.: Yenal Berzeg

Kamu Alacakları Yapılandırılmalı mı?

Bilindiği gibi 2020 yılının son aylarında çıkan bir kanunla kamu alacaklarında yeniden yapılandırmaya gidilmesine ve 2021 Ocak ayının sonunda yapılandırma taksitlerinin ödenmeye başlanmasına karar verildi. Bundan önce en son 2018 yılında bir yapılandırma kanunu çıkmış, tüm yapılandırma kanunlarında olduğu gibi bunun son olduğu konusunda da bir uyarı yapılmıştı. Fakat 2019 yılının son çeyreğinden itibaren başlatılan e-haciz yağmurundan pek bir sonuç alınamadığı görülmüş olsa gerek, piyasadan gelen yoğun beklenti ve talepler de değerlendirilerek tekrar yapılandırma yoluna gidildi.

Kamu alacaklarının yapılandırılması önemli bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmış olsa da kamuoyunda yapılandırma kanununa muhalif görüşler de var. Yapılandırma karşıtlarının en çok dile getirdiği argümanlardan birisi, işletmelerin “nasıl olsa yapılandırma çıkar” beklentisiyle, lehlerine bir fon yaratmak adına vergi ve sigortalarını kastî olarak ödemeyerek durumu istismar ettikleri düşüncesi. Bu argümanın gerçeklere büyük ölçüde aykırı olduğunu düşünüyorum. Bir işletme sahibi, eğer aklıyla ilgili sorunu yoksa, bilerek vergi ve sigorta borcu biriktirmez. Vergi ve sigorta borcu olan işletme, SGK teşviklerinden, borçsuzluk indiriminden faydalanamaz. Borcuna faiz ve gecikme zammı işler. Hesabına e-haciz konulur. Bu sebeplerden dolayı bankalarla kredi ilişkisi kuramaz hâle gelir, ticarî itibarı bozulur. Yapılandırma kanunu çıktığında da hem cari vergi ve sigortayı hem de yapılandırma taksidini bir arada ödemek zorunda kalır. İşin neticesinde borcunu ödeyemezse, borç evladına miras kalır. Dolayısıyla vergi ve sigorta borcu olan işletmeler, bunu tercih ettikleri için değil, vergi ve sigortalarını ödeyemedikleri için borçludurlar. Şu iddiayı çok duymuşumdur: “benim bir tanıdığım var, nasıl olsa yapılandırma çıkacak diye vergi borcunu ödemiyormuş”. Bu tarz iddialar gülünç olmakla birlikte daha çok yiğitliğe toz kondurmama çabasıdır.

Yapılandırma karşıtı bir başka argüman da borçlarını günü gününe ödeyen işletmelere haksızlık yapılıyor olması düşüncesi. Bu argüman da çok doğru değil. Borçsuz işletmelerin faydalandıkları teşvikler, borçsuzluk indirimleri, gecikme cezasıyla karşı karşıya kalmamaları zaten borçlu şirketlere karşı onları avantajlı duruma getiriyor. Borçlarını zamanında ödemenin faydalarını zaten görüyorlar.

Bir başka argümana göre ise vergi ve sigortalarını ödeyemeyen şirketlerin zaten iflas etmesi gereken, sadece devlete değil, piyasaya ve çalışanlarına olan yükümlülüklerini de aksatan ‘zombi’ şirketler oldukları, dolayısıyla devletin bu şirketlerin yaşamasına izin vermemesi gerektiği yolundaki itirazlar. Muhakkak ki piyasada mal ya da hizmet tedarikçiliği yapılmaması ya da çok zorda kalmadıkça çalışılmaması gereken işletmeler var. Fakat devlete borçlu olan işletmelerin hepsinin kaçınılmaz olarak ödeme ahlâkı bozuk firma olarak değerlendirilmesi büyük yanlış olur. İşletmeler farklı sebeplerden dolayı vergi ve sigorta borcu sahibi olabiliyorlar. İşletmeler büyüyen bir çocuk gibidir. Aynen bir çocuğun büyümesi gibi önce oturmayı öğrenir, emekler, ayağa kalkar, düşer, tekrar kalkar, önce yürümeye sonra da koşmaya başlar. Tüm bu süreçlerde büyük maceralar yaşanır. Sonradan çok başarılı olmuş pek çok işletme ilk yıllarındaki yapılanma dönemi zorluklarını yaşadıktan sonra büyüyor. Bu şirketlerin vergi borcu var diye yaşamasını engellemek ekonomiye büyük zarar verir. Ayrıca bir şirketin ekonomiye katkısı ödediği vergilerin çok ötesindedir. Vergi ve sigorta borcu olan tüm şirketleri ‘zombi şirket’ kategorisine sokar ve bunların hepsini kapatırsak en büyük problemi bu şirketlerde çalışan kişiler yaşar.

İşin bir dramatik boyutundan da bahsetmek lâzım. Bir hevesle girişim yapan, işleri çeşitli sebeplerle istediği gibi gitmeyen müteşebbisler var. Belli bir süre sonra ya işlerini kapayarak ya da zararına devrederek işverenlik hayatından çıkıyorlar. Ellerinde avuçlarında ne varsa kaybediyorlar. Bu kişilerin çoğunun uykularını kaçıracak kadar vergi sigorta borcu birikmiş oluyor. Bu borcu bitirme ümidi olmadığı için hayatı boyunca bir banka hesabı olmadan, üzerine bir taşınmaz almadan yaşayan, öldüğü zaman evladına tek vasiyeti olarak reddi miras yapması gerektiğine dair bir öğüt bırakmayı düşünen kişiler tanıyorum. Rahmetli Gazanfer Özcan, tiyatrosunda birikmiş vergi ve sigorta borçları sebebiyle tiyatrosunu kapadıktan sonra televizyon dizilerinde oynayarak devlete olan borcunu ödemeye çalışıyordu. Bu çaba içinde yaşayıp giderken hayatını kaybetti. Basından öğrenebildiğimiz kadarıyla ailesi reddi miras yapmak zorunda kaldı. Bu tür durumlara düşmüş kişiler için de bir yapılandırma imkânı tanınmasını istemek bir vicdani gerekliliktir.

Kamu alacaklarının yapılandırılması, mevcut koşullar içinde pek çok açıdan doğru bir uygulamadır. Devlet birikmiş alacaklarını tahsil etme imkânı buluyor. Borçlu işletmeler de borçlarını ödeyip kurtulmak için bir umuda sahip oluyorlar. Banka hesaplarındaki e-hacizlerin kalkması, işletmeler ve ortaklarının bu açıdan sicillerinin düzelmesinin ve ticaret hayatlarının bir nebze de olsa normale girmesinin yolunu açıyor.

Yapılandırma gerekli olmakla birlikte, son çıkan kanunun zamanlaması ve detayları hakkında eleştirilmesi gereken çok şey var. Covid-19 pandemisi ekonomilerin üzerinden silindir gibi geçmeye devam ediyor. İşletmeler kira, maaş, kredi, vergi, sigorta vb. ödemelerini yapmakta zorlanıyorlar. Özellikle perakende ve hizmet sektörü hâlen çok düşük kapasiteyle çalışıyor. Belki de yeni yasakların eli kulağında. Pandemi bitse dahi, bu defa yara sarma dönemi başlayacak. Birikmiş kiralar, ertelenmiş kredi taksitleri ödenecek. Vergi ve sigorta borcu olan işletmelerin tüm bu sorunları dururken ve pek çok konuda desteğe ihtiyaçları varken yapılandırma taksitlerinin Ocak ayında başlatılması çok yanlıştı. İlk taksit ödemesi Şubat ayına ertelendi. Fakat Şubat ayında hâlen kapalı olan pek çok işletme ödemesini yapamadı ve yapılandırmaları daha ilk aydan bozuldu. Ocak ayında ertelenen taksit ise ödeme planının sonuna değil, Mart ayına ertelendi. Yani Mart ayı sonunda iki taksit birden ödenmesi bekleniyor. Pandeminin olumsuz etkilerini bir süre daha yaşayacağı kesin olan işletmelerin bu taksitleri ödeyebilmelerini beklemek aşırı iyimser bir beklenti. Pandemi koşullarında, şimdiye kadarki kanunlardan çok daha uzun vadeli, 2021 yılının ödemesiz geçtiği bir plan tasarlanmalıydı. Büyük ihtimalle böyle düşünülmediği için yapılandırma başarısızlığa uğrayacak. Bu durumda en geç bir sene içinde yeni bir yapılandırma kanunu çıkarılması sürpriz olmayacaktır.

Üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken önemli bir husus daha var. Neden bunca işletme vergi yükü altında eziliyor? Neden neredeyse iki senede bir çıkan yapılandırma kanunlarına yüz binlerce işletme başvurmak zorunda kalıyor? Burada bir yanlış var diye durup düşünmek gerekiyor.

Türkiye’de tasarruf az. Dolayısıyla sermaye yok, kredi olanaklarına ulaşmak zor. Ticarete atılan müteşebbisler bunu büyük ölçüde kısa vadeli borç ile gerçekleştiriyor. İlk senelerde bir taraftan sektörde bir pazar payı elde edilmeye, diğer taraftan yatırım maliyetinden kaynaklanan borçlar ödenmeye çalışılırken vergi ve sigorta borcu oluşmaya başlıyor. Yüksek gecikme zamları ve faizleriyle bu borç kısa zamanda büyüyor. Özellikle yeni kurulmuş şirketlere ilk yıllarında bazı vergi avantajları tanınması bu bakımdan faydalı olurdu. Tabi vergi ve sigorta borcu sadece yeni işletmelerde gözükmüyor. Zaman zaman çok köklü işletmeler de çeşitli sebeplerden dolayı borçlanabiliyorlar. Son yıllarda pek çok siyasî ve uluslararası kriz yaşayan ülkemizde bu krizlerin ekonomiye etkisini unutmamak lazım. Komşu ülkelerdeki savaş, darbe girişimi, paramızın büyük değer kaybetmesi ve son olarak pandemi gibi faktörler de bazı sektörlerdeki işletmeleri şüphesiz olumsuz etkiledi. Borçların bir kısmı bu gibi krizlerin yansımasından dolayı oluştu.

Kamu alacaklarının yapılandırılması ile ilgili bir yazıda ülkemizdeki vergi yükünün yüksekliğinden bahsetmemek eksiklik olur. Başta istihdam maliyeti olmak üzere tüm vergilerin düşürülmesinin ekonomiye büyük faydası olacaktır. Vergiler düşürülürse işletmeler daha sağlıklı, daha borçsuz bir şekilde faaliyetlerine devam edecek, yeni yatırım ve istihdam yapabileceklerdir. Ülkemizin refaha kavuşmasının yolu, özel sektör tarafından yeni işyerlerinin açılması, yatırımlar yapılıp mal ve hizmet üretiminin artırılmasıdır. Ekonomiden vergi olarak alınan her kuruş, kaynakların verimli bir alandan verimsiz bir alana aktarılması anlamına gelmektedir. Yüksek vergiler, girişim iştahını azaltmakta, işletmelerin borç içinde olması iş kurmak isteyen girişimci adaylarının önünde kötü örnek oluşturmaktadır. İşletmelerin önemli bir kısmının vergi borcunun olması bir ekonomi için olabilecek en kötü şeylerden birisidir.