.: Mehmet Ali İlkaya

İnsan Hakları ve Eczane Regülasyonları

Geçen hafta 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü çeşitli etkinliklerle kutlandı. O günde devlet büyükleri, insan hakları ile ilgili kurumlar söz söyledi, raporlar yayınladı. Gün boyu söylevler dinledik. Büyük laflar etmeyi seviyoruz: “Savaşlar, ölen çocuklar, ezilen kadınlar….” Bütün bu söylevlerin içinde günlük yaşamda önemsiz gibi görünen pek çok insan hakkı ihlali unutuldu, es geçildi. Buradan hareketle sizleri eczaneler ile ilgili çeşitli sınırlamaların insan haklarına ne gibi etkisi olduğunu düşünmeye davet ediyorum.

İş yerinde üst kata çıkarken ayağınız burkuldu. Önce bir şey hissetmediniz, aradan bir saat geçince ayağınızda bir ağrı oluştu. İş arkadaşlarınız birkaç öneri sundu. Buz filan koydunuz, bir arkadaşınız size elastiki sargı bezi verdi ve ayağınıza sardınız. Bir de baktınız saat 17:00 olmak üzere. Eşinizi aradınız sizi aldı, beraber bir hastanenin acil servisinin yolunu tuttunuz, bu arada yere basamıyorsunuz sekerek zar zor yürüyorsunuz. Akşam trafiğini de aşıp hastanenin acil servisine kendinizi attınız. Sıra size geldi; muayene oldunuz, neyse çok şükür kırık filan yok. Yumuşak doku zedelenmesi var. Doktor reçeteyi yazdı. Evin yolunu tuttunuz ve yol üzerindeki eczanenin ışıkları yanıyor ve içeride insanlar var. Hemen fırlayıp eczanenin kapısını açtınız ilaç almak istediğinizi söylediniz. Eczacı cevaben: “efendim ilaç satamıyoruz” “aa! neden?” dediniz. Eczacı gayet rahat: “saat 19:02, bu saatten sonra satış yasak, nöbetçi eczaneden alabilirsiniz, nöbetçi eczanelerin adları adresleri kapının dışındaki kâğıtta yazıyor” dedi. Son bir hamleyle; “ilaçları verseniz daha süre yeni dolmuş” diyecek oldunuz kesin kararlı bir ses: “yasak efendim” dedi. Kendinizi kapının önünde nöbetçi eczanelerin adlarını ve adreslerini okurken buldunuz. Bu arada kafanızdaki googlemaps çalışıyor… Bir süre düşündükten sonra evdeki ilaçlarla yasağın kalkacağı saate kadar idare etmeye karar verdiniz. Çünkü nöbetçi eczane işi ayrı bir sınav, ayağınız ise buna dayanamaz…

Yukarıdaki öykünün aynısı ya da benzerleri sanırım hepimizin başına gelmiştir. Bu küçük gibi görünen, yılladır süren, kanıksadığımız durum esasen bir insan hakkı ihlâli ve son derece yanlış bir uygulama.

Eczaneler ile ilgili irili ufaklı düzenlemeler/sınırlamalar bazı kesimlerin ve çeşitli düzeydeki insan haklarının çiğnenmesine dolayısıyla hak ihlâllerine neden olmaktadır. Bu kapsamda üç kesimin ve üç tür insan hakkının gasp edildiğini iddia edebiliriz. Birinci düzenleme; eczane sayısının sınırlanması tasarısı ile ilgilidir. Bu regülasyon adımı; eczane açmayı planlayan bireylerin girişim hakkının yok edilmesine yol açar. İkinci düzenleme; eczanelerin çalışma gün ve saatlerinin sınırlandırılması. Mevcut eczacıların çalışma hakkını elinden alır. Son olarak çalışma gün saatlerinin düzenlenmesi ve nöbetçi eczane uygulaması; tüketiciyi yani geniş bir kitlenin sağlıklı yaşam hakkının doğrudan veya dolaylı tehdit edilmesine ve en temel insan hakkı olan yaşama hakkının tehlikeye düşmesine neden olur. Gerek yasa ve mevzuat yoluyla gerekse Türk Eczacılar Birliği (TEB) vasıtasıyla yapılan yukarıda değindiğimiz sınırlamalar en temel insan haklarının çiğnenmesine yol açmaktadır.

İnsan hakları ile ilgili büyük nutuklar yerine, şehrimizde, mahallemizdeki cadde üzerinde yer alan eczanelerin çalışma saatleri, çalışma günleri ve nöbetçi eczane gibi sınırlamaları çöpe atarak işe başlarsak, insan haklarının korunmasına daha çok katkımız olur. Ne dersiniz ?….