.: Atilla Yayla

Kavala İddianamesi

İyi bir hukuk düzeni ve sağlıklı işleyen bir yargı sistemi her ülkenin en büyük varlıklarından biri. Uzun vadede her açıdan güven, istikrar ve itibar ihtiyacının karşılanmasının olmazsa olmazı. Bir ülkedeki  yargı kalitesi o ülkenin hukuk bilgisi ve bilincinin, temel insanî değerlere bağlılığının ve yakınlığının, iyi organize olabilme ve çalışabilme seviyesinin, kurumsallaşma derecesinin en iyi göstergelerinden…

Hiç bir ülkenin yargı sisteminin işleyişi bakımından sorunsuz olduğu söylenemez. Her yerde problemler var. Olağanüstü durumlarda (savaş, doğal afet, örgütlü suçların yaygınlaşması, büyük kalabalıkların katıldığı olaylara ilişkin toplu yargılamalar yapılmasının gerekmesi gibi) yargı sistemindeki sorunlar da artıyor ve ağırlaşıyor.

Her ülkede bu açıdan kimi problemler olmasına rağmen bazı ülkelerin durumu başka bazı ülkelerin durumundan daha kötü. Maalesef Türkiye’yi de durumu çok parlak olmayan ülkeler arasında saymak mecburiyetindeyiz. Ne yazık ki Türkiye yargı tarihi içimizi açmıyor. Hukuk tarihimiz yargı hatalarıyla ve yargı eliyle yapılan haksızlıklarla dolu. Bunun ebette yargı içinden ve dışından kaynaklanan birçok sebebi var. Benim dikkat ettiğim husus problemlerin bir anda çözülmesi ve kusursuz bir yargı sistemine kavuşulması değil. “Mükemmel iyinin düşmanıdır” sözü burada da geçerli. Bu yüzden, iyi örneklere (darbeci askerlerle ilgili yargılamalara) bakıp aşırı iyimserliğe ve kötü örneklere (ifade özgürlüğüyle ilgili davalara) bakıp aşırı kötümserliğe kapılmak yerine genel ortama bakmak ve gidişatın iyiye mi yoksa kötüye mi olduğunu tespit etmek lâzım.

Gözlem gücünden, idrak kabiliyetinden ve insaftan uzak değilim. Türkiye son yıllarda çok sayıda olağanüstü hadise yaşadı. Bunlar hangi ülkenin başına gelse o ülkede siyasette de demokraside de yargıda da sıkıntılar doğardı. Bu yüzden, kendimizi ve ülkemizi yargılamakta insafsız olmamalı ve isteklerimizde hayâl âleminde gezinmemeliyiz. Ancak, daha iyiye doğru yürümeyi talep etmekten de çekinmemeli ve bu doğrultuda yapabileceğimiz bir şeyler varsa onları yapmak için çaba sarf etmeliyiz.

Türkiye’de yargısal sorunların bir bölümü iddianameler aracılığıyla doğuyor. İddianamelerde karşımıza çıkan ana problemler şöyle sıralanabilir:

  1. İddianameler çok geç hazırlanıyor. Bazı davalarda iddianameler hazırlanırken sanıklar içerde tutuluyor. Uzatılan tutukluluklar hüküm tesis edilmeden cezalandırmaya dönüşebiliyor
  2. İddianamelere yeterli özen gösterilmiyor. İlk başta dilde özensizlik dikkat çekiyor. İddianamelerde anlamsız ifadelere rastlamak sürpriz olmaktan çıktı. Metinlerde mantıksal ve hukukî tutarlılık da yeterince güçlü olmayabiliyor.
  3. İddianamelerin somut delillere dayanması ve deliller üzerinden suç tespitine gidilmesi gerekirken bazen yorumların ağırlıklı olduğu ve bu yorumlardan suç ve suç delili üretmeye çalışıldığı görülüyor. Oysa suçların ceza kanunda sayılmış ve yoruma yer bırakmayacak kadar açık şekilde tanımlanmış olması gerekiyor.

Topluca bakıldığında birçok yargılamanın zayıf, hatta tamamen temelsiz iddianamelere dayandırıldığı anlaşılıyor. Bu durum sadece yargılanan insanları ve ailelerini hırpalamıyor, Türkiye’deki hukuk sistemine ve demokrasiye de büyük zarar veriyor. Bu yüzden, iddianamelerin daha kısa sürede ve hukukî düzenlemelere, standartlara ve ölçülere daha fazla uyarak hazırlanması lâzım.  Bence Adalet Bakanlığı bu konuya özel olarak eğilmeli…

Osman Kavala yaklaşık 15 aydır içerde. Aylardır kendisine isnat edilen suçlarla ilgili iddianamenin hazırlanmasını ve yargılamanın başlamasını bekliyordu. Sonunda iddianame açılandı. İddianame Kavala ve başka bazı kimseler hakkında ağır cezalar talep etmekte. Ne yazık ki, benim görebildiğim kadarıyla, Kavala iddianamesi de yukarda işaret ettiğim kusurlarla malul.

Yeniyüzyıl, 23 Şubat 2019