.: Atilla Yayla

İnsanlık ve ahlâkî ilerleme

Dünyanın kötüye gittiğini iddia eden, her meşrepten epeyce insan var. Tersinin doğru olduğunu söylediğimde bin dereden su getirerek itiraz edenlerle karşılaşıyorum. Bu kimseler, tahmin ediyorum ki şimdi söyleyeceğime daha şiddetli itiraz edecektir. Ben yine de dile getireyim: İnsanlık tarihinin en ahlâklı döneminde yaşıyoruz.

Hemen ekleyeyim, bu iddialı tez Skeptic (Şüpheci) dergisinin kurucusu ve Chapman University’de profesör olan Michael Shermer’e ait. Onun kadar rasyonalist ve pozitivist olmamakla beraber, Shermer’in görüşlerinin çoğunu paylaşıyorum. Bu yazıda bu görüşleri serbestiyet.com okuyucuları için özetlemek istiyorum.

Shermer görüşlerini “Science, Reason, and Moral Progress” (Bilim, Akıl ve Ahlâkî İlerleme) başlıklı küçük fakat ufuk açıcı bir yazısında kısaca açıklıyor. Yukarda söylenenden daha da ileri giderek, hem ahlâken çok ilerlediğimizi, hem de son birkaç asırda ahlâkî ilerleyişimizin çoğunun seküler güçlerin eseri olduğunu söylüyor. Akıl ve Aydınlanma Çağı’ndan doğmuş olan bu seküler güçlerin en önemlileri bilim ve akıl. Bu terimler geniş anlamda bir argümanlar dizisiyle akıl yürütmek ve sonra sonuçları ampirik doğrulamayla ispatlamak anlamına geliyor.

Shermer’e göre, moral evrende akış yalnızca adalete doğru değil, aynı zamanda hakikate ve özgürlüğe doğru. Pozitif sonuçlar, genel olarak daha seküler siyasal yönetişim ve siyaset, hukuk ve yargı, ahlâkî akıl yürütme ve etik analiz biçimlerine yönelen toplumların ürünü oldu. Zaman içinde inançlarımızın, ahlâkî değerlerimizin ve hayat tarzımızın bizim olduğu, geleneksel olduğu, yahut bizim dinimiz başkalarının dininden daha iyi veya benim ulusum senin ulusunu yener olduğu için üstün olduğunu ileri sürmek, daha az kabul görür hale geldi. Artık sadece ahlâkî değerlerimizi öne sürmek kabul edilebilir değil; onlar için sebepler göstermemiz gerekir ve bu sebeplerin rasyonel argümanlara ve ampirik kanıtlara dayanması iyi olur. Aksi takdirde ihmal edilmeleri veya reddedilmeleri muhtemeldir.

Tarihsel olarak geriye bakarsak, ahlâkî alanı istikrarlı biçimde, insan cinsinin daha fazlasını (ve hattâ şimdi diğer türleri) ahlâkî toplumun meşru iştirakçileri olarak kapsayacak şekilde genişlettiğimizi görebiliriz. Gelişen insanlık şuuruyla artık sadece çekirdek ailemizin, geniş ailemizin veya mahallemiz halkının refahı ve iyiliğini gözetmekle kalmayız; aynı zamanda bize pek benzemeyen kimselerin refahını ve iyiliğini gözetiriz. Bize benzemeyen insanlarla ticarete girişir, fikir alışverişi yaparız. Onları, eskiden sıklıkla vuku bulanın tersine, dövmeyiz, köleleştirmeyiz, tecavüze maruz bırakmayız, öldürmeyiz.

Ahlâkî gelişme insan toplumlarının hayatını nasıl etkiledi?

Ahlâkî gelişme sayesinde, siyasal yönetişimde teokrasiler ve otokrasiler gerilerken liberal demokrasi yükseldi, yaygınlaştı. Ekonomide daha geniş mülkiyet hakları ve (baskıcı kısıtlamalar olmaksızın) malları ve hizmetleri diğer ekonomik aktörlerle mübadele imkânları doğdu. Hayat, hürriyet, mülkiyet, evlenme, üreme, oy verme, ifade, ibadet, toplanma, protesto, otonomi hak ve özgürlükleri tarihte hiç olmadığı kadar yaygın ve köklü şekilde yerleşti. Refah insanlık tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı, pek çok yere yayıldı, fakirlik azaldı. İnsanların sağlık durumları iyileşti ve ortalama ömür uzadı. Savaşlar seyrekleşti, kölelik iyice azaldı, cinsel kölelik ve köle iş gücü kullanımı tamamen sona ermeye yaklaştı. Cinayet sayısı düştü, Orta Çağ’da yılda her yüz bin nüfus başına 100 cinayet işlenirken bugün endüstrileşmiş Batı’da bu sayı 1’den aza düştü. İnsanların şiddetle ölmesi ihtimali tarihteki en düşük seviyesine indi. Tecavüz ve cinsel saldırı birçok yerde yasa dışı ilân edildi ve yasal düzenlemelerin olmadığı yerlerde dahi azalmakta. İşkence ve ölüm cezası dünyanın büyük bölümünde kanun dışı ilân edildi ve böyle yapılmayan yerlerde dahi artık daha az uygulanmakta. Yargısal eşitlik, başka bir deyişle hukukun hâkimiyeti ve âdil yargılanma hakkı, daha çok sayıda insanı kapsamakta.

Kısacası, insanlık olarak tarihin en müreffeh, en özgür ve en ahlâklı dönemini yaşamaktayız. Bunun altını çizmek, dünyanın her yönüyle kötüye gitmekte olduğuna inanmak için birçok sebebin bulunduğunu düşündüğümüz bir dönemde yüreğimize biraz olsun su serpebilir.

Serbestiyet, 21.02.2017