.: Harun Kaban

İşgal Tehditi ve İşin Ciddiyeti

Nereden duyduğumu ve menşeini hatırlamadığım fakat hiç unutmadığım bir söz var: Bazı devletler kendi ordusunun işgali altındadır. Türkiye yıllarca kendi ordusunun işgali altında yaşadı ve özellikle son on yılda temel mücadelemiz, “askerî vesayetin geriletilmesi” vesair tartışmalarıya, bu işgalin geriletilmesiydi. Başarı sağladığımızı, yol aldığımızı düşünüyorduk fakat tüm bunların tek seferde elden gidebilecek birkaç küçük yanılsama olduğunun pek farkında değildik.

“İşgal” kelimesini abartı mı diye düşünmeden önce Cuma gününden beri olanları sadece çıplak gerçek olarak bir görmeyi deneyin. Cuma günü, kendi jetlerimiz devlet kurumlarını, Cumhurbaşkanlığı Sarayımızı ve milleti temsil eden üç partinin milletvekillerinin içinde bulunduğu parlamentomuzu bombaladı, helikopterlerimiz sivil insanları havadan taradı, tanklar arabaların üstünden geçti, insanlara ateş etti, subaylar halka ateş emri verdi ve erler sivil halka ateş etti, yüzlerce insanı öldürdü. Hakkaniyetli olmak gerekirse, bu alçak saldırıya işgal demek, daha önce memleketi işgal edenlere haksızlık olur biraz, nitekim başbakanın konuşmasında kısmen vurguladığı gibi, Yunan Polatlı’ya kadar geldiğinde parlamentoyu bombalamadı, İngiliz İstanbul’u işgal ettiğinde parlamentoyu bombalamadı.

Hafifsediğimiz bir diğer şey ise, bu kalkışmanın bir “darbeye teşebbüs” olması meselesi. Cuma günü aslında darbe oldu, bir teşebbüs halinde filan kalmadı. Yine yaşananları çıplak gerçekler olarak sıralayacak olursak, durum şu: Tanklar ve askeri araçlar sokağa çıktı, savaş uçakları ve helikopterler havalandı, sivil hayat durduruldu, hava sahası kapatıldı, havaalanları basıldı, devlet televizyonundan darbe bildirisi okundu, CNN Türk basılıp yayını durduruldu, uluslararası medya darbenin gerçekleştiğini, Devlet Başkanı Erdoğan’ın yurt dışına kaçtığı ve Almanya’dan sığınma talebinde bulunduğunu yazdı ve en önemlisi “isyancılar direnişe devam ederse acınmayacak” cümlesinin hükmü yerine getirildi. Bu kalkışmayı başarısızlığa uğratan halkın direnmesi oldu ve cümleyi kuracaksak “bu bir darbe teşebbüsüydü” değil “Cuma günü darbe oldu ama halk o darbe bildirisini aldı, darbecilere yedirdi.” şeklinde olmalı.

Uluslararası kamuoyu hiç de ilkesel olarak darbe karşıtlığı filan yapmadı, öncelikle darbenin başarılı olduğunu duyuran uluslararası medya ile birlikte darbe sonrası için NATO ve tüm uluslararası anlaşmalara bağlı kalacağını açıklayan cuntanın itidalli olması gerektiğine dair klasik iki yüzlü alçak tepkisini verdi, darbenin başarısız olma ihtimaline karşı sonuç alınıncaya kadar bekledi ve sonrasında darbe başarısız olunca yine darbecileri değil, Türkiye halkını ve meşru yönetimini tehdit etti aklısıra. Dolayısıyla bu işgal girişimi sadece içimizdeki bir grup hainin kalkışması değil ve darbenin başarısızlığına üzülen iki yüzlü batı devletlerine beğendirecek bir şeyimiz yok, ya bu işgalde kendi çabamız ve direyetimizle kurtulacağız ya da bizi teslim alacaklar.

İşgal tehditi devam ediyor. Tehdit devam ederken aciliyet meselenin ciddiyetidir, o nedenle “bu bir tiyatro” alçaklığına, “Tayyip’e yaradı yine” ahlâksızlığına, “emir kulu askerler ne olacak” naifliğine dair konuşmak ikincil, ilk etapta işgal tehtidinin devam ettiğini ve olayın ciddiyetini anlamamız gerekiyor.

Ayrıca bakınız...

Unsal Cetin 16 Ocak

Enflasyonu Yenmek Zorundayız

2017 üçüncü çeyrek Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyüme oranımız % 11,1 olarak hesaplandı. Sonrasında, politik ...