.: Cemal Fedayi

Kemalizmlerin Çatışması

2017 yılının 29 Ekim-10 Kasım sürecinde, Kemalizm bağlamında, siyasî tarihimize geçecek nitelikte gelişmelere şahit olduk. Bu gelişmeler kimi açıdan komik kimi açıdan trajik idi…

Ben meseleye komik tarafından bakmak istiyorum. Trajik lakırdılar edip kimseyi üzmek istemem…

Bu seneki kutlamaları, evvelkilerden ayrı kılan, Kemalizm yarışına, en sonunda, Ak Parti’nin de katılmış olmasıydı. Böylece Kemalizm portföyümüz iyice zenginleşmiş oldu.

***

Ak Parti’nin Kemalizm yorumuna Muhafazakâr Demokrat Kemalizm dememiz gerekiyor herhalde; CHP’ninkine de Sosyal Demokrat Kemalizm.

MHP’ninkine Milliyetçi Kemalizm dersek; İyi Parti’nin Kemalizmine ne dememiz gerekiyor acaba? Akşener’in hakkını yememek, okkalı bir isim bulmak lazım. Öyle ya, siyaset tarihimizde Celal Bayar’dan sonra işi iman bahsine kadar götüren ikinci siyasetçi oldu.

Bayar, bir büyük türbe olarak Anıtkabir’i inşa ettirdikten sonra, deftere “seni sevmek ibadettir” yazmıştı. Akşener de bu 10 Kasım’da Anıtkabir’de “imanımızı tazelemek için buradayız” dedi. Bu okkalı laflardan sonra Bayar ve Akşener’in Kemalizmine “İmanlı Kemalizm” demek farz oldu…

Perinçek’in Kemalizmine “Maocu Kemalizm” mi demek lazım; yoksa “Sosyalist Kemalizm” mi? İki özel isim yan yana gelemez, iki ideoloji de yan yana gelemez. En iyisi yuvarlak bir laf edip “Sol Kemalizm” deyip geçelim. Odatv ve benzeri ulusalcı mahfillerin Kemalizmine de “Ulusalcı Kemalizm” demek caizdir.

***

Koç ve Boyner gibi işadamlarının Kemalizmine “Kapitalist Kemalizm” diyebilir miyiz acaba? M. Kemal’in kendisi kapitalist olmadığına göre pek uygun kaçmaz galiba. “Liberal Kemalizm” hiç uymaz. En iyisi bunlarınkine de “Amerikancı Kemalizm” diyelim.

Bunlarınkine Amerikancı Kemalizm dersek “yurtta sulh cihanda sulh” sloganıyla darbe girişiminde bulunan ABD sakini Gülen’in Kemalizmine ne diyeceğiz? Allah ve Peygamberle görüştüğünü söyleyen Gülen, muhtemelen M. Kemal’in ruhuyla da görüşmüştür. O halde buna da “Ruhçu Kemalizm” diyelim…

Mehdilik iddiasındaki Adnan Oktar’ın Kemalizmine de kısa yoldan “Mehdici Kemalizm” deyip geçelim…

***

Bir de pek kimsenin bilmediği “Tarikatçı Kemalizm” var. Bu da Haydar Baş’ın Kemalizm’i… Kendisi de bir tarikatın başı olan Haydar Baş’a göre M. Kemal zikir halkasına katılıp zikreden bir müritmiş… Pek kimse bilmezmiş ama M. Kemal aynı zamanda hafızmış…

“Yok artık” dediğinizi duyar gibiyim ama bunun internette video kaydı bile var. Bana inanmayan açıp izleyebilir.

Bir de Mevlevilik tarikatına ilgi duyan Emin Işık isimli bir ilahiyatçı akademisyen var. Ona göre de M. Kemal, bütün inkılaplarında peygamberden ilham almıştır. Bunu da Tarikatçı Kemalizm defterine yazıyorum…

***

Bütün bu birbiriyle zıt Kemalizmleri gördükten sonra aklıma Huntington’ın “medeniyetlerin çatışması” tezine karşı ileri sürülen iki tez geldi:

Tarık Ali “Fundamentalizmlerin Çatışması” tezini ortaya atmıştı. Edward Said de “Cehaletlerin Çatışması” teziyle karşı çıkmıştı Huntington’a…

Acaba bizdeki Kemalizmlerin çatışması hangisine daha uygun? Kemalizmleri, köktenci/temelci akımlardan sayabilir miyiz? Olabilir; Kemalist devrimler toplumu kökten değiştirmek istemişti ve temellere göndermede bulunmuştu…

Kemalizmlerin çatışmasına cehaletlerin çatışması diyebilir miyiz? Bu fazlasıyla ciddi sorunun cevabını işinin ehli tarihçilere havale ederek topu taca atıyorum…

***

Huntington’dan sonra bir de aklıma Namık Kemal geldi. Namık Kemal’e göre, müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar. Yani fikirlerin çatışmasından hakikatin kıvılcımı doğar… Buradan yola çıkan bazı mizahçıların, “kabakların çatışmasından da kabak çekirdeği çıkar” dedikleri malûmdur…

Acaba Kemalizmlerin çatışmasından ne doğar? Bu çatışmadan kim kârlı kim zararlı çıkar? Bunu 2019 seçimlerinin öncesinde ve sonrasında göreceğiz…

2019 dedim de aklıma geldi. Kemalizmlerin bu kadar çoğalmasına bir sebep de cumhurbaşkanlığı seçiminde %50+1 realitesinin ortaya çıkmasıdır.

Başkanlık sistemine evet diyenler, Ak Parti’nin bu sebepten Kemalizm’e kayacağını hesap etmişler miydi acaba?

***

Ak Parti’nin azıcık Kemalizme kaydığını gören kraldan çok kralcılar, “en Kemalist benim” yarışına giriverdiler! 29 Ekim ve 10 Kasım sürecinde, ibretlik sahnelere şahit olduk.

Uzun yıllar Gülen’in yanında bulunmuş bir yazar, “birdenbire neden Kemalist oldun” eleştirilerine, “ben 10 yıl önce de Zaman’da bunları yazmıştım” cevabını verdi. Kemalizme hızlı bir giriş yapan başka bir yazar da aynı eleştiriye karşı “ben Taraf’ta da bunları yazmıştım” deyiverdi…

M. Kemal için mevlit okutan bir kasabanın belediye başkanı “daha önce neden okutmadın” sualine karşı “aslında eskiden beri düşünüyordum ama bu sene kısmet oldu” dedi…
İstanbul’un bazı Ak Partili ilçe başkanları da Anıtkabir’e otobüs kaldırdı. Eyüp Sultan’a çalışan otobüsler 10 Kasım’da Anıtkabir’e çalıştılar…

Daha fazla örnek vermek istemiyorum. Samimiyet mülkü temelden sarsılmasın diye… Samimiyet bahsinde, Aziz Üstel’in eski bir yazısını hatırlatmakla yetiniyorum…

***

Öteki partilerin neden Kemalist oldukları malûm ama Ak Parti gibi ciddi bir partinin neden Kemalizm’e kaydığını tahlil etmek gerekiyor.

Ak Parti başından beri kamuoyu anketlerine göre politika belirleyen, halkın nabzını tutmasını iyi bilen, realist ve pragmatist bir partidir. Bu konuda da bir kamuoyu yoklaması yaptırmadan adım attığını zannetmiyorum.

Eğer Adil Gür’ün yaptığı anket doğruysa Ak Parti’nin son çıkışının da realist ve pragmatist bir temeli olduğunu görüyoruz:

Bu ankete göre 1 Kasım’da AK Parti’ye oy verenlerin % 41’i, Kemalist ilke ve inkılaplara bağlı olduğunu söylüyor. Bu rakam CHP’de yüzde 86,7’ye yükselirken, MHP’de yüzde 59,3, HDP’de ise yüzde 30,3’te kaldı.

***

HDP’de bile Kemalizme bir şekilde yakınlık duyan bir kitle bulunduğuna göre, %50+1’i hedefleyen bir partinin Kemalistlere sempatik görünmek gibi bir taktik belirlemesi rasyonel bulunabilir.

Ancak Ak Parti’nin bu çıkışı, başka partilerin Kemalistleri tarafından gayr-i samimi bulunabilir ve beklenen oyu getirmeyebilir. Tersine bir gelişme olarak Ak Parti’nin anti-Kemalist mensupları, bu kayma dolayısıyla partisinden uzaklaşabilir.

Yani Ak Parti, Dimyat’a pirince giderken evindeki bulgurdan olabilir. Benim kanaatime göre Ak Parti, ona en çok oy getiren samimi duruşundan taviz vermemeli.

Bu duruşuna devam ederse, ilk turda olmasa bile, ikinci turda kesin olarak %50+1’i yakalayacaktır. Eğer MHP aday göstermeyip Erdoğan’ı desteklerse birinci turda kazanması da zor olmayacaktır.

Hatırlatmak isterim ki, Erdoğan 2014 seçiminde, Kemalizm yarışına girmeden % 52 almıştı… O zaman MHP de karşı taraftaydı. MHP’nin desteğini alan Erdoğan’ın, Kemalizm yarışına girmeden, ilk turda kazanması sürpriz olmayacaktır…

***

Konuyu, Kemalizmlerin bu denli çoğalmasını hayra yormayan Şükrü Hanioğlu’nun görüşleriyle bitirelim.

Hocamıza göre liberal demokrasilerde, bir lider ismiyle özdeşleşen izmlere rastlanılmaz. Bizdeki bu durum, demokrasimizin aşamadığı araçsallaştırma sorununun bir yansımasıdır.

Hanioğlu’na göre Kemalizm, son tahlilde, çoğulculuk karşıtı otoriter siyaseti ve “toplum mühendisliği”ni meşrulaştırıcı bir araç işlevi görmektedir… Kemalist hareketlerin her biri gerçek “Kemalizm”in kendilerininki olduğunu savunmuştur. Ancak bunların “yukarıdan aşağıya siyaset” ortak paydasında buluştuğu, herhangi bir “Kemalizm” biçiminin “otoriter” olmayan yaklaşımlar ve siyaset üretmesinin mümkün olmadığı unutulmamalıdır. (Sabah, 19.11.2017)

Hanioğlu’nun bu sarsıcı analizlerinden sonra, otoriter ideolojilerle mücadele ederek ve demokrasiyi savunarak iktidara gelen Ak Parti’nin bu mevzuyu yeniden düşünmesi gerekiyor herhalde…

Ayrıca bakınız...

şiddet ve adalet

Şiddet ve adalet

Türkiye’de şiddet çok yaygın bir problemdir. Şiddet, fiziksel, psikolojik ve sözel olmak üzere üç biçimde ...