.: Ünsal Çetin

İnsanlığın Sonunu Getiren İktisat Meteoru

38’inci doğum günüm olduğu için güne iyi başlamayı ümit ediyordum. Öyle de oldu, beklentimin de ötesinde. Bir iktisat köşe yazısı okudum ve dünyam değişti. Eminim siz de okuyunca bunun sebebini anlayacaksınız (I).

Aslında, bir süre önce Adem Simit isimli köşe yazarının ‘kapitalizm şeytandır’ tadında bir yazısını okumuş ve bu yazıyı, anti-kapitalizmin neden bir yaşam tarzı dayatması ve totaliteryenizmle sonuçlanması gerektiğine dair güzel bir açıklama olduğu için, çok beğenmiştim (II). Sadece bir eleştirim olabilirdi, kapitalizmi destekleyen bir iktisatçı olarak ‘kapitalizm melektir’ gibi bir ifade kullansaydım, kendimden utanırdım. Bu ne yani, ekonomik bir analiz ya da muhakeme mi, diye düşünmemek elimde olmazdı.

Neyse, biz bugüne dönelim. Yazarımızın verdiği rakamları ve hatta vardığı bazı sonuçları sorgulamadan, öylece alacağım. Söz konusu yazıdaki ‘de-da/mi-mı’ eklerinin birleşik ya da ayrı yazılmasına dair hataların bolluğu ise benim değil, bu ülkenin ilkokul öğretmenlerinin sorunu.

Yazarımız ilk bombasını patlatıyor;

“Tarihte bugüne kadar yer yüzüne çıkarılan toplam altının değeri 8.6 trilyon dolar, toplam küresel GSMH 80 trilyon dolar ve toplam küresel borç 235 trilyon dolar. Toplam küresel refah böylece toplam altın artı toplam borç (çünkü borç eşittir toplam para) 244 trilyon dolar! Toplam küresel refah eşit dağıtılsa dünyadaki her İnsan aşağı yukarı 4 bin dolar refaha sahip olur. Bu kenarları 1.6 cm uzunluğunda bir altın küpe eşittir.”

Yeterince iyi anladık mı? Bugüne kadar yeryüzüne çıkartılan altının hepsi ve toplam küresel borç, bu ikisinin toplamını alıyoruz ‘toplam küresel refahı’ hesaplarken. İyi de neden 80 trilyon dolarlık küresel hasılayı almıyoruz? (Bu tarz sorularımın ardından gülücük işareti koymayacağım, ama siz soru işaretlerini gülücük işareti olarak alın lütfen.) Yazar 80 trilyon doları ‘yıllık’ küresel hâsıla olarak alıyor. Peki, neden önceki yıllarda üretilmiş küresel hasılayı ‘toplam küresel refahın’ içine dâhil etmiyoruz?

Altın bir zamanlar para olarak kullanılıyordu. Ama artık herhangi bir tür altın standardına sahip değiliz. Yazarın 8,6 trilyon dolar değerindeki altını para arzı ve refahla eşitlemesi hiç doğru değil. Eğer öyle olsaydı merkantilist İspanya’nın enflasyonist çöküşü diye bir şey yaşanmazdı. Hadi bunu boş verelim. 235 trilyon dolar küresel borcun toplam para arzına eklenmesi ve bunula da yetinilmeyip toplam altın ile toplam borcun küresel refah ile eşitlenmesine ne demeli? Allahtan bir 80 trilyon dolar daha borçlanmamış dünya halkları. Ya da borçlansalarmış keşke, daha güzeli mi olurdu, ‘çünkü borç eşittir refah’, hatta 500 trilyon dolar borçlansalarmış keşke. Ve bu ‘borç’ para arzına dâhilmiş. Kanlı canlı küresel hâsıla servete dâhil değil, ama küresel altın miktarı ve küresel borç dâhil. Bir zamanlar, şunu ya da bunu altına çevirme meraklısı simyacılar ve paranın tek başına ekonomik servet olduğunu düşünen, yani para miktarını artırdıkça zenginleşeceğimizi düşünen ‘kafadan çatlak paracılar’ (monetary cranks) vardı (aslında halen var), ama hayır lafı oraya getirmeyeceğim. Hem gerek yok. Dedim ya yazarın ulaştığı sonuçlara bakma gayretindeyim.

Bu kadar yeter demeyin. İnsanoğlunun hayal gücü nelere kadir, kendiniz görün. Yazar devam ediyor;

“Her 5 yılda küresel elitlerin (çok uluslu şirketler ve devletler) şirket karlarını artırmak için yarattığı kaynak yetersizliği yaklaşık 54 milyon 750 bin insanın ölümüne sebep oluyor! İşte matematiği: Her gün açlıktan ölen 16 bin çocuk + 14 bin yetişkin = 30 bin x 365 gün = 10 milyon 950 bin x 5 yıl eşittir 54 milyon 750 bin ölü. Bu kadar açlıktan ölen insanın yanı sıra toplam dünya nüfusunu en az iki defa doyurabilecek miktarda gıda üretiliyor.

Görülüyor ki, açlığın asıl sebebi yetersiz gıda değil, asıl sorun yapay kıtlık. Bu dünyada açlıktan ölmenin sebebi yetersiz gıda üretimi değil yetersiz para dağılımı.”

Vay benim cahil başım! Bence bu noktadan sonra iktisat bilimine ihtiyacımız kalmıyor. Ne o öyle yıllara yayılan eğitimler, sınavlar, kafa patlatmalar, akademik dergiler, kitaplar, Nobel İktisat Ödülleri, seminerler, artık bunların hiçbirine gerek yok. Yanımdan geç git dünya. Bu yazıyı bile burada bırakmam, kalemimi toprağa gömmem gerekmez mi?

Meğer kaynak yetersizliği diye bir şey yokmuş. Meğer kıtlık sorunu ‘yapay’mış. Kâr etmek ne anlama gelir diye sormak şöyle dursun, “toplam dünya nüfusunu en az iki defa doyurabilecek miktarda gıdanın üretilmesi” sanki kendiliğindenmiş ve garantiymiş gibi. Hatta gibi değil, öyle. Kapitalizm üretmedi o gıdayı sosyalizm üretmiş olsa gerek, değil mi? Ve kâr edilmesi ile insanların ölmesi arasında bir nedensellik bağlantısı varmış. Çünkü kâr etmek kaynakları azaltmakmış.

244 trilyon dolarımız var ey dünya! Ne duruyorsun harcasana, açlık sorununu çözsene. Gerçekte olmayan, 244 trilyon dolarlık bir para arzını gıda fiyatlarına yönlendirince enflasyon olmayacak, size garanti veriyorum. Neden mi? Benim adım Ünsal Çetin, ben diyorsam olmaz. Eğer olursa bana gelin hesap sorun. Bu seviyedeki bir para hacminin gıda mahsullerini kovalaması ‘enflasyon ötesi ve akıl ötesi’ bir fiyat artışı dalgasına neden olur çünkü. Eh buna da enflasyon denemez ki. Denir mi?

Ben de burada oturmuş Avusturyalı Avusturyalı, sermayenin heterojen olması nedeniyle, bir parasal fazlalığın sebep olabileceği ekonomik sorunları anlatmaya çalışıyorum. Hadi diyelim ki, 244 trilyon dolarımız var, hadi diyelim ki bunu eşit paylaşımla harcayıp herkesin karnını doyuracağız ve enflasyon olmayacak. Herkesin aynı nitelikte beslenebileceğini nerden çıkardınız? Gıda mahsullerinin heterojenliğini neden dikkate almazsınız? Hatta herkesin başlangıçtaki ‘karın doyurmaya yetecek kadar’ beslenmesinden sonra, sağlıklı ve sürekli beslenebileceğini nereden çıkardınız? O günü sizin payınıza düşen kahve çekirdeklerini yiyerek geçirdiniz, ya sonra? Düzenli idman yapmak zorunda olan profesyonel basketbolcu, yoğun ve yorucu mesai ile başa çıkmak zorunda olan bankacı, vaktini uzun yolculuklarla geçiren pazarlamacı, beyni ile bol miktarda kalori harcayan bilgisayar mühendisi, sadece doyumluk beslenerek yine aynı verimliliği gösterebilecek mi zannediyorsunuz? İlk bir gün, bir ay, bir yıl insanların hepsini beslediniz, ya sonra, insanların hepsini açlıktan ölüme mahkûm etmiş olmayacak mısınız? (Buralarda artık soru işaretlerim gülücük işareti yerine geçmemektedir). Bütün kaynakları bölüşüme harcayıp tükettikten sonra örneğin tarımsal üretimin sürmesi için gerekli olan traktörü, yakıtı, alet-erdevatı nasıl temin edeceksiniz, eskiyen aşınanların yerine yenilerini nasıl koyacaksınız?

İnsanların karnını doyurmak için insanoğlunun soyunu tüketecek bir meteorun dünyaya çarpmasını tercih eder misiniz? Bunu soruyorum çünkü önerdiğiniz çözüm bu kapıya çıkmaktan başka bir ihtimale sahip değil. Bu da çarpıcı, hem de bir meteorun gücüne sahip olan bir çarpıcılığa sahip değil mi?

Çok fazla mı soru sordum acaba?

Meteor dünyaya yaklaşırken bir gazete manşetini görür gibiyim, “Batarken anti-kapitalistti.”

 

(I) Kaan Sarıaydın, “Çarpıcı Gerçekler”, 28.03.2016, http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/carpici-gercekler-1809

(I) Adem Simit, “İşte bunlar hep Kapitalizm”, 29.02.2016, http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/iste-bunlar-hep-kapitalizm-1500