.: Cennet Uslu

Kadınların yaşam hakkı

AİHM Selma Civelek/Türkiye davasında, Türkiye’yi Sözleşmenin 2. Maddesinde düzenlen yaşam hakkı maddesinden tazminata mahkum etti. Selma Civelek kendisine şiddet uygulayan kocasını şikayet etmiş ve koruma kararı aldırmış. Kocası kararı ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklanmış ancak şartlı salıverilmiş. Serbest kaldığı bu dönemde Selma Civelek’i 22 bıçak darbesiyle sokakta öldürmüş.

Mahkemenin kararı gayet adil ve yerinde bir karardır. Selma Civelek devlet koruması altındayken, üstelik koruma kararını ihlalden tutuklanmış kocasının salıverilmesi üzerine  hayatından olmuş. Selma Civelek kocasının şiddeti ve tehdidine karşı hukukî olarak yapabileceği her şeyi yapmış, yani kendi hayatı için mücadele etmiş. Ne yazık ki, yerel mahkeme kadının can güvenliği açısından yüksek risk taşıdığı açık olan bir kişiyi serbest bırakmış.

Kadınlara yönelik cinayet, tecavüz ve taciz davalarında yaygın olarak anlamsız ve haksız bir şekilde hafifletici sebeplere başvuruluyor veya sanıklara iyi niyet gösteriliyor. Hatırlarsanız evlilik teklifini reddettiği adam tarafından öldürülen Hatice Kaçmaz davasında da katilin “aşırı sevgisi” gerekçe gösterilerek daha hafif bir ceza verilmişti.

Bir devletin birinci temel görevi yurttaşlarının yaşam hakkını korumaktır. Şiddete maruz kalan ve ciddi tehdit altında olan kadınların korunması için her türlü tedbir alınmalı, yeni ve işe yarar mekanizmalar ve yöntemler üzerinde çalışılmalıdır. Suçlulara karşı esnek ve anlayışlı olmaktan vazgeçilmelidir. Yaşam hakkı çatıştığı her hakka üstün gelir, karşısına çıkan her türlü hukuki avantaj ve imkanın kullanılmasını geri bıraktırır. Zira telafisi yoktur ve diğer her türlü hakkın önkoşuludur.

Türkiye’de son dönemde kadın ve çocuklara yönelik şiddet ve cinayetler konusunda yasama düzeyinde oldukça olumlu düzenlemeler ve değişiklikler yapıldı. Örneğin, namus saikiyle işlenen cinayetlerindeki indirim kaldırıldı. Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair yasa 1998’de çıkarıldı. Uygulamada karşılaşılan sorunların geri dönüşleri dikkate alınarak yasa revize edildi ve koruma oldukça kapsamlı hale getirildi. Hala eksiklikler var, ancak yasal düzenleme konusunda Türkiye fena sayılmaz.

Kadınların yaşam ve vücut bütünlüğü haklarının korunabilmesi için çıkarılan yasaların ve idari düzenlemelerin başta mahkemeler ve emniyet boyutunda etkin ve amacına uygun şekilde hayat bulabilmesi gerekir. Uygulamadaki sorunlar kurumsal ve bürokratik duvarlar veya kültürel, cinsiyetçi önyargılar vb. sebeplerle olabilir. Buradaki aksaklıklarla mücadele etmek daha zordur ancak bizi kalıcı çözümlere ulaştırır.

Türkiye’de kadın cinayetlerinde son dönemlerde ciddi bir artış olduğu konusunda bir görüş var. Ancak bu görüşün iki eksikliği var. İlk olarak, bir artıştan söz ediliyor ancak bunun real bir artış mı, yoksa istatiksel verilerin tutulması veya toplumsal farkındalığın artması sebebiyle yaşanan bir görünürlük artışı mı olduğu konusunda net ve tatmin edici bir açıklama yok. İkinci olarak, eğer bir artış varsa bu artışın sebepleri üzerine yapılmış yeterli ve doyurucu sosyal çalışmalar yok.

Benim kanaatim gerçek bir artış olduğu, bu artışın da aslında kadınların durumunun değişmesiyle ilgili olduğu yönünde.

Artık daha çok kadın, ekonomik ve sosyal olarak güçlendiği için, sürekli şiddet, aşağılama veya tehdit içeren ilişki ve evliliklerin içinde kalmayı reddediyor. Kendi hayatları ile ilgili daha cesur kararlar alabiliyor. Ancak erkekler bunu kendilerine bir meydan okuma olarak görüp şiddet ile karşılık veriyorlar.

Bu erkeklerin kadınların kendileriyle eşit olduğu fikrini “sindirecekleri” bir zihni dönüşüm geçirmekleri gerek.

Yeni Yüzyıl, 07.03.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/kadinlarin-yasam-hakki-1568