdiği için siyasi partilerin hareket alanları da dardır, öyle her iş siyasetten geçmez.

Her iş siyasetten geçmeyince de bizdeki gibi insanlar koşa koşa sandık başına gitmez. Kimse yanlış anlamasın sandığa gitmek ve irade beyanında bulunmak oldukça değerli ancak bizdeki sandığa gitme motivasyonu ile gelişmiş demokrasilerdeki sandıktan uzak durma motivasyonları oldukça farklı.

Orada insanlar sandıktan uzak dururken en büyük güvenceleri kim gelirse gelsin hayatlarında çok fazla değişiklik olmayacağıdır. Tabii hemen Trump diyenler çıkabilir. Trump oldukça sıradışı bir örnek ve bize dışarıdan oldukça itici gelmekte, eminim Amerikalıların bir kısmına da öyle geliyordur ama iç siyasette Trump’ın çok da etkili olamadığı görülüyor. Mesela aldığı pek çok karar kamu görevlilerince rahatlıkla yok hükmünde sayılabiliyor, neden?

Çünkü bizde olmayan bir siyasi kültür var orada. Bizde at sahibine göre kişner, kamu görevlileri de kendilerini kanundan çok iktidarla ve devletle özdeşleştirirler. Halı sahadaki öğretmenleri toplayan savcı muhtemelen bunu kendisi için bir hak olarak görüyordu.

Bu nedenle ülkemizdeki suç kavramı –siyasette- keyfi olarak devletin tutumuna göre değişebilmektedir. Beş yıl önce suç kabul edilmeyen hatta devletçe sırtınızın sıvazlanabildiği bir eylem beş sene sonra suç olabilir. Hatta bunun için iktidarların değişmesine de lüzum yoktur, tek olması gereken devletin fikir değiştirmesidir. Nitekim seçim sürecinde yayınlanan GBT kayıtları buna güzel örnek.

***

Yerel seçimin siyaseten ne getirip ne götüreceğini şimdiden kestirmek pek mümkün değil ama yine de demokrasimizin gelişimine bir katkı vereceği kesin.

Bence seçim süreci içinde çok fazla kriminalize edilen CHP HDP yakınlaşması böyle bir ittifakın varlığından bağımsız belki de CHP’nin Kürt antipatisini yenmesine ve de siyasi tabanını genişletmesine yol açabilir. Bugün nasıl muhafazakar Kürtlerin önemli bir kısmı Ak Partide toplanmışsa laik ve sol söyleme yakın Kürtler de CHP’de toplanabilir. Tabii ki burada CHP’nin kendini değiştirme ve sosyal demokrat bir çizgiye kayma iradesi gösterip gösteremeyeceği çok önemli. Kim bilir belki de İmamoğlu bunu başarabilir.

Biz ana konuya dönecek olursak, siyaseti gündelik hayatımızdan bir nebze uzak tutmak hepimizin ruh sağlığı için iyi olacak.

Seçim sonuçlarına baktığımızda hemen herkesin kazandığını iddia edebileceği bir noktadayız ama bu tabloda Ak Patinin kaybeden olduğunu iddia etmek çok zor. Ankara ve İstanbul’da Büyükşehir Başkanlıkları kaybedilmiş gözükse de ilçelerde ezici bir Ak Parti üstünlüğü var ve yine belediye meclislerinde de çoğunluk Ak Parti’de. Ak Partinin bu gücünü başkanları etkisizleştirme yerine birlikte çalışma ve doğru işlere imza atma tavrını benimseyeceğini umut ediyorum.

Bu umuda da aslında çok alakasız bir yerden varıyorum. Bugün Türkiye’de siyaseten ez zıt partilerin dahi belediye meclislerinde özellikle söz konusu imar ise çok kolay uzlaştıklarını cümle alem biliyor. İnşallah bu birliktelik önümüzdeki beş yılda halka hizmet konusunda da olur.

Çok mu zor? Zor da olsa bizim de böyle bir kültüre evrilmemiz gerekiyor. Lütfen mevsime göre kıyafet değiştirir gibi tavır değiştiren bir siyaseti artık bırakalım. Beka sorunu diyorduk ya, işte bizim en büyük beka sorunlarımızdan birisi de bu; her şeye konjonktürel bakma hastalığı.

Karar, 3 Nisan 2019