.: Şenol Kaluç

Kapitalizmin İslami kökleri

Geçmişi değerlendirirken çoğu kez ekonomik faaliyetlerin önemini ıskalar ve geçmişi hamasi söylemlerle anlama-anlamlandırma çabası içine gireriz. Güçlü sezgilere sahip olanlarımız bile anlatılardaki gariplikleri sezse de çoğu kez genel havanın dışına çıkmaktan korkar. Entelektüel dünyamızda da pek çok önemli ismin gördüğü, bildiği pek çok gerçeği yarım ağızla, suya sabuna dokunmadan kıyıdan köşeden geçmesi bu yüzdendir.

Geçmişin parlak asırlarına baktığımızda ise devlet adamları ve zengin eşraf konaklarının birer kültür-sanat ve bilim muhiti olarak işlev gördüğü görülür. Bu muhitler bazen o denli renklidir ki farklı millet, din ve mezhepten insanları bir araya getirmiş, özgürce tartışmalarına ve eserler ortaya koymalarına zemin hazırlamıştır.

***

Peki, bu zenginlik nasıl oldu da kayboldu? Can alıcı bir soru.

Zaman zaman uzun ve derin mevzularda fikir alış-verişinde bulunmaktan mutluluk duyduğum değerli dostum Doç. Dr. Hasan Yücel Başdemir Hocamızla yaptığımız derin sohbetlerde ara ara İslam’ın ve Hz. Muhammed’in eşsiz başarısı ve bu başarının uzun asırlar boyunca devamının sebeplerini irdelemeye çalışırdık.

Ulaştığımız sonuç: Bugün öğretilenin aksine Cahiliye dönemi Mekke’si ve Arap Yarımadasında büyük ve eşsiz bir bilgi birikimi vardı ve bu birikim, kaynağını ticaret ve çölün eşsiz şartlarından alıyordu. Bölgenin, daha ziyade ticaretin gereklerinden doğmuş kendine özgü bir hukuk düzeni vardı ve bugün demokrasiden anladığımız pek çok altyapı o gün –istişare gibi- kendiliğinden oluşmuştu. Hz. Muhammed bu havayı solumuş, ciddi bir ticari geçmişe sahipti ve kervanlarda yöneticilik yapıyordu. Bu tecrübeler insan ilişkileri ve ekonominin nasıl işlediği ile ilgili Resulullah’ın zihninde çok net ve sağlam fikirler oluşturmuştu. Adalet, eşitlik, özgürlük, piyasa, zenginlik, refah ve uzlaşma gibi kavramların ruhunu çok iyi anladığı için de peygamberlik kendisine tevdi edildikten sonra burada elde ettiği pek çok bilgi ve beceriyi risaletine aktarmıştı.

Bildiğim kadarı ile konuyu bu açıdan ele alan eser sayısı çok az ve bu konudaki eksikliği 2011 yılından beri İslam ekonomisi üzerine makaleler yazan İngiltereli bir bankacı olan Benedikt Koehler’in, Liberte Yayınlarından İsmail Kurun çevirisi ile yayınlanan “İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu” adlı eseri kısmen doldurmuş durumda.

***

Koehler, büyük bir vukufla hem İslam öncesi Arapların sanıldığının aksine büyük bir ticaret potansiyeline ve kültürüne sahip olduklarını gösteriyor hem de Hz. Muhammed’in en azından üç kuşaktır ticarette başarılı elit bir ailenin temsilcisi olduğuna dikkat çekiyor. Ve şahsi bilgi birikimi, tecrübeleri ve kavrayışının ileride İslam dininin şekillenmesinde nasıl rol oynadığını izah ederken daha ileri giderek kapitalizmin doğuşunun sanıldığının aksine İtalyan şehirlerinde değil 6. ve 7. yüzyılların Arabistan şehirlerinde ortaya çıktığı tezini işliyor.

Koehler, kitabın ilerleyen bölümlerinde öylesine güçlü deliller ortaya koyuyor ki dünyanın küresel ölçekteki ilk büyük serbest pazarlarını ilk İslam imparatorluklarının kurduğunu açıkça görebiliyorsunuz.

Koehler, Müslümanların dünya ticaretine kazandırdığı pek çok yeniliği de izah etmekte ve yine bu benzerliğe direkt değinmese de Adam Smith’in 1776’da ortaya attığı “görünmez el” ilkesini, kendisinden yükselen fiyatları durdurması için müdahale etmesini isteyenlere Hz. Muhammed’in “düşük ve yüksek fiyatlar Allah’tandır ve biz onun hükmünün ötesine geçmeye izinli değiliz” diyerek yüzyıllar öncesinden açıkladığını gösteriyor. “İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu” içinde pek çok sürprizler barındırıyor ve İslam’ın yükselişi ve –amacı bu olmasa da- çöküşünü kavramak ve hangi zeminde gerçekleştiğini anlamak için bizlere çok önemli veriler sunuyor. Bu yönüyle de her satırı ile okumaktan hoşnut olacağınız bir eser.

Karar Gazetesi, 08.03.2017

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...