.: Mehmet Ali İlkaya

Kemalistler Darbenin Neresinde?

Bu soru uzunca bir süredir zihnimi kurcalıyor. Darbenin savuşturulmasından sonra ekranda boy gösteren eski askerlerin, ortodoks Kemalistlerin kendilerini aklama, tüm faturayı (neredeyse tüm darbeleri) başkalarına yıkma girişimlerini gördükçe soru hayatî önem kazandı.

Baştan ifade etmek isterim ki bugüne kadar tüm darbeler Kemalist gruplarca yapılmıştır. Az biraz yakın tarihi bilenler bu önermeyi teyit edeceklerdir. O nedenle içinden geçtiğimiz darbe sürecinde Kemalistlerin pozisyonunu doğru değerlendirmek gerekmektedir. Darbe girişimini iki faktör üzerinden yorumlamaya çalışalım. Darbe aktörleri (yani askerler) ve darbe destekçileri gruplar açısından duruma bakmakta fayda var.

Darbenin baş aktörleri FETÖ mensubu askerler. Ancak FETÖ’nün müridi olan askerlerin yanında Kemalist bir grubun olduğu anlaşılıyor. Zira, TRT’de zorla okutulan darbe bildirisindeki kemalist tona dikkat edilmeli. Bildirinin ilk paragrafında; “Türk Silahlı Kuvvetleri de dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir.” denilmektedir. Bu savunu uzun süredir Kemalist çevrelerce sık sık dillendirilmektedir. Devamında; “Siyasi idarenin aldığı hatalı karar ile mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak bir çok masum vatandaşın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlerimizin hayatına mal olmuştur. Bürokrasi içindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış. Ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir.” Bu bölüm hem Kemalist söyleme uygun hem de 12 Eylül darbe bildirisiyle birebir örtüşmektedir. 12 Eylül 1980 günü Evren o kötü sesiyle şöyle diyordu:  “İktidara gelen siyasi partiler, devlet teşkilatının bütün kademelerini kendi görüşleri doğrultusundaki kişilerle doldurarak, kamu görevlilerinin ve vatandaşlarımızın bir tarafa girerek kamplara bölünmesini zorunlu hale getirmişler, giderek anarşi ve bölücülüğü destekleyen kaynakların şekillenmesine ve kamu kuruluşlarında çalışanlarla, polis ve öğretmenlerin dahi birbirine düşman kamplara ayrılmalarına neden olan partizan tutum ve davranışlardan vazgeçmemişlerdir. Böylece tarafsız halkımız, devletten beklediklerini parti kapılarında aramaya mecbur bırakılarak devlet otoritesi yok olmaya, vatandaşların hak ve hukukunu korumak ve ona tarafsız hizmet götürmek yerine, devletin saygınlığı yavaş yavaş erimeğe mahkum olmuş ve dolayısıyla ülkemizde tam otorite boşluğu teşekkül etmiştir.” (http://t24.com.tr/haber/kenan-evrenin-turkiyeyi-karanliga-tasiyan-darbe-aciklamasi,296157, Son erişim: 01 Eylül 2016).

İki bildirideki benzerlik dikkat çekmektedir. Gelelim tekrar 15 Temmuz bildirisine; “Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklar ile kurduğu bugünlere getirdiği Cumhuriyetimizin kurucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri Yurt’ta Sulh, Cihan’da Sulh ilkesinden hareketle vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak temel evrensel insan haklarını mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak, uluslararası ortamda barış, istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur.” (http://www.mynet.com/haber/guncel/tsk-darbe-bildirisi-trt-1de-okundu-iste-trt-darbe-aciklamasi-2541325-1 Son erişim: 01 Eylül 2016).

15 Temmuz gecesi TRT’de okunan bildiri Kemalist söyleme tam olarak uygun düşmekte ve 1980 darbesinin bildirisiyle şaşırtıcı biçimde benzerlik göstermektedir. 12 Eylül 1980 darbe bildirisi de Atatürkçülük ülküsüne bağlı olacaklarını, yurdun en ücra köşesine de Kemalizmi öğretecekleri vaadiyle sona ermektedir. Bütün bunlardan 15 Temmuz darbe girişiminde Kemalist kadroların, aktörlerin varlığını görmek gerekmektedir. Sinema diliyle söyleyecek olursak yardımcı aktörlük görevi Kemalist kadrolardır. Bildiriden anlaşılacağı gibi darbe başarılı olsa ön planda Kemalist vizyon yer alacak, FETÖ müritleri ise eskisi gibi perde gerisinden yönetime ortak olacaktır. Bu yolla darbeye uluslararası meşruiyet sağlamak daha kolay görünmektedir. Darbe girişiminde Kemalist aktörler görev almıştır sonuçta.

Kemalistlerin darbedeki bir diğer rolü “darbeye toplumsal destek” diye nitelenebilecek roldür. Yurttaşların birçoğu gibi Kemalist toplum kesimlerinin darbeden haberi yoktu. Darbe fiilen başlayınca ilk sevinç naraları onların yoğun olarak muhkim oldukları bölgelerden kayıt edildi. Beşiktaş, Nişantaşı, Kadıköy, İzmir, Çankaya ilk dikkat çeken yerlerdir. Darbenin hiç beklenmedik bir direniş ile karşılanması bu kesimde de bir utanca ve sessizliğe neden olmuştur. Darbeyi savunmanın çok güç olması da bu sessizlikte etkili bir faktördür. Darbeye direniş ile birlikte Kemalist mahallelerde derin bir sessizlik oluşmuştur. Bütün Anadolu, köy, kent, bucak ayakta iken silah, top, tank uçaklar altında saatlerce süren mücadeleye bu adını saydığımız yerlerden bir destek gelmemiştir. Sadece bu bölgelerden değil, Marmaris, Bodrum, Çeşme gibi o günlerde nüfusları bir milyonun üzerindeki tatil yörelerinden de darbeye karşı bir ses yükselmemiştir. Tatilcilerin çok büyük bir bölümünün tuzu kuru Kemalistlerden oluştuğunu bilmeyen yoktur. Bütün bu gözlemlerden Kemalistlerin darbeye toplumsal destek sağladığını, rüzgar tersine dönünce de darbeye karşı mücadele edenlere bir omuz vermekten imtina ettiklerini görüyoruz, şahidiz. Kemalist aktör ve kesimler önce sevinç ile darbeyi desteklemiş, işler ters gidince de “bana ne canım, ne halleri varsa görsünler” moduna girmişlerdir.

Kemalizm tıpkı FETÖ gibi bir cemaattir, kesin itaate dayanır. O nedenle dikkatli olmalıyız, devlet kadrolarını kemalistlere teslim etmemeli, yapısal reformlarla bireyi güçlendirmeliyiz. Unutulmamalı ki tarih, ders alanların lehine yazılır.