.: Yavuz Selvi

Kabil Havaalanı, Bölgesel İstikrar ve Türkiye’nin Rolü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO toplantısında Biden ile görüşmesinden sonra “eğer Afganistan’dan çıkmamız istenmiyorsa, özellikle belirli bir desteğin verilmesi isteniyorsa, diplomatik mali konularda ABD’nin vereceği destek önem arz ediyor” açıklaması ile Türkiye’nin Afganistan’da yeni bir görev üstlenebileceğinin sinyalini vermişti. Bu görev, Kabil Uluslararası Havaalanı’nın güvenliğiydi.
Şimdi kamuoyu, Türk askerinin ABD’nin terk edeceği Afganistan’da bu görev üstlenmesini isteyenler ve istemeyenler olarak ikiye ayrılmış görünüyor.
Peki Türkiye böyle bir riske girmeli mi? Türkiye Afganistan’da neyi hedefliyor?
Öncelikle, Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığının NATO şemsiyesi altında olduğunu belirtmek gerek. Afganistan, Türkiye’nin daha önce hiç bilmediği bir coğrafya değil. Bu görevi diğerlerinden ayrı kılan Türkiye’nin bu görevi NATO şemsiyesinden görece bağımsız biçimde yürütmesi olacak. Afganistan’ın istikrarsızlığı ve Taliban’ın Türkiye karşıtı açıklamaları elbette sorun. Durum böyleyken Türkiye, Rusya ve ABD’nin tutunamadığı Afganistan’da nasıl başarılı olacak?
Türk-Afgan ilişkileri köklü bir geçmişe sahip. Türkiye’nin Afganistan halkı ile tarihten gelen ortaklık ve dostluğu var ve bu dayanışma Kurtuluş Savaşı’na kadar uzamıyor. Ayrıca iki toplumun dini de İslam ve mezhepleri de Sünni. İnanç birliği önemli bir ortak payda ve ayrıca Afganistan içerisinde Türk nüfusu da çok yüksek düzeyde. Tüm bunlara baktığımız zaman Türkiye’nin bölgede diğer ülkelerle aynı kefede tutulamayacağı aşikâr.
Ama Türkiye’nin Afganistan’da var olma gerekçesi bunlardan ibaret değil.
Diğer gerekçeler arasında en önemli olanlardan biri, Afganistan’dan Türkiye’ye olabilecek göç akınıdır. ABD sadece bir bölgeye girdiği zaman değil, çıktığı zaman da istikrarsızlık ve kaos oluşmasına sebep oluyor. Nitekim ABD Afganistan’dan ayrılacağını açıkladığında da bölgede ardı ardına bombalar patladı. ABD’nin var olmadığı bir Afganistan’da Taliban etkinliğini arttıracağı için, bunun yeni bir göç hareketini de tetiklemesi kaçınılmaz olur. Oysa Türkiye, bölgede Kabil Havaalanı’nın güvenliğini sağlamasının yanında, meşru hükümete vereceği destekle istikrarı tekrar sağlayabilir ve olası bir göç hareketi ve bunun oluşturabileceği insanî krizi engelleyebilir.
ABD’nin eski gücünde olmadığı yönünde gözlemler var. Birçok yerden asker çekmek istemesi de buna bağlanıyor. Buna katılmayanlar açısından ise farklı bir stratejiden söz edilebilir. Her halükârda ABD’nin boşalttığı bir zeminden söz ediyoruz ve bu boşluğu mutlaka birileri dolduracak.
Boşluğu dolduracak ülkelerden biri de Türkiye olabilir. Türkiye, 2016’nın ikinci yarısından bu yana yaptığı dış operasyonların tamamında başarı sağladı. Bu operasyonlar ve diplomatik kazanımlar bize “Türkiye ekseni” kavramını kazandırdı. Ayrıca Türkiye’nin dünyanın muhtelif yerlerinde yaptığı askerî operasyonlara baktığımızda, bu bölgelerden hiçbirinde, herhangi bir insanî kriz yaşatmadığını somut biçimde görmek mümkün. Girdiği hiçbir bölgede, onunla şiddetlenen bir sorundan söz edilmiyor ve günün sonunda, ABD’nin aksine, barış ve huzur ortamına katkı sağlanıyor. Bunun yakın gelecekteki en somut örneği ise Libya’da yaşandı ve Libya siyasî diyalog sürecine Türkiye’nin meşru hükümete darbeci Hafter karşısında destek vermesiyle geçildi.
Türkiye’nin doldurmadığı boşlukları Çin, Rusya ve Fransa gibi ülkeler dolduruyor ve onların damgasını taşıyan coğrafyalar da insanî dramlara sahne oluyor. Günümüzde Çin’in Afrika’daki varlık sebebi de esas olarak ekonomik gerekçelere dayanıyor ve bu bakımdan geçmişte Fransa’nın o bölgede var olma sebebinden farklı değil.
Bugün PKK’yı büyük oranda eylem yapamaz hale getiren Türkiye, dış politikasına şekil vermek için, şartların elverdiği ölçüde daha pro-aktif hareket ediyor. Sonuçta bu ülkelerde bulunmadan, gerek olduğunda buralara askerinizi götürmeden, bölgesel gelişmelere de şekil veremezsiniz.
Bu dış politika perspektifi ve onun ürünü olan hamleler, insanî krizleri önlediği gibi, bizi etkileyen sorunu kaynak ülkede çözmeye de zemin oluşturuyor. Bu da Kabil Havaalanı’nın güvenliğini üstlenmekten çekinmememiz için yeterli.