.: Konuklar

yorum@hurfikirler.com

Juan Carlos Hidalgo – Chavez’in Korkunç Mirası*

Juan Carlos Hidalgo

Çeviren: Buğra Kalkan

 

Hugo Chavez’den miras kalan iktisadi milliyetçiliğin ve otoriter yönetimin Venezuela’nın ve onun komşularının başına bela olacağı yıllar geldi.

Askeri diktatörlükler tarafından hasta edilmiş bir bölgede, bir zamanlar birkaç demokrasiden –her ne kadar mükemmel değildiyse de-  biri olan Venezuela, şimdi Latin Amerika’da, kurumsal nitelik ve siyasi-sivil özgürlükler sıralamasının sonunda yer alıyor.

İronik bir şekilde Chavez, seçimleri, referandumu ve hukuki teknikleri kuvvet ayrılığı ve medyanın bağımsızlığı gibi demokrasinin hayati kurumlarını yok etmek için kullandı. Bu model daha sonra Ekvador, Bolivya ve Nikaragua tarafından da benimsendi.

Chavez, buna “21. Yüzyıl’da Sosyalizm” adını verdi ama bu sistemin asıl özellikleri olan mesihçi liderlik, kilit endüstrilerin devlet tarafından kontrol edilmesi ve siyasi baskı, geçmişte Güney Amerika ülkelerini lekeleyen faşizme benzemektedir.

Venezuela’nın sosyal yapısının kendini onarması yıllar sürebilir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre, Venezuela Latin Amerika’nın en yozlaşmış ülkesidir. Venezuela, aynı zamanda, her 100.000 vatandaş başına düşen 73 cinayet oranıyla, Latin Amerika’nın en vahşi ülkesidir.

Chavez’in ölümünün ardından,  durumun daha da kötüleştiğini görmek kolaydır. Hükümet 25.000 sivili, “devrimi korumak” adına silahlandırarak ve eğiterek bir milis kuvvet kurmuştur. Chavez’in muhtemel haleflerinden hiçbirisi, bu ölümüne Chavezcilerin sadakatlerini (hatta sempatilerini) yönlendirebilecek gibi görünmemektedir.    

Rus piyade tüfekleri ile silahlandırılmış huzursuz radikal unsurlar önümüzdeki aylarda daha fazla şiddet içeren suç işleyebilirler. En azından, Venezuela toplumunu Hugo Chavez’in takkipçileri ve karşıtları olarak ikiye bölen derin nefret ve güvensizlik, Chavez’in etkisinin uzun süre yaşamasına neden olacaktır.

Venezuela ekonomisi en büyük kayıplardan biridir. Fraser Enstitüsü’nün Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi, incelenen 144 ülke arasında Venezuela’yı en az özgür ülke olarak rapor etmiştir. Enflasyon oranı ise dünyadaki en yüksek enflasyona sahip ülkeler arasındadır.

Somut gerçekler daha da korkunçtur: Ülke, kronik elektrik ve temel gıda kıtlığının pençesindedir. Ülkenin yolları, köprüleri ve diğer altyapıları, Venezuela’nın endüstriyel ve tarımsal kapasitesinin sürekli olarak kamulaştırılması ve millileştirilmesi sonucunda katledilmesiyle, kelimenin gerçek anlamında dökülmektedir.

Venezuela’nın ithalat gelirinin yüzde 95’i petrole dayanırken, ülke şimdi, gıdasının yüzde 70’ini ithal ediyor. Geçen Ekim ayında gerçekleşen seçimlere önderlik eden çılgın bir devlet harcaması, paranın % 32 devalüasyona uğramasına neden olurken, GSMH’nin % 8.5’i kadar sarsıcı bir mali açık bıraktı geriye.

Daha da kötü haberler var: Kara borsada, Bolivar, dolar karşısında üçüncü bir resmi kur üzerinden ticaret yapıyor, bu yüzden daha geniş bir devalüasyon ile karşılaşılabilir.  

Petrol olmasaydı Chavez popülist gündemini uygulayamaz hale gelirdi ki yaklaşık olarak bu gelir Chavez’in yönetimi boyunca 980 milyar doları bulmuştur. Bu gelirin yaklaşık üçte biri sosyal programlara gitmiştir – yani Chavez’in yoksullar arasındaki popülaritesine. Ama gerisi şüpheli yatırımlar ile ya da “boligarklar” (boliagarchs) denen yeni ayrıcalıklı sınıfın banka hesaplarına akıtılarak israf edilmiştir. Boligarklar Chavez’in sözde Bolivarcı devrimi sırasında muazzam derecede zengin olan bir gruptur.

Onlarca milyar dolar Chavez’in bölgesel hırslarını beslemek için harcanmıştır. (Chavez’in bu hırsı, Latin Amerika’daki, radikal sol kanat siyasi partileri, hükümetleri ve hatta silahlı direnişçileri finanse etmektir.)

Venezuela’ya bağımlı devletler şüphesiz Chavez’in yokluğunu hissedeceklerdir. Venezuela’dan aldığı devasa petrol yardımı ve diğer sadakalar olmadan Küba’nın çok hassas olan ekonomisi muhtemelen yıkılacaktır. Bu Castro diktatörlüğünü tehlikeye düşüreceğinden Havana, Chavez’in yerini kimin dolduracağı ve devamlılığın nasıl sağlanacağı kararının alınmasında etkin bir rol oynamaktadır.

Diğer bölgesel müttefikler olan Arjantin, Nikaragua, Ekvador ve Bolivya’nın aldıkları iktisadi yardımlar muhtemelen  düşecektir, ama bu kesinti, bu ülkelerin liderlerini iktidardan düşürecek bir tehdit oluşturmaya yetmeyecektir. 

Latin Amerika’daki solcu popülist tehdit, Chavez’in cüzdanı ve karizmasının yokluğu ve arkasında bıraktığı görünür pislik tarafından büyük ölçüde sınırlanmıştır. Sonuçta, Venezuela ile ittifak kurmuş olan milletler –Kuzey ve Güney Amerika Bolivarcı Birlik- ve ek olarak Arjantin, Bölgenin GSMH’sının sadece % 20’sini temsil etmektedir. Şili, Peru ve Meksika gibi demokratik kapitalizmi seçmiş ülkeler çok daha iyi durumdadırlar ve çok daha çekici bir modeli temsil etmektedirler. 

Son bir analiz olarak şu söylenebilir: Tarih, Hugo Chavez’i Venezuela’nın gelişimini ve kurumlarını onlarca yıl geriye götürmüş otoriter bir Caudillo (İspanya diktatörü Franco’nun lakabı) olarak hatırlayacaktır. Venezuela ve Latin Amerika, kendilerine ne kadar erken yeni bir sayfa açarsa o kadar iyi olacaktır.

* “Chávez’s Grim Legacy”, New York Post, 6 Mart 2013’den aktaran: www.cato.org