.: Şenol Kaluç

Kerbela’ya giden yol!

Kerbela’da yaşanan katliamın kökleri cahiliye devri Haşimi-Ümeyye çekişmesine kadar götürülebilecek olsa da asıl zemin Resulullah’ın ardından yaşanan bir takım gelişmelerle atılmıştır.

1380 yıl önce bugün hicretten 61, Resulullah’ın vefatından 40 yıl sonra tarihin en büyük aile katliamlarından biri yaşanmış, İslam Peygamberinin soyu neredeyse yeryüzünden silinmek istenmişti. Ve bugün, Müslümanların bir bölümü için “matem” günü iken bir kısmı içinse “Aşura bayramı.”

Bu yazımız da herhangi bir duygusallığa düşmeden, Kerbela’yı daha doğrusu Kerbela olayının yaşanmasına giden süreci irdelemek istiyorum.

Bize ulaşan tarihsel bilgiler Yezit döneminde yaşanan 3 önemli olayı haber veriyor: Kerbela ve Harre katliamları ilee Kabe’nin yakılıp-yıkılması.

Müslümanların Haşimoğullarını hilafetten uzak tutma politikaları iktidarın Emevilere geçmesiyle sonuçlandı. Muaviye de oğlu Yezit’i veliaht tayin ederek hilafeti saltanata dönüştürdü.

Kerbela’da yaşanan katliamın kökleri her ne kadar cahiliye devri Haşimi-Ümeyye çekişmesine kadar götürülebilecek olsa da asıl zemin Resulullah’ın ardından yaşanan bir takım gelişmelerle atılmıştır.

(Şia bu konuda açık bir nas olduğunu düşünse de) Resulullah ümmetini dünyevi meselelerde serbest bıraktığı gibi yine dünyevi bir sorun olan hilafet konusunda da, her ne kadar ümmetinin Hz. Ali’nin etrafında toplanmasını arzu etse de -Üsame ordusunu yola çıkararak buna zemin hazırlamaya çalışmıştı- serbest bırakmıştı.

Resullullah’ın vefatı ile birlikte iktidar mücadelesi açıkça başlamış ve Ali’yi istemeyen muhacirler de (Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer kliği) Ensar’ın geçmiş (Evs-Hazrec) çekişmelerini çok iyi kullanarak ‘Arapların ancak Kureyş’e itaat edeceği’ tezi ile Ebubekir’in seçilmesini sağladılar. Ki bu seçim Salı gecesinden başlayıp ancak Perşembe sabahına kadar sürdürülen hatta kılıçların çekildiği ateşli tartışmaların ardından yapılabilmişti.

Temelde Ömer ve Muhacirunun ekserisi hilafetin Ali’ye ve de Haşimoğullarına geçmesini istemiyordu. Onlara göre Peygamberlik ve Hilafetin aynı ailede buluşması halinde bir daha hiç kimse bu mevki için hak talep edemezdi.

Bu da eski Arap yönetim geleneğine uygun bir tavırdı.

Ebubekir, Resulullah’ın aksine yerine Ömer’i tayin ederek ümmete bir seçim hakkı tanımadı. Ömer de aslında yerine kimi tayin ettiği çok açık olmakla birlikte 6 kişilik bir şura bırakarak belki de tüm mesuliyeti tek başına yüklenmek istemedi.

Ömer, gerçek manada devletin kurucusuydu ve yarattığı kurumlarla Arap İmp.’nun temellerini attı. Araplar ve İslam onun sayesinde çölleri aşıp dünyaya yayıldı.

Ancak, Adaleti ile ünlü Ömer kendi yarattığı hiyerarşi ile kendisinden sonraki büyük kargaşaya da zemin hazırladı. Ekonomik olarak olmasa da siyaseten silinmiş Ümeyyeoğullarını tekrar palazlandırırken Haşimoğullarını ise her iki açıdan da geriletti.

Büyük fetihlerle Beytülmal’de biriken devasa servet; Bedir ve Uhut ehli başta olmak üzere Ensar’ın ileri gelenleri ile Resulullah’a yakınlık-uzaklığa göre Arap kavimleri arasında eşit olmayan hisseler şeklinde paylaştırıldı. Bu paylaşıma Ali en başından karşı çıkmış, hilafeti sırasında kardeşine de bir dirhem dahi fazla vermemişti. Kardeşi Akil de bu yüzden Muaviye’nin yanına giderek ondan para istemişti.

Şura’nın belirleyici üyesi olarak Abdurrahman b. Avf, Ensar ve Muhaciri kapı kapı dolaşıp ziyaret ettiğinde toplumdaki en büyük endişenin Ali’nin seçilmesi halinde bu cazip paylaşımı bozacağı gerçeği olduğunu gördü.

Ve nitekim adaylara yöneltilen soruya Ali’nin verdiği cevap da bu endişeyi haklı çıkarmıştı; Ali, kendisinden önceki halifelerin uygulamalarını takip etmeyeceğini belli ederken Hz. Osman’sa tereddütsüz “evet” demişti.

Abdurrahman b. Avf, (Osman’dan önce vefat etmiştir) aynı zamanda akrabası olan Osman’ın yaptıklarından dolayı onu tercih ettiği için pişman olmuş, son yıllarında onunla hiç konuşmamış ve küs olarak ölmüştü. Ve “Keşke, o gün Ali soruma “evet” deseydi vallahi de onu seçerdim.” dediği rivayet edilmiştir.

Ömer’in şahsında Muhacirlerin bu tercihi ve Ensar’ın da Beytülmal’dan alınan sus payına rıza göstererek Osman’ın seçilmesini desteklemeleri bilerek ya da bilmeyerek İslam’ın doğuşu sırasında İslam’ın en azılı düşmanlarından olan Ümeyyeoğullarına iktidar yolunu açmıştı.

Osman’ın hilafetinin ilk yılları pek bir sorun çıkmasa da ilerleyen yıllarda Ümeyyeoğulları iktidarın tüm nimetlerini kendilerinde toplamaya başlamış ve de hem Kureyş’i hem de Ensar’ı bu paylaşımdan dışlamıştır.

Bu duruma tepkiler de gecikmemişti. Mekke ve Medine’de yükselen bu muhalefete bir destek de Emevi idarecileri tarafından her fırsatta aşağılanan devletinin askeri gücünü oluşturan taşradaki Bedevi Arapların da katılımı ile hilafet çok eksenli bir konu haline geldi.

Herkes Osman’dan çekilmesini beklerken Osman, Ümeyyeoğullarının telkinleri ile kendisinden önceki iki halifenin de cüret edemediği bir şekilde hilafetini tanrısal bir seçimmiş gibi sundu ve “Bu gömleği (hilafet) bana Allah giydirdi ancak Allah çıkartır” diyerek adeta meydan okudu. Osman’ın bu tavrı sadece katline giden yolu hazırlamamış, fitne kapısı da bir daha kapanmamak üzere sonuna kadar açılmıştı.

Muhalefetin her ne kadar Osman’dan kurtulmak istese de sonrasını pek hesaplayamadığı Ali’nin hilafete büyük bir teveccühle getirilmesi ile ortaya çıktı. Osman’ın en sert muhaliflerinden olan ve aynı zamanda Ali’ye de dargın olan Hz. Ayşe ile yeni yönetimde makam-mevki alamadıkları için hayal kırıklığına uğrayan Talha ve Zübeyr ilk fırsatta Osman’ın kanını bahane ederek Ali’ye karşı birleşerek, isyan ettiler.

Muaviye ve Emevi ileri gelenleri de tüm bu olup bitenleri büyük bir memnuyetle izliyorlardı çünkü gelecekteki Emevi sultası için bir taş daha konmuş oluyordu.

Kadere bakın ki Ali’den Osman’ın kanını talep edenlerden Cemel Ehli bizzat Osman’ın katline zemin hazırlarken, Emeviler de Osman’ı isyancılardan koruyabilecek güç ve kuvvete sahipken öldürülmesini izleyerek suç ortaklığı yapmışlardı.

Cemel savaşı Müslüman bilincindeki ilk büyük travmadır. Peygamberin hanımı ve büyük sahabeler karşı karşıya gelmiş ve binlerce Müslüman birbirini öldürülmüştü.

Ali, Cemel’de kazansa da bu travmayı tamir edecek imkanı bulamadı ve Muaviye daha da güçlendi. Sıffin harbi, Hakem olayı, Haricilerin ortaya çıkması derken Ali’nin Hariciler tarafından öldürülmesi ile meydan Muaviye’ye kaldı.

Hz. Hasan da taraftarlarının isteksizliği ve onlara güven(e)mediği için -ilk amcası Abbas’ın oğlu karşı tarafa geçmişti- Muaviye’yle anlaşmak zorunda kaldı.

Böylece Müslümanların Haşimoğullarını hilafetten uzak tutma politikaları iktidarın Emevilere teslimi ile sonuçlandı. Muaviye de kendinden öncekileri takip ettiğini söyleyerek oğlu Yezit’i veliaht tayin ederek hilafeti saltanata dönüştürdü.

Muaviye, Arap İmp.’nun temellerini sağlamlaştırmış ve nispeten bir barış-huzur ortamı tesis etmiş olsa da aynı zamanda İslam’ın temel ilkelerinin de altının oyulmasına vesile olmuş ve Resulullah’ın minberinden 70 yıl sürecek Ali ve Ehl-i Beyte hakaret edilmesi gibi bir çirkin bir uygulama başlatacaktır.

Yezit’in hilafetine Hz. Hüseyin ile Abdurrahman b. Zübeyr (Ayşe’nin yeğeni) açıkça karşı çıktı. Muhacir ve Ensar ise geçmişte nasıl Ali’yi tercih etmemişse bu kez de Hüseyin’i Emeviler karşısında yalnız bıraktı. Ebubekir ve Ömer’i Ali’ye tercih bir nebze anlaşılabilirdi ama bu kez terazidekiler Yezit ve Emevilerdi.

Akıllar başa ancak Ehl-i Beytin Kerbela’da hunharca katledilmesi ile gelir. Yezit’in durumunu tahkik için Şam’a bir heyet gönderilir (Heyette Ömer’in oğlu Abdullah da vardı) ve tahkikat neticesi verilen biat bozulur.

Emevilerin buna tepkisi çok sert olur ve Kerbela’dan çok daha büyük bir katliam olan Harre katliamı yaşanır. Resulullah’ın “Benim haremim” dediği Medine’ye fetih hakkı uygulanır.

Haber Şam’a ulaştığında Yezit’in “Şimdi Osman’ın intikamı aldık.” dediği rivayet edilir.

Sonrasında ise Yezit’in ordusu Mekke’ye Abdullah b. Zübeyr’in üzerine yürür. Ebrehe’nin elini uzatamadığı Kâbe yıkılıp, yakılırken takdiri ilahi Yezit sarayında vefat eder ve ordusu da Mekke’yi terk eder.

Yezit ölse de artık zaman, Müslümanlar için hiçbir zaman eskisi gibi akmayacaktır. Müslümanlar Osman’ın katli, Cemel ve Sıffin savaşları, Kerbela ve Harre katliamı gibi olayların yarattığı zihni tahribatı ise hiçbir zaman tamir edemeyeceklerdir.

Ve ne acıdır ki 1400 yıldır bu yaşanmışlıklar hala hayatlarımızı etkilemekte!..

Karar, 20.09.2018