.: Mustafa Ali Aykol

Kemalistler de Darbe Yapar Sayın Başbakan

Darbe girişiminin şokunun henüz atlatılamadığı, yeni bir kalkışma girişimine karşı demokrasi nöbetlerinin devam ettiği ve tarihî Yenikapı Mitingi’nin henüz gerçekleşmediği günlerde Başbakan Binali Yıldırım, TBMM’de yaptığı grup toplantısında çok talihsiz bir ifade kullanmıştı. 15 Temmuz’da darbe yapmaya çalışanları “TSK içindeki bir cunta” olarak tanımlayan Başbakan Yıldırım, açıklamasının devamında ise “Hiçbir darbeci Atatürkçü de değildir, Kemalist de değildir” ifadelerine yer vermişti.

15 Temmuz’da gerçekleşen kalkışma girişimini TSK içerisindeki FETÖ mensubu bir grubun yaptığı su geçirmez bir gerçek. TSK’nın 27 Temmuz’da yayınladığı rakamlara ve oranlara bakılırsa darbe girişiminde aktif bir şekilde görev alan TSK personelinin sayısı 8 bin 651. Bu oran, TSK’nın %1,5’ine tekabül ediyor. Fakat bu oranın bizi yanıltmaması gerekir. Zira ordu içerisinde darbeye meraklı olan, darbeyi isteyen, arzulayan askerlerin oranının %1,5’tan çok daha fazla olduğunun herkes farkında. Öyle ki, darbe girişimine aktif bir şekilde katılanların oranı %1,5 iken, darbe girişimine karşı direnen, karşı çıkan TSK personelinin oranı belki bunun onda birinden bile az.

15 Temmuz gecesi yaşananlara bakarsak aktif bir şekilde bu girişime katılmayanların birçoğunun sessiz kaldığını, havanın kokusuna göre hareket ettiğini görebiliriz. Eğer darbe girişimi başarılı olma yolunda ilerlese, insanlar meydanlara dökülmese ve siyasî kesimlerden ortak ve net bir tutum gelmese geri kalan TSK personelinin büyük çoğunluğunun yeni hâlden memnun bir şekilde darbe girişimine destek vereceği  gerçeği ile yüzleşmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin darbeler tarihi,  Başbakan Binali Yıldırım’ın sözlerinin tam tersini ortaya koyuyor. Türkiye tarihindeki geçmiş darbelere ve muhtıralara bakıldığında Kemalist ideolojinin ve Kemalist asker/halkın bu darbelere verdiği destek ortada duruyor. 27 Mayıs 1960 ihtilâlindeki Kemalist subayların rolü, 12 Mart 1971’de verilen muhtıradaki Kemalist vurgu, 1980 darbesini yapan cuntacıların kahir ekseriyetinin Kemalist ve sıkı Atatürkçüler olması,  28 Şubat post-modern darbesindeki Kemalist damar, 27 Nisan 2007’de yayınlanan e-muhtıradaki “Atatürkçülük, laiklik ve cumhuriyet” vurgusu herkesin zihninde bulunan çarpıcı örnekler.  Ayrıca her ne kadar 15 Temmuz’da kalkışılan darbe girişiminin altında dinî görünümlü bir cemaat olsa da, TRT’de okutulan bildirideki Kemalist vurgu elbette ki darbe girişimine daha büyük askeri destek sağlamak ve Kemalist görüşteki halkın kendilerine destek verdikleri bir ortam yaratmaktı.

Kendini “Kemalist” olarak tanımlayan askerlerin ya da sivil halkın birçoğu (aktif ya da pasif bir şekilde) 15 Temmuz’daki darbe girişimine karşı çıktılar, karşı çıkmasalar da desteklemediler. Darbe girişiminin başarıya ulaşamamasının altında yatan kuvvetli etmenlerden biri de buydu. Bu bakımdan, şimdiye kadar yaşanan darbeleri aktif bir şekilde desteklemiş, hatta Türkiye’de darbe olması için yürüyüşler yapmış olan bu kesimin hakkını vermek gerekir.

Mesele Kemalistlerin duruşu, yaptıkları ya da söyledikleri değil.  Mesele Başbakan Binali Yıldırım’ın “Atatürkçüler darbe yapmaz, darbe yapanlar Kemalist değildir” sözünde. Bu sözü farklı şekillerde de ele alabiliriz; “Dindarlar darbe yapmaz, yapanlar da dindar değildir” gibi. Hatırlamak gerekir ki bu örgütün devlet içinde yapılanmasına göz yuman insanlar sık sık “Biz onları dindar, iyi insanlar olarak biliyorduk ve bu sebeple bu duruma bir ses çıkartmıyorduk” diyerek yakınıyorlar.

Bu cümle, aslında bir zihniyetin yansımasını da bizlere göstermekte. Sorunun temeli olan sisteme değil, sorunun basamaklarından sadece biri olan kişilere odaklanılması bizi devlet yönetimi konusunda her zaman zora sokan bir durum. Peki sorunun temelinde yatan ne? Sorunun temelinde Türkiye’nin devlet yapısı ve zihniyet yatıyor.

Devlet denilen bürokratik yapı, kişilerin özelliklerine göre değil sistemlerin özelliklerine göre yönetilir. Kişiler her ne kadar iyi niyetli olsalar da, kötü bir sistemin içinde iyi insanların etkisi yok olacak kadar azalır. Devlete bakış açımız sistemden çok insan odaklı.  Bu konuyla alâkalı olarak,  Sakarya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hamza Al ile yaptığımız röportajda Hamza Al şu tespitlerde bulunmuştu:

“Dindarlar zannediyor ki eğer bürokrasiye dindar insanlar gelirse sorunlar hallolur, yolsuzluk olmaz ve hak yenmez. Bunun doğru bir yönü olabilir. Fakat dindarların bilmediği bir şey var, o da bürokrasinin şeytanî bir yönünün olduğu. Evet, bürokrasinin şeytanî bir yönü vardır. Bürokrasi üzerine biraz kafa yormuş birisi olarak, duruma baktığımda; özel yaşamında karıncayı bile incitmeyen insanlar, bürokratik sistemlerde gözünü kırpmadan bir topluma soykırım yapabilir, kendi halkını katledebilir, en yakınlarını sürgün edip mesai arkadaşlarına silah doğrultabilir ve tüm bunları yaparken hiçbir sorumluluk duymayabilir. Özel hayatında çok tutumlu olanlar kamu kaynaklarını hoyratça harcayabilir. Fırat kenarında otlayan koyundan bile kendisinin sorumlu olduğunu düşünen bir kişi, kendi sorumluluğu altında ölen insanların sorumluluğunu üstlenmeyebilir.”

Türkiye’de yeni bir darbe girişimi olacağına dair söylentiler kulaktan kulağa yayılıyor. Bu söylentinin gerçek olup olmadığını bilemiyorum. Fakat bildiğim bir şey var ki, devlet denilen bürokratik yapıda radikal adımlar atıp sistem değişikliği yapılmadığı sürece üç yıl, beş yıl, on yıl sonra yeniden bir darbe girişimi ile karşılaşmamamız için hiçbir sebep yok. Bu sebeple acil surette kişilerden çok sisteme odaklanılmalı ve bu yönde adımlar atılmalı.

Tekrar Binali Yıldırım’ın 2 Ağustos’ta söylediği söze dönecek olursak; Prof. Dr. Bekir Berat Özipek bu konu ile ilgili önemli bir yazı kaleme aldı.  Bekir Berat hoca, Serbestiyet’teki yazısında ordudaki ‘eski’ darbeci ulusalcı ve Kemalist unsurlara karşı da uyanık olmak gerektiğinin altını çizmiş. Geçmişte FETÖ’nün “Bakın biz darbecilerle mücadele ediyoruz”  diyerek TSK’da boşaltılan yerlere nasıl yerleşip darbe girişiminde bulunduğunu hatırlatan Özipek, aynı durumun şu anda ulusalcı ve Kemalist kesimler için de gerçekleşebileceği tehlikesini belirtmiş.

Yeni bir darbe ihtimaline karşı alınacak önlemlerin kısa ve uzun vadede en önemlisi kişilere değil sistemlere odaklanılması olmalıdır.

Kemalist askerler de darbe yapar Sayın Başbakan, tıpkı dün “Bunlar dindar insanlar, bunlardan kimseye zarar gelmez” denilerek devlet içindeki yapılaşmasına izin verilen dinî görünümlü cemaatin darbe yapmaya kalkışması gibi. FETÖ ile mücadele ederken, bu gerçeği de göz ardı etmemeliyiz.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...