.: Atilla Yayla

Kavala Davası Üzerinden Adalet Yaramız

Devlet Bakanı Abdülhamit Gül yargıda kapsamlı bir reform yapılması için bir yol haritası hazırlamaya çalışıyor. Bu amaçla değişik görüşlerden insanlardan ve farklı kurumlardan görüş alıyor, aldırıyor. Bu çabaları çok takdir ediyor ve önemsiyorum. Uzun vadede bir ülkenin en kıymetli varlığı iyi işleyen bir adâlet sistemidir. Hiç kimse gayri âdil muamelelere maruz kalmak ve adaletsiz bir ülkede yaşamak istemez. Bu yüzden, ülkenin tüm aktörleri ve çevreleri daha iyi yargıya ulaşmada mesafe kat edilmesi için elinden gelebilecek ne katkı varsa yapmaya çalışmalıdır.

Adalet Bakanlığı’nın bu çabasına ben de kendi görüşlerimi aktararak katkıda bulunmaya çalıştım. Adalet reformu konusunda bir diz yazı kaleme almayı da planlıyorum. Mesele hem önemli hem de boş ve boşlukta konuşmayı kaldırmayacak kadar teferruatlı.

Zaman zaman yargılama sistemimizdeki hatalara satır başlarıyla işaret ediyorum. Geçmişten bugüne gelen ve bugünden geleceğe taşınması kötü ihtimâli bulunan sorunlar gayet açık: Yersiz tutuklamalar, tutuklu yargılamalarda tutuklamanın tedbir olmaktan çıkartılıp cezalandırmaya dönüştürülmesi, iddianamelerin çok geç ve çok kötü hazırlanması, delillerden şahıslara gitmek yerine şahıslardan delillere gitmeye çalışılması, kanunda açıkça suç sayılmayan şeylerin zorlama yorumlarla suç kapsamına alınmaya çalışılması gibi can yakan sorunlar var.

Osman Kavala davası bu sorunların bir kaçının aynı anda tezahür ettiği bir davaya dönüştü. Son olarak, AYM, bana göre hatalı şekilde, Kavala’nın hak ihlâli başvurusunu oy çokluğuyla reddetti.

Kavala ile yolum hiç kesişmedi. Dünya görüşlerimiz de çok farklı. Kavala’nın fikir ve davranışlarında sorun olduğunu düşündüğüm şeyler gördüğümde istersem medeni ve münasip bir dille eleştirilerimi yaparım. Ama Kavala’nın yargılanmasındaki tipik hataları görmezden gelemem.

Kavala aylar boyunca iddianame hazırlanmasını bekledi. Tutukluluk hâkli bir tür cezalandırmaya dönüştü. Ceza almazsa –ki bu çok muhtemel-  haksız yere aylarca içerde yatırılarak mağdur edilmiş olacak. Kavala’nın tutuksuz yargılanması adâlete ne zarar verirdi, anlamak mümkün değil. Diğer taraftan, Kavala iddianamesinde bir ceza davası iddianamesinde olması beklenen somut suçlama ve suç isnadını somut delillere bağlama yok. Gezi isyanlarının finansörlerinden ve teşvikçilerinden olduğu söyleniyor. Gezi’de –adam dövme, özel mala ve kamu malına zarar verme gibi- bazı suçlar işlenmiş olabilir, ama bu suçlar somut olmalı ve suça kim karıştıysa onlar yargılanmalı. Bütün Gezi’yi bir suç ve Gezi katılımcılarını yargılanması gereken suçlular olarak ilân etmek hem doğru olmaz hem de pratikte bir şe yaramaz. Kavala, hangi suçları nasıl işlemiş olduğunu bilme hakkına sahip. Aksi takdirde savunma yapamaz. Biz de kamu olarak aynı şeyi bilme hakkına sahibiz. Ama iddianame bu açıdan tatmin edici açıklamalar yapmıyor.

Bir kere daha söyleyeyim. Toplumlarda fikrî ve entelektüel ihtilâflar ve çekişmeler olur. Farklı görüş ve tavır sahipleri tavırlarını oryaya koyar ve başkalarıyla tartışır. Toplum böyle ilerler. Açık bir gerçek ki Kavala AK Parti iktidarına muhalif. Ama muhalif olmak suçlu olmak anlamına gelmez. Ortada bir suç isnadı vara bu suç Ceza kanununda açıkça belirtilmiş ve kişinin o suçu işlediği kanıtlanmış olmalıdır. Savcı bile olsa insanların sübjektif kanaatleri ve izlenimleri -yorum ve değerlendirmeleri- kişileri suçlu ilân etmeye yetmez, yetmemelidir.

Zayıf temelli ve âdil yargılama usullerinden sapan davalar sadece yargılanan kişilere ve kesimlere değil tüm adâlet sistemine zarar veriyor. Mağduriyetler ve geleceğe ilişkin umutsuzluklar yaratıyor. Yargılamalar daha titiz olmalı ve âdil yargılama kurallarına uymalı. Her davada olduğu gibi, Kavala davasında da…

23 Mayıs 2019