.: Şenol Kaluç

Kemal Kılıçdaroğlu, Aleviler ve Kürtler

Referandum sürecinde yaşanan sert iklim yerini çok kısa sürede nispeten sükûnete ve aklı başındalığa bıraktı. Özellikle Kılıçdaroğlu’nun CHP’de yapmaya çalıştığı tavır değişikliği çok önemli. Kılıçdaroğlu yıllardır Baykal CHP’sinde görmeye alışkın olduğumuz çatışmacı üslup yerine uzlaşmacı ve değişime açık yeni bir üslup benimsenmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun işi zor olmakla birlikte bu süreci başarı ile sonuçlandırabileceği ümidi taşımak gerekiyor. Zira bu süreçte Kılıçdaroğlu’na açık destek vererek dönüşüme olumlu anlamda destek verebilecek iki büyük güç var: Birisi Aleviler diğeri Kürtler.

Şahsi olarak Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesini derin güçlerin bir oyunu olarak gördüğümü daha önce yazmıştım. Buna rağmen bu toplum mühendisliğinin sonuçlarının derin güçlerin beklentilerinin ötesine ulaşabileceğini ve ters sonuçlar doğuracağını umut etmekteyim. Derin güçler Baykal’ı gönderip Kılıçdaroğlu’nu getirmekle CHP’den giderek uzaklaşan Aleviler ile sosyal demokrat çizgiye sahip Kürtleri Kürt ve Alevi kimlikli bir ismi partinin başına getirerek geri döndürmeyi amaçladığı çok açık. Daha ilerisi düşünülerek CHP ile Kürtler arasında geçmişte SHP döneminde olduğu gibi – Ak Partiyi bitirme projesinin bir parçası olarak- ittifak için yeni bir ortam yaratılmaya çalışılıyor olabilir. Ancak beklenmeyen sonuç Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi SHP’lileştirerek Kemalizm’den uzaklaştırma olasılığıdır.

CHP’de yapılmak istenen değişikliğin önündeki en büyük engel kendisini partinin ve devletin sahibi olarak görmeye alışkın güçlerin varlığıdır. Nitekim bu güçler, Kılıçdaroğlu’nun partisinin kamuoyunda güç yitirmesine sebep olan politikalarda değişiklik yapma isteğini anında karşı açıklamalarla etkisizleştirilmeye çalışıyor. Bu güçlerin başarısı CHP’nin yıllardır uzak olduğu seçim kazanma şansının çok uzak tarihlere atılmasına ve partinin marjinalleşerek küçülmesinden başka bir sonuç çıkarmayacaktır. Bu durum Gürsel Tekin’in dediği gibi sosyal demokrasinin bir gereği olarak açıklanamaz çünkü bu grup sosyal demokrat değerlerden çok nasyonal sosyalist değerlerle konuşmaktadır. Bu güçlerin etkinliğinin kırılamaması geçmiş yıllarda Kemalist ideoloji dayatılarak Kürtlerin partiden uzaklaştırıldığı gibi Alevilerin de Kemalistleşerek marjinalleşmiş grupları dışındaki mutedil kesimlerinin partiden uzaklaşmasına neden olacaktır. Bu politika değişikliğinin başarısı CHP’nin Kıyı şeridi ve Trakya’ya sıkışan tabanında rahatsızlık yaratacağı muhakkaktır ancak buradaki tabanın AKP’ye gitmeyeceği açıktır. Bu nedenle buralardaki küskünlük kolay kolay sandığa yansımayacaktır. Bu da Kılıçdaroğlu’nu dönüşüm konusunda cesaretlendirici bir faktör olmalıdır.

Referandum sürecinde kendisini solda ve sosyal demokrat çizgide gören Aleviler paketin içeriğinden çok Kılıçdaroğlu faktörü nedeniyle ‘hayır’ diyerek CHP’ye açık bir destek sundular. Bu desteğe rağmen Aleviler – Cumhuriyete ve onun değerlerine sahip çıkmakla beraber- bu gün kendilerine karşı uygulanan ayrımcı politikalarda Kemalist ideolojinin tesiri olduğunun farkındadır, bu nedenle artık sola ve sosyal demokrasiye yakın bir CHP beklentisindedirler ve Kılıçdaroğlu’nu bu isteğin gerçekleşmesinde bir araç olarak görüyorlar.

Ancak parti içerisindeki Alevilerin bu süreçte inisiyatif alarak AB perspektifinde bir özgürlük anlayışının partiye kazandırılması için çaba harcamaları gerekiyor. Yoksa CHP sadece Kılıçdaroğlu’nun şahsi gayreti ile değişecek ve dönüşebilecek bir parti değildir. Tabii bunun için öncelikle Alevilerin özgürlük isterken kullandıkları ikircikli dili terk etmeleri gerekiyor. Bir taraftan kendilerine özgürlük isterken diğer taraftan -açıkça söylersek- Sünniliğin önünün kapatılması gibi algılanabilecek çifte standartlı söylem ve tavırlardan uzak durmaları gerekiyor. Alevilere Cemevi isterken Mevlevilerin Mevlevihanesini, diğerlerinin tekkelerini, dergâhlarını unutmak özgürlükçü bir tavır sayılamaz.

Yine son günlerde Kürtlerden ve BDP’den gelen mesajlar CHP ile Kürtlerin barışabileceği sinyalleri olarak düşünülebilir. BDP’nin Kürt açılımı çabalarına rağmen Ak Parti’ye karşı en az CHP kadar alerji sahibi olması bu yakınlaşmayı kolaylaştırıcı bir faktördür.

CHP’nin kaderi Kürtler ve Aleviler ile Kemalist CHP’liler arasındaki mücadeleye bağlı gözüküyor. Kemalist CHP’lilerin Kürt meselesine bakışları aslında çok net ancak Ak Parti karşısındaki çaresizlik ve BDP tabanlı Kürtlerinde önemli bir kısmının Ak Parti alerjisine sahip olmaları bu iki grubu yakınlaştırabilir ve aralarındaki sorunların bir süreliğine de olsa ertelenmesini sağlayabilir. Buradaki temel sorun ideolojik olarak CHP’nin SHP’nin budanan ideolojik duruşuna yaklaşarak bunu AB perkspektifinde revize edip edemeyeceğidir. Sosyal Demokrat çizgideki pek çok Kürt ve Türk’te bu umudun olduğu görülüyor. Kılıçdaroğlu’nun Avrupa’daki müzakerelerinde AB temsilcileri ve Sosyal Demokrat Partilerle partisi arasındaki buzları eritme çabası bunun ilk adımı olarak görülebilir. Ve daha önemlisi Referandum öncesi adeta kara bir tablo çizen Kılıçdaroğlu’nun tavrını değiştirerek yeni ve daha demokratik bir anayasa için inisiyatif almaya istekli oluşu dikkate değerdir. Halbuki çok yakın bir zamana kadar CHP’nin en büyük argümanı bu Meclis’in yeni Anayasa yapamayacağı idi.

Batılı anlamda özgürlükçü çizgiye sahip bir CHP bu ülkede hem Kürt sorunun barışçı çözümüne hem de inanç özgürlüğü önündeki engellerin kalmasında çok önemli bir rol oynayabilir. Ancak o zaman iktidara talip olan bir CHP’den söz edilebilir. Bu sebeple özellikle CHP ile gönül bağı kuran ve kurmaya devam eden Alevilerin ve Kürtlerin bu noktaya dikkat etmeleri gerekiyor. Aksi takdirde CHP mevcut hali ile hem etnik hem de inançsal özgürlüklerin önünde bir engel olarak durmaya devam edecektir. CHP’de misyon ve vizyon değişikliği sadece kendisine değil tüm Türkiye için bir kazanç olacaktır, Kılıçdaroğlu’nun başarısının bu anlamda büyük değer taşıyacağı gayet açıktır.

Hertaraf -Taraf, 11.10.2010