.: Atilla Yayla

İş Bankası’daki Atatürk Hisseleri Meselesi

Türkiye İş Bankası’ndaki CHP’nin elinde bulunan Atatürk hisseleri yine siyasî tartışma gündeminde. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda MHP’nin desteğiyle bir kanun çıkartılacağını ifade etti. Söylenen yapılırsa hisseler kanun marifetiyle CHP’den alınacak ve Hazine’ye devredilecek.

Hemen her konu gibi bu konunun da birçok boyutu var. Değişik tezler yarışıyor. Hiç bir tez diğerlerini tamamen geçersiz durma getirebilecek kadar güçlü değil. Yani hiç bir görüş “ben mutlak anlamda ve yüzde yüz” doğruyum diyemez. Bu yüzden, konuyla ilgili tartışmalarda insaflı ve dikkatli olmak, siyasette ise yıkıcı değil yapıcı davranmak lâzım.

Bu tezlerin bazılarının güçlü ve zayıf yanlarını göstermeye çalışalım.

Atatürk kamusal kişiliğe sahip bir özel şahıstı. Bahis konusu hisseler onun şahsına aitti, özel mülküydü. Şahıslar özel mülklerini istedikleri kişiye miras bırakabilir veya istediği kuruma bağışlayabilir. Bu yüzden, kanunla bu hisseleri CHP’den almak özel mülkiyete haksız biçimde müdahale etmek, hatta özel mülk gaspı yapmak anlamına gelir. Şartların değişmesi mülkiyet hakkını ve sonuçlarını ortadan kaldırmaz, buna teşebbüs etmeyi meşrulaştırmaz. Bunu yapmak haklı ve doğruysa, o zaman, meselâ, Osmanlı zamanındaki vakfiyeler de değiştirilebilir.

Bu görüşe şu cevaplar verilebilir. Atatürk’ün kamusal kişiliğinin özel kişiliğinden daha önemli ve değerli olduğu açık. O bir partinin veya kesimin değil tüm ülkenin ve bütün vatandaşların bir değeri. Onu tek bir partiye aitmiş gibi sunmak yanlış ve haksız. Atatürk bu hisseleri CHP’ye bağışladığında aslında devlete bağışlamıştı, çünkü o zaman CHP devlet idi. Ama zamanla Türkiye demokrasiye geçti. Atatürk kapsamlı bir çağdaşlaşma projesinin sahibi idiyse demokrasiye geçişi de onaylamış olması gerekirdi. Bu yüzden hisselerin CHP’de kalması yanlış. Topluma aktarılmalı. Bu hisselerin Atatürk’ün özel mülkü olduğu iddiası da su götürür. Zira Banka’nın kuruluşunda Atatürk’ün şahsına ait olmayan, diğer ülkelerden (Hindistan’dan) Müslümanların Milli Mücadele’ye destek için gönderdiği kaynakları kullanıldı. Bu anlamda Atatürk bir mülk sahibi olmaktan ziyade bir emanetçiydi. Zamanı gelince –ki gelmiş hatta çoktan geçmiş görünüyor-  hisselerin asıl sahibine, yani millete devredilmesi gerekirdi.

CHP kurmayları bu hisse sahipliğinin sembolik olduğunu, Parti’nin Banka’nın işleyişine karışmadığını söylüyor. Nitekim İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali de yatığı bir açıklamada kurumunun faaliyetlerini siyasî değil ekonomik mülahazalarla, sektörün kurallarına ve gereklerine göre sürdürdüğünü belirtti. Banka’nın yönetim kurulunda CHP’nin atadığı dört üye bulunuyor. Bu kimseler çoğu zaman sektör hakkında bilgi sahibi ve finans uzmanı değil. Elbette YK üyesi olarak bir gelir elde ediyorlar. Ama bu onların şahsî geliri. Bankanın kârından Atatürk hisselerine düşen pay TDK ve TTK’ya gidiyor. Dolayısıyla CHP Banka’dan doğrudan bir gelir elde etmiyor. Yani hisse sahipliği büyük ölçüde sembolik. Buna karşı da şu söyleniyor: Partiler bankacılık yapamaz. CHP bankacılık işlerine YK’ye atadığı üyeler aracılığıyla bir şekilde bulaşmış oluyor. Bu, kanuna aykırı. Hiç kimse, hiç bir kurum kanunların dışında ve üstünde olamaz.

Aslında her bakış kendine göre bir ölçüde haklı. Ama bazı rahatsız edici şeyler olduğu da açık. Meselâ, madem bir geliri yok CHP bu hisseleri elinde tutmakta niye ısrar ediyor? “Atatürk’ün emaneti sadece bana aittir” demek toplumun hayli geniş kesimlerini bir anlamda Atatürk’ten uzak tutmak anlamına gelmez mi?

En doğrusu yıllarca evvel CHP’nin kendiliğinden harekete geçip bu hisseleri Hazine’ye devretmesiydi. CHP maalesef bu basireti gösteremedi. Diğer taraftan, hisselerin Hazine’ye devrinin CHP’nin rızası hilafına yapılması gerek CHP tabanı gerekse dış dünya tarafından hem mülkiyet hakkına hem de muhalefete haksız ve demokrasiye aykırı bir saldırı gibi algılanmaya veya zaten mevcut benzer algılara katkıda bulunmaya çok elverişli. Bu yüzden, meselenin siyasî atışmalarla ve medya üzerinden birbirine laf yetiştirmek suretiyle tartışılması ve kanunla –yani zor kullanarak- bir hâle yola konmak istenmesi yerine tarafların oturup konuşması daha iyi olmaz mı?

Bir diğer sıkıntı İş Bankası’nın bu tartışmalardan zarar görmesi ihtimâli. Neticede İş Bankası sektörün öncü kuruluşlarından ve tüm halkın, hepimizin, Türkiye’nin varlığı. Banka’nın kuvvetlenmesi Türkiye’ye daha fazla katkı yapmasına imkân sağlar. Büyük bir banka olduğu için onu başarısı sektörün daha iyi duruma gelmesine katkıda bulunur. Banka’nın darbe alması finans sektörüne ve onun üzerinden reel ekonomiye zarar verir. Tartışmalarda bu hususun da göz önünde bulundurulması gerekmez mi?

Bence bu konuda yapılması gereken şey tarafların oturup konuşarak bir çözüm yolu bulmaya çalışması. Bu çerçevede CHP –dolayısıyla CHP’li kitleler- asla ve kesinlikle dışlanmamalı. Şahsen CHP’nin dışlanacağı ve tüm toplumun veya toplumun büyük bir çoğunluğunun üzerinde mutabakata var(a)madığı bir formülü hayata aktarmak yerine hiçbir şey yapılmamasını, her şeyin olduğu gibi bırakılmasını tercih ederim.

Siyaset sadece ve her zaman atışmak ve kavga etmek değildir. Siyaset aynı zamanda -iktidarıyla muhalefetiyle- anlaşarak sorun çözme yoludur. Hiç olmaza bu meselede bunun vuku bulduğunu görmek hepimize çok iyi gelecektir…

———————————–

Yazım üzerine çok değerli bir eski öğrencimden bir not aldım. Konuyu daha sağlıklı değerlendirmeye katkı yapacağı için bu notu aşağıya ekliyorum.

***

Sayın Hocam, merhaba. Bugünkü yazınızı okudum. Ben zamanında banka denetimlerinde çalışırken fark ettiğim bir hususu eklemek isterim konuyla ilgili. Bankalar, malum, zaman zaman sermaye artırımına giderler. Bunu sermaye piyasasına açılarak veya hissedarlarından sermaye talebiyle yaparlar. Sermaye artımına katılmayan ortağın hisse oranı düşer. İş Bankası’ndaki Atatürk hisselerinin oranı düşmesin diye her sermaye artırımında zorunlu olmamasına rağmen Hazine gerekli parayı ödemiştir. Bu yapılmasaydı Atatürk’ten miras kalan pay zaten yönetim kuruluna üye atayabilecek oranın altında kalacaktı. Dağıtılan kâr da TTK ve TDK’ya gideceğinden CHP dışarıda  kalacaktı. Milletin parasıyla uzun yıllardır iş bankası sermaye artırımı yapıldığı pek konuşulmuyor, sanırım bilinmiyor.

 

YeniYüzyıl, 16 Ekim 2018